7 Mayıs 2010 Cuma
Torino'da bir gece
Link
İtalya 1990 Dünya kupasının İngilizlerin gözünden anlatıldığı bir belgesel. 11 Mayıs'ta İngiltere'de gösterime girecek Burada gösterime girmez büyük ihtimal fakat bir şekilde izleme şansımız olabilir ilerleyen günlerde. Anlatıcı Gary Oldman bu arada onu belirtmeden olmaz.
Saygılar.
6 Mayıs 2010 Perşembe
Tottenham'a ŞL Hayırlı Olsun

Maçtan sonra Harry Redknapp, "Şampiyonlar Ligi derecesini korumak, FA Cup'ı kazanmaktan daha önemli" demiş.
Liverpool'un kötü performansından sonra, bir takımlık yer açılmaya başlamıştı Şampiyon Ligi için. Bunu Premier Lig'de en son Everton başarmıştı, 2004-2005 sezonunda.
Tottenham bu ulvi amaçları için geçtiğimiz ay, Chelsea ve Arsenal gibi devleri devirdi. İngiltere'de bir takım takım 4 büyük abiye ortak olacaksa, gönlümden geçen 2 takım vardı hep bunun için. Birisi bu sezon yeniden geri dönen Newcastle diğeri ise Tottenham. Özellikle Man City, sezon başında önce Dunne ile sonra da Hughes ile yollarını ayırdıktan sonra içten içe hep dua ediyordum, sezonu istedikleri gibi bitirememelerine dair. Dileklerim kabul oldu.
Avrupa'da hiç bir takıma gereğinden fazla bağlılık duymadığım için, Galatasaray'ın yaşadığı kayıp sezonda böyle ufak şeylerle mutlu olmaya çalışıyorum.
Bir Türkiye Kupası Daha Görememenin...
5 Mayıs 2010 Çarşamba
Kupa Trabzon'un
Engin, hepimizin bildiği gibi çok yetenekli ama yetenekli olduğu kadar da sorunlu bir futbolcu. Geri gelmez, pas vermez, yeri gelir saha içinde arkadaşına bağırır, bu liste uzar gider. Ama bugün o şımarık Engin yerine takımı için oynayan, kendi yarı sahasının ortalarına kadar gelip top çalan bir oyuncu vardı. Genelde bu işi Selçuk ve Colman ikilisi yapar ve üzerlerine aşırı yük binerdi. Engin de bu sorumluluğu paylaşınca ilk yarı için işler iyi gitti.
İkinci yarıda Fenerbahçe biraz daha ilerde oynamaya çalışıyordu. Gene fazla organize değillerdi oyunun hücum yönünde, ama en azından orta alandaki Trabzonspor etkinliğini yavaşlatabilmişlerdi. Derken sahneye ülkemize Tanrı'nın bir hediyesi olan Alex çıktı. Koyu bir Galatasaray taraftarıyım ama Alex'i izlemeye doyamıyorum. Usta işi bir gol attı. Asıl tuhaflık bundan sonra başladı.
Daum hepimizin bildiği üzere, takım öne geçtikten sonra, el frenine asılıp hız keser. Golden önce yanına Devid'i çağırmasını ben anlayamadım önce. Sonra Emre'nin kartını fark ettim. Eğer illa ki birisi oyuna girecekse ve bu değişikliği yapan isim Daum ise bence orta sahaya defansif anlamda katkı yapacak birisi girerdi. Ama bu değişiklik kupaya mal oldu.
Daum'un hatası bununla kalsa iyi. Kendisi ülkemizde çift forvet ya da Alex'i de sayalım 3 forvet oynamamın yasak olduğunu zannediyor sanırım. Maç 2 1 olduktan sonra takımın saha içindeki etkisizliğine seyirci kaldı. 87. dakikada ise Gökhan'ı aldı oyuna. İşte bu işlevsiz değişiklik Daum'u sorgulamamız gereken nokta.
Trabzonspor'da ise Cale dışında kötü oynayan kimse yoktu. Aslında Cale de kötü oynamadı ama iyi de oynamadı. Kendisi her maç 10 üzerinden 5.5 alıyor bende. Ne akıyor ne kokuyor. Alanzinho ve Engin ise özel alkışı hak ediyorlar bence. Kupa Trabzonspor'a hayırlı olsun. Böyle bir motivasyona ve mutluluğa ihtiyaçları vardı. Ama umarım seneye 3 kupa hedefi ile yola çıkmazlar. Sakin ve sabırlı olurlarsa Şenol Güneş ile güzel günler görecekler. Unutmasınlar ki bu takımdan bir şey yapıp Şenol Güneş'i kovarlarsa bir daha iflah olmazlar.
Gelelim bu mağlubiyetin Fenerbahçe üzerindeki etkisine. Bu maç ya son 2 final öncesi ufak bir uyarı olacak, yahut sonun başlangıcı. Ben Galatasaraylı olduğum için değil, Bursaspor'un doğru işler yaptığına inandığım için, Bursa'nın şampiyon olmasını istiyorum. Daum, 3 puanı almayı bilen bir teknik direktör ama onun günü birlik çözümlerini sevmiyorum. Bakalım neler olcak ve şampiyonluk kupası kimin olacak?
4 Mayıs 2010 Salı
Yeter be Başkan
"Hakem hataları sürekli bir takım lehine, diğer takımların aleyhine oluyorsa kafalarda soru işaretleri oluşuyor. Rakip takımlarla oynanan müsabakalarda futbolcuların, kalecilerin performanslarına bakıyoruz, orada rahatsızlıklarımız var. Arzu ettiğimiz gerçek anlamda pırıl pırıl, tertemiz bir lig olduğunu söyleyemiyorum.''
