28 Aralık 2009 Pazartesi

Sevmiyorum Sizi

Kobe'yi niye sevmediğimi başka yazıda anlatırım.Bu yazının konusu James.Kendini beğenmiş tavırları yüzünden bu adamı sevmem.

Örnek:Dün gece oynanan Houston maçını kazandılar ve James maçın son 6 dakikası kala kenarda dans etti.Sinirlendim ve maça bakmayı kestim.Bana göre kazanmaktan öte mücadele ve rakibe saygı.James mücadele ediyor kabul ediyorum ama rakibe hiç saygı göstermiyor.Her maçı kazandığında kenarda dans ediyor.Buna sinirlenenler çıkıyor.Noah mesela küfür etmişti ve o maçtan sonra oynanan maç yanlış hatırlamıyorsam Houston maçıydı ve bu maçı kazanmıştık.

Hayes maçtan sonra bu açıklamayı yapmıştı.Buyrun bakın:http://zorturkler.blogspot.com/2009/12/dogru-soze-ne-denir_10.html

Neyse belki üşenirsiniz buraya koyuyum.


"LeBron'un Bulls'a karşı dansetmesi doğru değildi evet. Ama Bulls ve Noah bunu dert ediyorlarsa, onu yenmeleri gerekiyordu. O zaman dansetmiyor. Cleveland'lı oyuncular farklı bir şekilde öndelerken kenarda devamlı bu tip hareketlerde bulunuyorlar ama maç yakın gidiyorsa yapmıyorlar. Onların size saygı göstermesini sağlamalısınız"

Seni attığın sayılar yaptığın smaçlar nedeniyle seven çok olcak.Ama benim gibi düşünenler seni kötü örnek olarak kabul edecez.

Not:Dün baktığım maçlarla ilgili yazı yazamıyacam.Yazılım var ona çalışmam lazım.

ZorTurK

27 Aralık 2009 Pazar

Sportif Açılım

Düşünüyorum neler yazsam diye, farklı bir şeyler arıyorum. Bu kadar çok insanın düşündüğü konular hakkında farklı noktalar yakalamak zor. Takım değerlendirmeleri, ilk yarı performas analizleri, son 10 yılın takımları, sezonun faydalı transferleri, öne çıkan oyuncular hepsi yazılıp çiziliyor. Zevkle okuyorum bazılarında durup düşünüyorum. Şimdi önümüzde kocaman bir ikinci yarı , ardından dünya kupası var. Bir de basketbolda dünya kupası göreceğiz kısmetse. Kupayı izlerken elemelerdeki yanlışlar, kaçan goller, çağırılmayan oyuncular hep aklımızda olacak. Ah bu takımın yerinde biz olacaktık gibi hayıflanmalar içinde olacağız belki. Aslında sanırım bu Basketbol Dünya Kupası ve Euro 2016 için adaylık projemiz ile ilgili bir şeyler söylemek lazım.


Hangi Türkiye ?

Malum Temmuz ayından beri hepimiz neremizi , nasıl açacağımız konusunda karışık kafalarla yaşıyoruz. Zaman zaman blogda ben siyasetin içinede girdim, çünkü siyaset sağolsun sporun içinden çıkmıyor ülkemizde. Basketbol Dünya Şampiyonası'nın yapılacağı 4 ilimiz Ankara , İzmir , İstanbul ve Kayseri. Burada öncelikli sorunun Kaysersi olduğunu, daha önce gündeme getirmiştik blogumuzda. Siyasi çıkarlar yüzünden Antalya yerine Kayseri tercihi yapıldı. Euro 2016 adaylık projemizde ise 8 şehirimiz İstanbul, Kayseri, Bursa, Eskişehir, Ankara, İzmir, Konya ve Antalya. Yedek şehirler ise Trabzon ve Urfa. Bir şehrin aday olması için, hem stat hem de altyapı olarak yeterli olması lazım. Alt yapıdan kastımız ise, konaklama ,ulaşım, tesis gibi. Okuyanlar az çok hayalperest olduğumu bilirler. Bu şehirler içinde yani 8 ana şehir içinde keşke Türkiye'nin doğuşundan bir kent olsaydı. Biliyorum ve farkındayım bu şehirler ne stat ne altyapı olarak hazır değiller şu anda. Belki içlerinde en hazırı yedek şehir Urfa. Ama 6 sene var önümüzde, mesela Diyarbakır olsa bir aday şehir yahut Mardin. Bu ülke zamanında Güneydoğu ve Doğuanadolu'ya yatırım yapacağım deyip, devleti dolandıranları zengin etmedi mi? Bu ülkede hala birileri devlet eli ile ucuz krediler ile zengin ediliyorsa, bence bu ülke 6 sene içinde böyle bir şehri turnuva şehri haline getircek güce sahiptir. Yeter ki niyet olsun. Yıllardır devletin kötü çocuklarının üzerinden silindir gibi geçtiği bu topraklara en azından böyle bir değişiklik yaşatırız, belki onlara olan insanlık borcumuzun yüzde 1'ini böyle ödeyebiliriz.

