12 Temmuz 2010 Pazartesi

Ve bitti !

Dünya Kupası boyunca elimizden geldiğince buralara konuyla ilgili şeyler paylaşmaya çalıştık. Blog üzerinde en çok emeği olan Maradona başka yerden yoluna devam etmeye karar verdi.(Aman kavga gürültü olarak anlaşılmasın bu durum zaten blog onun blogu ister gider ister gelir :)).

Başlarda sıkıcı olan Dünya Kupası ikinci turdan sonra futbolseverlerin yüzünü güldürmeye başladı. Ben de bu turnuva boyunca gözüme takılan ilk anda aklıma gelen şeyleri bir listeleyeyim dedim.

*Süper Yıldız out Takım oyunu in : Her ne kadar Forlan Uruguay'ı alıp yarı finale kadar taşıdıysa neredeyse bütün süper yıldız diye adlandırılan futbolcular sudan çıkmış balığa döndü.

* Fransa, İtalya, İngiltere, Arjantin ne söz söyleyebilirim  neyse boş ver bir şey söylemeye gerek yok.

*  İngilizler'in ağzına düşeceğine bizim gazetelerin ağzına düş: Capello için gazetelerde atılan başlıklardan birisi "Capello hangi işi iyi yapabiliyor ki" Capello benzerinin mutfakta yemek yapmaya çalışırken çekilmiş bir fotoğrafı.

* Yeni Zelanda yenilmeden kupaya veda etti. Bu arada ufak bir not: Yeni Zelandalılar futbol takımlarına "All Whites" rugby takımlarına "All Blacks" der. Forma renklerine atıfta bulunur bu. Irkçılıkla alakası yok :)

*Hakemlerin ayarsızlığı: İlk turlarda havada uçan kartlar ilerleyen turlarda ceplerden çıkmadı. Normal olarak  bir çok futbolcu bunu suistimal etti.

* Dünya Kupası Fanatizmi: Messi ve Maradona karizması sayesinde Arjantin taraftarı olmuştu herkes. Normaldir ben de umutluydum güzel futbol olacak diye ama olmadı. Almanlar Arjantinlilere tek adam devrinin geçtiği güzel bir uygulama ile gösterdiler. Neyse bundan sonra Türkiye'de olan Arjantin taraftarları(burada yazarken bile garipsiyorum nasıl yani diye) Almanların oynadığı futbola saldırmaya başladı. Hatta kendini bilmez adamlar bunlar Alman değil gibi saçma ölçütler kullanıp eleştirdiler. Neyse şu öğrendim bu memlekette fanatizm kanımızda var hemen bir takıma(hatta her hangi bir şeye) saldırganlaşacak kadar bağlanıyoruz. Futbolu değil takım tutmayı seviyoruz galiba.

* Almanlar ne zaman kalecisiz kalacak yahu?

* Gana gelecek sefere artık.

* K'naan Waving Flag bu kupanın en iyi şarkısıydı.
 
* Pretoria diye bir yer vardı. Bilim/kurgu filmlerinden çıkmış gibi isim gezegen ismi gibi :)

*  Futbola "Soccer" demeyenler final maçını "Soccer City" stadında oynadı.

* Twitter'ın ilk Dünya Kupası idi. Bozulup durdu :)

Bu yazıyı yazarken aklıma gelenler bunlar. Aklınıza gelenler varsa ufak bir not olarak düşersiniz.

Saygılar.

10 Temmuz 2010 Cumartesi

Resmen Bulls'ta


Semih'ten sonra onunda gideceği haberleri çıkmıştı.Bugün resmiyet kazanmış.Artık resmen Bulls'ta.Semih değilde Ömer'in Nba'de bir şeyler yapabileceğine inanıyorum.Hazır Korver'da gitmişken çok güzel oldu.

Bu arada FA piyasasından büyük yıldız çıkaramayan Nets Morrow ile 3 yıllığına 12 milyon dolara anlaşmış.Golden State karşılamaz diye düşünüyorum.


ZorTurK


4 Temmuz 2010 Pazar

Şaşıran Oldu Mu?


Nowitzki Dallas'la 4 yıllığına 80 milyon dolara anlaşmış.Ücretinin maksimum ücret değerinde olmamasının nedeni ise Dallas'ın takıma yeni bir oyuncu daha katmasına olanak sağlamak içinmiş.Ayrıca Nowitzki anlaşmasında Kobe'den sonra "takas yok" maddesi bulunduran ikinci NBA oyuncusu oldu.