Bu yukarıdaki cümle Galatasaray Başkanı Adnan Polat'a ait. Peki kimdir Adnan Polat?
3 senezonda 5 değişik teknik direktör ile çalışan,
Yancısı Adnan Sezgin ile takımı şampiyon yapıp kendisini mutlu hisseden,
Büyük Kaptan Bülent Korkmaz'ı gözünü kırpmadan harcayan,
Skibbe'nin arkasında duramayan,
Yeniden seçim kazanmak için transfer yapan,
Tribünün Arda'ya bağıracağını bile bile buna göz yuman bir Galatasaray Başkanı'dır Adnan Polat.
Ben sıkıldım artık,
Avrupa'ya erken vedalardan,
Her sene yenilenen takımdan,
Değişen hocalardan,
Adnan Sezgin'in göt suratını görmekten,
Vefasızlıktan.
Geçen sezon sonu bir ara günah çıkartır gibi yaptı sayın başkan, Frank Rijkaard'ı getirdi. Ama kendi zihniyetinde değişen hiçbir şey yok. Kendisine tavsiyem, Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören ile birlikte hakem hatalarından oluşan bir film hazırlasınlar. Rüya Sineması yıkılmadan "İki Film Birden" diye gösterirler herkese.
Maradona
2 Mayıs 2010 Pazar
Futbol Dolu Bir Hafta Sonu(!)
2 buçuk haftadır sınavlar, ödevler derken sıkıcı günleri geride bıraktım. Bunun üzerine bir de haftasonu kursun olmaması denk geldi. Planlarımı yaptım ve çılgınlar gibi maç izledim demek isterdim. Ama inanın Cumartesi akşamı oynanan Barcelona Villareal maçının 10 dakikası ve Lig Tv'nin internet sitesindeki gol özetleri dışında hiçbir şey izlemedim.
Genelde Cuma’dan Pazar’a hatta bazen Pazartesi’ye kadar canlı verilen bütün maçları takip etmiş olurdum. Ama bu sefer bir değişiklik yaptım. Bu değişikliği yapmamın sebebi ise NTV Spor’un Cuma gecesi yaptığı yayın oldu. Sergen, Rıdvan, Mustafa Doğan, Demirkol ve Güntekin Onay hafta sonu oynanacak maçları yorumluyorlardı. Canlı görüntülü bağlantı ile, Ertuğrul Sağlam, Tolunay Kafkas, Rıza Çalımbay ve Abdullah Avcı ise programa konuk oldular. Kural kitabında lig maçlarının 90 dakika oynandığı yazılıyor. Ama ülkemizde maçlar en az 1 gün süre ile oynanıyor. İşte bu durum beni maç izlemekten alıkoydu. Biraz daha anlatmaya çalışayim.
Bugüne kadar bir futboldan yahut Galatasaray’dan daha fazla sevdiğim bir kız arkadaşım olmadı. Ama ülkemizde bu yapılan BBG evi gibi olmaya başladı. Bu sevdiğimiz oyunu artık izlemiyor, röntgenliyoruz bence. Hepimiz teknik direktör, hepimiz hakem oluyoruz. Ahlak sınırlarını aşan komplo teorilerine maruz kalıyoruz. Ve hepsinden kötüsü futbolu özleyemiyoruz. Sanki sevgilimizle haftada 6 gün görüşüp, her gün 10 saat telefonda konuşuyor gibiyiz. Bir kadına gidip, “Ben bunaldım biraz ara verelim” demek dünyanın en şuursuz lafıdır sanırım. Ama ben bu hafta sonu bunu dedim. Güzelim futbol, sana ara verdim. Maçların skorlarını Marquinhos’ tan öğrendim. Golleri internetten izledim, ama Cuma gecesi saat 22:00’dan beri ne bir futbol programı izledim, ne bir satır spor sayfası okudum. Hatta yazmam gereken iki tane yazıyı bile erteledim. (Atilla okuyorsan haberin olsun)
Bilmediğim bir spor olan snooker’a sardım. Eurosport karşısında saatlerim geçti. Oyunu ve oyunun geçmişini çok çok az bilen birisi olarak kendimce adamlar tuttum. Birilerine gıcık oldum. Hatta üstüme vazifeymiş gibi tweetledim durdum.
Sezonun bitimine 2 hafta var. Bu ara çok iyi geldi. Kafayı temizledim. Belki son 3 aydır çok fazla hapsettim kendimi bu işlere. Öyle olması gerekiyordu ve hala gerekiyor. Ama yarından itibaren okuduğum yazar sayısını, izlediğim Tv programlarını en aza indireceğim. Ve önümüzdeki hafta sonuna kadar büyük üstadın söylediği gibi, “Güzel futbol izlemeyi bekleyen bir futbol dilencisi” olacağım.
Maradona
Ankaragücü ve Ligin Kaderi
Çaylak sezonunda Marion
29 Nisan 2010 Perşembe
Mourinho'nun galibiyet sevinci (Bu sefer video)
Link
Maç yorumu yapmayacağım ama aklıma takılan bir şeyi soracağım. Nou Camp'ta her maç sonu sulama makineleri hemen burada olduğu gibi çalışıyor mu? Ben daha önce dikkat etmemiştim. Yoksa Nou Camp çalışanları Mourinho'nun ateşini böyle mi söndürmeye çalışıyorlar?
Saygılar.