İki turnuvanın da şehirlerine bakınca Türkiye Kayseri ve Konya'da bitiyor gibi geliyor insana. Her ülkenin kuzeyi ile güneyi, doğusu ile batısı arasında bazı nedenlerden dolayı sosyal ve ekomonik farklar vardır. Ama bizim ülkemizdeki fark git gide uçuruma dönüşüyor. Bu yüzden boş işler ile vakit harcıyacağımıza, belki spor ile oraya bir güzellik götürsek çok iyi bir ilk adım olur.

Hem bu tesisleşme ve stat yapımları süresince bölgede iş imkanı sağlanır. Yani biliyorum bölgenin ihtiyacı olan daha kalıcı adımlar atılması, daha uzun vadeli planlar yapılması ama sporun ve futbolun birleştiriciliği belki oradaki insanlar için yeni umut olur. Düşünsenize Messi Diyarbakır veya Mardin'in sokaklarında yürüyor. Oradaki "taş atan" çocuklar için dağdaki PKK'lılardan daha umut verici bir kahraman olmaz mı bu görüntüler ?

Maradona

26 Aralık'tan Notlar

Utah Jazz 97-76 Philadelphia

Memo sezonun en iyi maçlarından birini çıkardı.16 sayı kaydederken, 8 ribaund aldı, 2 asist yaptı ve bir de top çaldı. İnşallah bu maç onun yükselişi olur. Utah'ta Deron Williams'ın 27 sayı -8 asist ürettiği karşılaşmada, Carlos Boozer da 19 sayı -11 ribaund ile mücadele etti.

Dizindeki sakatlığı devam eden Allen Iverson'ın forma giymediği Philadelphia'da ise Thaddeus Young 20 sayı, 2 ribaund, 1 asistlik performansı ile takımı adına sahanın en etkili ismi olurken, Andre Iguodala 16 sayı, 8 ribaund, 3 asist ve Elton Brand ile Jrue Holiday 10'ar sayılık performansla oynadı. Brand, o kadar para alıyorsun, biraz katkı ver bu takıma.



Milwaukee Bucks 97-112 San Antonio Spurs

Maçın başlarına baktım. Ersan gene ribaundları topluyordu ama erken faul problemine girdi. Onun yerine giren Warrick de iyi oynayınca maça bakmayı kestim.Ersan 6 sayı -5 ribaund ile oynamış. San Antonio Spurs'te ise Tim Duncan 26 sayı, 8 ribaund, 4 asistlik performansla oynayarak sahanın en skoreri olmuş.

Ersan'ın yerine giren Hakim Warrick 23 sayı, 5 ribaund, 2 asistlik performans oynamış. İlk 5 tehlikeye girdi.

Houston Rockets 98-93 New Jersey Nets

Maça pek bakmayı düşünmüyordum.McGrady'nin oynadığı dakikalara bakacaktım ama McGrady'nin "artık 30 dakika istiyorum" demesinden sonra " bench var, onu verelim" demişler. İlk çeyreğe baktıktan sonra başka maçlara geçtim ama 3.çeyreğin sonlarına doğru geri açtığımda maç çok başa baş gidiyordu ben de baktım maça. İyi ki de bakmışım çok zevk aldım. Jersey sürekli smaç yapıyorlardı ve onları da genellikle basket faulle bitiriyorlardı. Ariza kötü yüzdeyle oynasa da triple-double'ı 2 asistle kaçırdı.

ZorTurK

26 Aralık 2009 Cumartesi

Şapka Çıkartacaksınız (8)

Allahım sana geliyorum!!