ZorTurK

Veda Zamanı

Bir seneden fazla süredir yazdığım bu güzel blogdan ayrılıyorum artık. Zaten farkındasınızdır, bir süredir yazmıyorum buraya. Kadirhas Üniversitesi'nde gittiğim "Spor İletişimi" sertifika programından arkadaşlarla birlikte yeni bir blog açtık. Blogumuzun adı Taşra Baskısı. Umarım beni oradan takip etmeye devam edersiniz. Sevgiler Saygılar Maradonaefe

2 Temmuz 2010 Cuma

Futbolcuların ortalama değeri nedir?


Abiler oturmuşlar güzel bir şekilde fiyatları ortaya koymuşlar. Şekilli bir şey yapmışlar. Tabii transfermarkt.de'yi kullandıklarını söylemeyi de unutmamışlar. Adidas güzel bir iş yapmış bir de World Cup For Nerds diye böyle infografiklerle doldurduğu bir site yapmış. Tebrikler.

Saygılar.

30 Haziran 2010 Çarşamba

Nasıl yani ?

   
                         

Ablamız futbolu futbol için seviyor anlaşılan takım fark etmez futbol olsun yeter.  

Saygılar. 

26 Haziran 2010 Cumartesi

Clinton, Bocanegra ve Bira


Cezayir maçı sonrası Abd milli takımı oyuncusu Bocanegra, Bill Clinton ile galibiyeti kutluyor. Meraklanmayın başka foto yok olay burada bitiyor.

 Kaynak : Yahoo Sports  onlarda  Dirty Tackle blogundan almışlar.

Saygılar.

21 Haziran 2010 Pazartesi

İtalya ve Yeni Zelanda

Bir önceki şampiyon ve her ülkeden fanatik taraftarları olan bir ülke İtalya. Yeni Zelanda ise futbolun ülkede birinci spor olmadığı uzak bir diyar. İtalya Dünya Kupası'nın ebedi favorisi, Yeni Zelanda sadece bir iz bırakmak için gelmiş turnuvaya.

İtalya son maçını kazanırsa gruptan çıkacak peki mutlu mu olacaklar? Kazandıkları ertesi günü gazetelerde methiyeler mi düzülecek onlar için? Hiç sanmıyorum zaten gruptan çıkmasını istemiyorum o ayrı bir konu. İtalya böyle top oynayarak şampiyon olup önümüzde olan 4 yılın futbol trendini belirleyecekse olmasın şampiyon. Oynadığı futbolla girip burayı istatistik bilgilerle boğmayacağım. Dikkat çekmek istediğim şey "Yıldız Etkisi". Dünya Kupalarını 94'ten bu yana izlerim (Yani kendimi o zamanlar bilmeye başladım). İtalyan takımlarında her zaman bir general var olduğunu da bilirim. Fakat bu takımda kimse general değil kimse asker de değil. De Rossi ve Montolivo, üzerlerine binen ağırlık yüzünden A takıma yeni çıkmış yetenekli ama tecrübesiz genç futbolcular gibi duruyorlar. Bir şeyler yapmak için uğraşan iki adam bunlar fakat iki oyuncu da Baggio, Totti veya Del Piero değil. Büyük yıldız sıfatı hak edecek bir tane bile futbolcu yok takımda. Şampiyonlar ligini kazanan Inter'in ilk 11'ini hatırlayın isterseniz galiba artık İtalyanlar büyük futbolcular yetiştiremiyor.

Biraz Yeni Zelanda'ya değinmek lazım. Oynadığı futbol için kimse zevkli diyemez ki böyle top oynayıp Avrupa Şampiyonu olan bir Yunanistan var göz önünde. Oynadıkları futbol için yapılacak tek tanım haddini bilmektir herhalde. Riske girmeden en iyi bildikleri işi yapıp aynı golü atıyorlar. Aynı tipte olan 3-4 forvet elemanları var. Bu iri abiler oynadıkları futbol yapısı için biçilmiş kaftan hatta İtalyan defans oyuncuları ile çok rahat itiş kakış içinde maçı götürdüler. Şöyle bile denilebilir bir zamanlar İtalya böyle oynardı. Vieri'nin olduğu zamanlar ama o zaman yaratıcı oyuncu eksikliği çekmezdi İtalya takımı.

Son sözüm de İtalya karşısında açık oynamadı diye Yeni Zelanda'yı eleştiren arkadaşlara. Aslında bir sözüm yok onları kendi başlarına bırakıyorum. Unutmadan, Yeni Zelanda bile Dünya Kupası'nda, biz niye yokuz diyen kişileri dikkate almayın adamlar hakkını veriyor işte iz bırakmaya gelmişlerdi iz bıraktılar bile.