İlk yazı

Kendinin kurmadığı bir blogda yazmak ne kadar zormuş. Bir de bu yazı ilk yazıysa.

En iyisi kendimi tanıtmak ve kornerolmasilazim bloguna ne katkı yapacağımı anlatmak.

http://zorturkler.blogspot.com/ ve http://zorturkderki.blogspot.com/ blogunun yazarıyım. Maradona'ya Zorturkler'e ara vereceğimi söyleyince kendi bloguna davet etti. Ben de naz etmedim. Kabul ettim. Yani kısacası davet geldi ben de kabul ettim ve dedim ki: "Bana verdiğin yetki ne?"

Maradona da "İstediğini yap. Blog seninmiş gibi davran" dedi ama olmuyormuş. Hiç benim blogum gibi olmuyor.

Yazacağım yazılar ise basketbol hakkında olacak. Arada sırada belki güzel fotolar da koyabilirim.

ZorTurK

23 Aralık 2009 Çarşamba

Jabulani

22 Aralık 2009 Salı

Marry Christmas

Aslında bu saçma ötesi gündeme dahil olmayı düşünmüyordum, ta ki bugün Erhan Telli ruhumu gerene kadar. Önce gazetede gördüm, yerli futbolcular yabancılara sitem etmişler. Noel için Trabzonspor maçında oynamayacak olan yabancı oyunculara, yerliler, siz izinli biz izinsiz ,biz bayram seyran demeden oynuyoruz siz oynamıyorsunuz gibisinden sitemler etmişler. Klasik bir Erhan Telli saçmalaması diye düşünüp kapattım konuyu kendi içimde. Daha sonra 13 sularında bu sefer NTVspor Radyo'da karşıma çıktı Erhan Telli. Diyor ki " Siz biz savaşa giderken , yanınızda en güvendiğiniz arkadaşlarınızı görmek istersiniz". Çok sevgili Erhan Telli, Galatasaray yarın Trabzonspor ile savaşa gitmiyor. Futbol gibi dünyanın en güzel oyununu savaş gibi kötü kavramlar ile benzetmek bu oyuna yapılan en büyük hakaret bence. Ben sevgili oyuncularımıza mutlu noeller diliyorum ve kendimce gidişlerinde niçin bir tuhaflık olmadığını dile getirmeye çalışacağım.

Önce bu Erhan Telligillerin saçma tezini çürütelim. Efendim Türk futbolcuları "Ramazan ve Kurban" bayramlarında maç olduğunda maça çıkıyorlarmış. Ligimizdeki gurbetçi futbolcuları saymaz isek, hepsinin ailesi Türkiye'de. Ülkemiz de makul bir büyüklüğe sahip olduğu için bir ucundan bir ucuna uçak ile sanırım 2 saatte gidilir. Futbolcular ise standarttan fazla paraya sahip oldukları için kolaylıkla böyle günlerde ya ailelerini ve sevdiklerini yanlarına getirebilirler, yahut kendileri yanlarına gidebilirler. Ama Avustralyalı ve Brezilyalı futbolcuların böyle bir şansı yok. Ayrıca dini bayramlarımızda yerli futbolcular oynamaz ise , takım sahaya 6 kişi çıkacak ve 6 kişi bir futbol maçının başlaması için yetersiz kişi demek. Yani eğer yerli futbolcuların böyle bir sıkıntısı var ise, bunu halledecek kurum TFF'dir, fikstür yapılırken öyle ayarlayacaklar olacak bitecek.

Efendiler size sormak istiyorum, Galatasaray Frank Rijkaard'ı takımın başına ne için getirdi ? Bu sene şampiyon olmak için mi, yoksa geçmişinde sürdürülebilir başarılara alışmış camianın, son yıllarda kaos içindeki teknik yönetimine bir düzen bir kalite getirmek için mi? Bugün bizler , yani bizler derken tüm futbol severler, ligimizde Frank Rijkaard ve Neeskens bir takım çalıştırıyor diye sevinmek yerine, her bulduğumuz fırsatta onlara sallamak için pusuda bekliyoruz sanki. Türkiye Kupası'nda grubumuzda Trabzonspor , Ankaragücü, Denizli Belediye ve Orduspor var. Trabzonspora'a yenilsek de alınacak 9 puan daha var. Ayrıca bu eyyamcı ve skorsever zihniyetle unutuyorlar ki, Arda Turan bu kadar iyi bir futbolcu değilken, Sabri henüz insan bile değilken, biz sırf yerli kadro ile bir kupa eşleşmesinde Kadıköy'de berabere kalmıştık. Son yıllarda aldığımız mağlubiyetler düşünüldüğünde, hiç de fena bir sonuç değildi alınan beraberlik. Yani artık bu insanları suni gündemler ile yıpratmaktansa , onların yaptıkları güzellikleri görmemiz lazım.

Oyuncularına izin verdi ve onları mutlu etti. Bu motivasyon ile belki Elano daha güler yüzlü bir insan olacak. Belki Oz büyücüsü daha güzel büyüler yapacak ve Leo artık bize bir kaç puanı tek başına kazandıracak. Ayrıca eminim ki, Frank Rijkaard bizim yorgun Türklere de bir güzellik yapıp gönüllerini almayı bilir.

Artık ne olur çağdışı tartışmalar ile bu güzel oyuna gölge etmeyin Erhangiller.

Maradona

21 Aralık 2009 Pazartesi

Fenerbahce Trabzonspor

Güzel bir maç olacağı önceden belliydi. Çok da hızlı başladı maç. Yan hakemler araya girmese belki bol gollü bir maç izlerdik. Maradona'nın da her hafta üzerinde durduğu bir konu bu. Hakemlerimiz çok formsuz. Ama gelin yine futbol konuşalım.

Maça iki takım da hızlı başladı. Fener de Trabzon da gol istiyordu. Ayağa daha iyi pası ise Fener yapıyordu. 

Fener'de bu sezonun en büyük sorunu olan kanatsızlık yine başrolde. Sola bakalım. Santos neredeyse hiç çıkmadı ileriye. Özer çok top kaptırdı kabul. Ama bunu hiç yardımsız yaptı. Santos destek verse belki bu kadar çok top kaybı olmayacaktı. Carlos'u bile arattı bize. 

Sağ kanatta yine Topuz sorunu var. Daum ne dediyse bu adama, sağ koridora hiç girmiyor. Gökhan da yalnız kalıyor. Geride de çok pozisyon veriyor. Dün de verdi.

Emre geri dönmüştü bu maçta. Ama o da korka korka oynadı. Deniz değişikliği doğru oldu yani. İki takım da olumlu oynadı ama iki takım da iyi futbol oynamadı. Belki daha çok mücadele eden maçı kazandı diyebiliriz. 

Alex yine hızlı oynamayı tercih etti. Bir pasla atağa çıkarmaya çalıştı takımını. Bir pozisyonda da çok iyi bir asist yaptı ve o da gol oldu zaten. 

Cristian da olumlu bir top oynadı. İleriye taşımaya çalıştı takımını. 

Trabzon'da Colman ve Alanzinho takımı atağa çıkartmaya çalıştılar ama tek hatırlayabildiğim ceza sahasına kadar gelip oralarda top kaptırmaları. Bunu çok yaptılar. Bu da Fener'in işine geldi. Fener ileride basmayan bir takım. Geride bekliyorlar. Bekledikleri yerde de top kazanmaları onların lehine oldu.

Takım kötü oynuyor hala ve fakat Uefa'da da ligde de lider kapadılar ilk yarıyı. Gerçekten çok enteresan. Verilen arada orta yapmayı öğrenmeliler. Bu özellikle "Alex'siz ne yaparız"ın da cevabı. Takımın, yeni atak kombinasyonları üretmesine ihtiyacı var. 

Lille çok güçlü bir rakip. Grup lideri falan dinlemez, perişan eder gibi bir his var içimde. O maça kadar takviye şart. Transferle olur, antremanla olur ama şart. Bu yarıyı çok iyi değerlendirmeli bence iki takım da. Trabzon'da gol sorunu var. Fener'de de var. Guiza öyle bir gol kaçırdı ki herhalde maçı kazandıran golü atmasaydı bu hafta gönderilebilirdi. Şimdi ise "okçu liderliğe ok attı" gibi başlıklar var. Hayat ne garip.

Ben bu maçta bir de Uğur Boral'ı izlemek isterdim. Ben de garip konuşmaya başladım biliyorum ama o kadar az orta gördüm ki bu sene bu takımdan, Uğur belki Sevilla günlerine döner diye beklemek bile daha doğru geliyor benim için. 