Saygılar.

19 Haziran 2010 Cumartesi

Dünden Kalanlar ( 8. gün)

Favorilerin hüsranıyla biten 3 maç oldu dün. Almanya ile başlayalım. Herkesin sürpriz takım olarak nitelendirdiği Sırbistan Almanya'yı yendi. İlk maça göre sahada ne yaptığını bilen ve organize olmuş bir Sırbistan vardı. Subotic'in defansta Vidic'in partneri olmasıyla birlikte müdafa daha sağlam duruyordu. Yıllarını İnter'e vermiş Stankovic bu ikilinin önünde başarılı bir performans sergiledi. Maç boyu Mesut'a yakın oynayan Stankovic, Mesut'un etkinliğini geçen maça göre azalttı. Azalttı derken yanlış anlaşılmasın. Mesut gene o akıl dolu paslarıyla bizi mest etti. Ama maç boyu rahatsız edildi, baskı gördü. Mesut'a baskı uygulayan diğer bir oyuncu da Podolski'ydi. Klose'nin gereksiz sarı kartlarla oyundan atılmasından sonra sol açıklıktan yarım forvetliğe terfi eden Podolski, kaçırılmayacak ne kadar pozisyon varsa hepsini harcadı. Yetmezmiş gibi penaltıyı da gole çeviremeyerek Almanlar'ı içten bitirdi.

Podolski'ye bu görevinde yardımcı olan başka bir Badstuber'di. İlk maçta rakibinde organize olamamasından olacak ki, Almanya Ligi'nde gösterdiği performansın çok üzerine çıktı. Ama dün gerçek kimliğine kavuştu ve akıl almaz hatalar yaptı. Takım Almanya'nın dünya kupalarındaki en geç kadrosuymuş. Buna yönelik eleştiriler varmış Almanya'da. Tabii ki eleştirenler Alman futbolunu benden daha iyi bilen insanlar, ama bence özellikle Ballack'sızlık Almanya'nın başına gelen en güzel şey. Oyunu yavaşlatıyordu, her top ayağına değiyordu, serbest vuruşların kullanılması saatler sürüyordu. Belki saha içi liderliğinin eksikliği var diye düşünülebilinir, ama ben bir taraftar olarak bu Almanya'yı bütün kusurlarına rağmen daha çok seviyorum.

İngiltere - Cezayir

Aslında turnuvanın en sevilesi takımlarından birisi Cezayir. Amaçları sadece seslerini futbol aracılığı ile biraz daha yükseltmek olan takımlardan. Güçlerinin yettiği ölçüde iyi futbol oynamaya çalışıyorlar. Karşılarında ise futbolun beşiği İngiltere vardı dün. Ama zaman zaman futbol dersini veren taraf Ceyazir oluyordu. Belki biraz daha güçlü kadroları olsa İngiltere'ye unutulmaz bir hatıra hediye edeceklerdi. Cezayirli futbolcuları tebrik edip, İngiltere'ye geçiyorum.

İngiltere milli takımı, kağıt üzerinde en iyi kadrolardan birisine sahip. Lampard ve Gerrard'ın bir arada oynadığı bir takım. Önlerinde ise Rooney ve Heskey. O beğenilmeyen Heskey bile milli forma ile elinden geleni yapıyor. Heskey'e golcüden çok takımı için bir şeyler yapmaya çalışan tamamlayıcı forvet gözüyle bakarsanız belki daha az küfür edersiniz. En zayıf haklası kaleci olan İngiltere'nin kadrosunda gene kağıt üzerinde eksik bir tarafı yok. Tek eksiklik takım olamaması. Anladığım şu, başarı için önemli olan bir şey, milli takıma biraz kulüp takımı havası katabilmek. Bunu başaran takımları, taktikleri ne olursa olsun daha başarılı oluyor. Atıyorum, hedefleri küçük olan takımlar gruptan çıkmayı başarıyor, büyük olan takımlar ise final oynuyor. Turnuvanın ismi büyük takımları içinde Fransa ve İngiltere bu görüntüye en uzak iki takım. Ve sanırım birkaç sözü Capello hakediyor artık.