Herkese iyi haftalar. 

Marquinhos




20 Aralık 2009 Pazar

Dünya Kupası Grupları E grubu

Ufak bir aradan sonra E grubu ile karşınızdayım. Benim daimi favorim olan Hollanda'nın grubundan bahsedeceğim kısaca. Diğer ekipler Danimarka , Japonya ,Kamerun.


Hollanda : Avrupa'dan kupaya gelen ekiplerden epey önce kupaya gelmeyi garantilediler. Zayıf bir grupta yer almaları bir üst turu garanti gibi gösteriyor ama geçmişinde sık sık şansszlıklar yaşamış bir takımdan bahsettiğimizi de unutmayalım.
Fifa Sıralaması :3 Puan :1279
Yıldız Oyuncular : Robin Van Persie , Arjen Robben
Dikkat Çekebilecek Oyuncul : İbrahim Afellay
Bizimle Alakası : Diğer büyük takımlar gibi bizimle yine pek bir alakası yok. Fakat Rijkaard, ülkemizde şu an en sevdiğimiz Hollandalı herhalde.


Danimarka : 2006'da katılamadıkları kuapnın acısını çıkarmak isteyecekler. Fakat yaşlanan yıldız oyuncularının yerlerini dolduramadılar gibi görünüyor. Jorgensen , Rommedahl , Tomasson gibi yıldızlarının milli forma altındaki son kupaları olabilir.
Fifa Sıralaması : 26 Puan : 835
Yıldız Oyuncular : Christian Poulsen , Nicklas Bendtner
Dikkat Çekebilecek Oyuncu : Thomas Enevoldsen


Japonya : 2002 Dünya Kupası'nda bizim de karşılaştığımız Japonya'nın ilk hedefi Avrupalılar'dan sıyrılıp bir üst tura çıkabilmek olacak ama biraz işleri zor.
Fifa Sıralaması : 43 Puan 709
Yıldız Oyuncular : Shunsuke Nakamura , Keisuke Honda
Dikkat Çekebilecek Oyuncu : Takayuki Morimoto
Bizimle Alakası : Bir zamanlar Gs forması giymiş İnamoto bu takımda yer alıyor.


Kamerun : 2000 ve 2002'de aldıkları Afrika Kupası'ndan sonra akabinde çıktıkları dünya kupalarında pek başarılı olamadılar. Avrupa'da oynayan futbolcuları ile üst turu zorlayacaklar.
Fifa Sıralaması : 11 Puan : 1035
Yıldız Oyuncular : Samuel Eto'o , Idriss Carlos Kameni
Dikkat Çekebilecek Oyuncu : Georges Mandjeck
Bizimle Alakası : Song , Hamidou , Bebbe , Saidou , Deumi gibi futbolcular bu milli takımda oynuyor.


Not: Gine ile Kamerunu karıştırmışım grup D yazısında.Kusura bakmayın. Kupa harici takılmlarla bakıldığı zaman Gineli çok futbolcu var ülkemizden, sanırım 6 milli gineli var.


Saygılar.

Trakedi

Galatasaray-Gençlerbirliği

Sezonun sayılı kötü ortasaha performanslarından birini izledim dün gece. Takım halinde oynaması gereken Galatasaray bölük pörçük oynadı. Defans ve hücum bölgesi arasında köprü vazifesi kurması gereken oyunculardan Topal ve Sarp kötü oynadı ve üzerine bir de Elano'yu görmeme (!) faktörü eklenince iyice rezalet bir orta saha çıktı karşımıza.

İlk yarıda gene ileri uç adamlarımızın kişisel çabaları ile belli etkinlikler sağladık, kah el oldu, kah ofsayt. Yeri gelmişken belirtmek lazım, sanırım dünkü yardımcı Türk değildi, çünkü sezon başından beri aynı maç içinde bu kadar doğru karar veren bir yardımcı hakem görmedim ben. İlk yarı bittiğinde Topal çıkarsa oyundan takım belki toplarlanır dedim, ama o da oyunda kaldı. Frank Rijkaard niçin oyunculara müdahale etmiyor bilmiyorum. Bu devre arasında neler yaşanacak merak ediyorum. Mevki üzerine bireysel antremanlar yaptırılacak mı? Futbolcularda gözle görülür bir bireysel performans artışı sağlanacak mı? Takım, oyun planını sindirecek mi? Neyse efendim, ikinci yarı farklı olan şey Doll'un hemleleriydi. Önce Keita'yı durdurmaya çalıştı, fakat nafile. Sonra üzerine bizim ofsayt mallığımız gene hortladı. Kocaman 1 hafta geçti ve hiç bir ilerleme kaydedemedik. Atamayana attılar ve maçı kazandık. Gol bence Elano'nun golü. Elano'nun beklenileni verememesinin 3 sebebi var. 1 Geç geldi, taktik antremanları kaçırdı, ve kondisyonuda yeni toparlanıyor. 2, takımda bazı isimler ona pas atmıyor. 3, Arkadaşları onun yeteneklerini bilmiyor.



Sonuçta sezonun ilk yarısının son maçını kazanmak güzel, ama bu kadar kötü oynamak beni düşündürdü. Elimden geldiğince dün size orta sahada yaşadığımız zaafiyeti anlatmaya çalışacağım.


Sezon başından beri 4 3 3 , 4 2 4 ve 4 2 3 1 tartışmaları sürüyor. Frank Rijkaard bu işin profesörü olduğuna göre takımın her maça 4 3 3 ile çıktığını ve saha içinde yanlış gözüken bir şeyler varsa , bunun oyuncuların pozisyonlarını kaybetmelerinden kaynaklandığını düşünüyorum. Aslında taktik göstermesi olarak keşke evde bir "Pes" olsa. Orada Barcelona'nın dizilişi bu iş için en güzeli Ama ben olması
gerekeni, ve olanı size Fm 2010'da göstermeye çalışacağım.

Bizim takım dün en azından sahaya böyle yayılmalıydı. Topal defansın önünde uzun boylu kesici olarak defansa yardım etmeli, Sarp ise hem orta alanda rakibi yıpratmalı hem de, Elano ile hızla buluşturup atakların bir usta tarafından kurulmasına yardımcı olmalıydı. Peki ya bizimkiler nasıl oynadı dün ?

Biz ise böyle dizildik sahaya. Defans gereğinden fazla geriye yaslanmış, Mehmet Topal bir kesiciden ziyade 3. stoper gibi. Topal geriye gidince doğal olarak Sarp da geriye geliyor ve takımın ilerisi ile gerisi arasındaki mesefa büyüyor. Halbuki bizim hocamızın oynatmaya çalıştığı bu düzende, aradaki mesafe ne kadar kısalırsa o kadar iyidir. İşte saha içinde oyuncuların bir kısmı hatalı yer alışlarda bulununca sistemin işlemesi zora giriyor. Bu zorlukları şimdi elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım.

1 Öncelikli olarak defans bu kadar geriye yerleşince, geriden oyun kurmakta zaten zorlanan Galatasaray iyice eveleme ve geveleme dolu geri paslar yapmak zorunda kaldı. Solda Caner sağda Uğur çok istekli olmaları ve çok çalışmalarına rağmen aradaki mesafe yüzünden atağa yeteri kadar destek olamadılar. Çünkü önlerinde topu taşımaları gereken daha çok alan vardı.

2 Topal geri çekilince, hem orta sahada etkisiz oldu, hem de rakip oyunculara maç boyu sadece eskortluk yaptı. Bir de bunların üzerine kötü pas tercihleri ile takımın el freni oldu. Sarp ise ilk yarıda Elano'yu genelde görmemezlikten geldi.

3 Takımın orta alanı ve defansı bu kadar geride olunca Arda ve Keita topla çok geride buluştu. Bu iki oyuncu aslında top ile 70. metreden sonra buluşmalı ve o tehlikeli alana kadar enerjik kalmalılar. Ama bu maç topla çok geride buluşunca enerjilerini ceza sahası içinden çok, ceza sahasına ulaşmak için harcadılar.

4 Elano , Topal ve Sarp'dan istediği pasları alamayınca , o da en etkili olabileceği 65 ila 75 arası top ile buluşacağına, daha geride top alıp, enerjisini gereksiz işlerle harcamak zorunda kaldı.

İşte bu sebeplerden ötürü dün bence sezonun en kötü orta sahası ile oynadık. Şimdi aklımdaki tek soru, bu sezon arasında Frank Rijkaard bütün bu yanlışların ne kadarını giderebilecek?

Sevgiler Saygılar

Maradona