İlk maçın günahı olmaz diyip, sustum biraz. (allahım konuşsam sanki ipleyen olacak) Bu takımın bu forvet oyuncuları ile 4 4 2 oynaması mümkün değil. Takımın kadrosundaki en iyi forvet oyuncusu Rooney, genelde kanat destekli bir 4 5 1 içinde oynamaya alışmış. Berbatov oyuna sonradan girdiğinde de uyumları sayesinde etkin olabilen birisi. Rooney'nin hala milli forvetlerden biriyle bu uyumu yakalayamadığı düşünülünce, takımı tek forvet çıkarmak oldukça işlevsel olur bence. Orta alanda ise 1 2 2 yahut, 4 1'e dönmesi lazım artık. Gerrard ve Lampard takım listesinde süper durmalarına rağmen, arkalarına onların yeteneklerini ön plana çıkarmasına yardım edecek bir furbol hammalı konulmalı bence. Ya Gerrad forvet arkası düşünülmeli ve 4 1 oynanmalı, yahut bir DM ve önlerinde Gerrard ve Lampard olmalı. Joe Cole ise mındar edilmemeli. Lennon, Milner ve Wright Phillips, Premier Lig'in iyi ve süratli kanat oyuncuları. Fakat hiçbirisinin oyun zekası Cole kadar fazla değil.

Bakalım bugün maçlarda neler olacak.

17 Haziran 2010 Perşembe

Arjantin ve Maradona

Arjantin bugün gruplardaki ikinci maçına çıktı. Rakip Güney Kore, oynadığı ilk maçta Yunanistan'ı güzel bir oyunla yenmişti. Hal böyle olunca, güzel futbol izleme umudum iyice arttı. Maçtan önce Veron'un sakatlığı can sıkan tek haberdi.

Sahaya 4 1 2 2 1 gibi çıktı desek yanılmayız herhalde. 4'lü müdafanın önünde Mascherano, onun önünde sağ iç Rodrigez sol iç Di Maria'dan kurulu fazla sert olmayan bir orta sahası vardı Arjantin'in. En zayıf noktaları da bu sanırım. 2 maçta da rakipleri sert olmadığından çok zorlanmadılar. Yunanistan maçı ufak bir sınav olabilir bu konuda. Orta sahada sertlikte durdurulabilecek bir takım var. Top tekniği üst düzey olmasına rağmen, belki bu konuda Cambiasso'suzluk canlarını yakabilir.

İleri uçta ise o kadar çok alternatif var ki elinde, kimi oynatmasa eleştirilebilir belki Maradona. Ama Dünya'nın gördüğü en yetenekli atak oyuncusunun tercihlerine karışmak benim boyumu aşar. Sadece şunu biliyorum, Arjantin eğer çeyrek finalden yukarısını görecekse, bu başarıda Aziz Palermo'nun bir golü olacaktır.

Aslında tam burda düşünmek lazım Maradona'nın tercihlerini. Futbolu sadece doğruları yapmak isteyen birisi Palermo'yu götürmezdi Afrika'ya. Ama o 37 yaşındaki oyuncusuna son bir Dünya Kupası hediye etti. Düşünün 4 sene sonraki kupada sıkıcı ve düz bir hoca yüzünden şimdi 30lu yaşlarında olan kaç tane yıldızı izleyemeyeceğiz. Ha Palermo'yu da izleyemiyoruz ama önemli olan şu endüstriyel futbolun bize unutturduğu en büyük değer olan VEFA.

Maçı zaten izledik, beni özellikle Tezev mest etti. (Messi yazmıyorum, zaten onu rüyamda görsem mest oluyorum) İkinci yarıda iki Koreli'yi geçip ayağının dışı ile yaptığı orta sırasında kendimden geçiyordum.

Maradona'nın teknik direktörlüğün tarzı ise her geçen maçtan sonra kafamda biraz daha şekilleniyor. Rakibin defansif eksiklerini özellikle iyi analiz ediyor. Takımın duran toplardan pozisyon bulması ise, bu konuya kafa yorduğunu da gösteriyor. Büyük taktisyen değil belki (olabilir ama daha zorlanmış bir Arjantin göremedik) ama motivasyon konusundaki başarısı oyuncuların saha içi hallerinden belli. Hepsi onları izleyen, onlarla arkadaş olan bu adama saygılarından dolayı ellerinden gelenin fazlasını yapıyorlar. Sadece Messi skor 2-0 diye gol atmıyor. (Ömer Üründül stayla)

Arjantin 2 maçını kazandı ve bu Maradona'nın hoca olmadığını düşünenlerin çenesini kapattı biraz. Son konumuz da futbol dışı olsun. Maradona, Platini'den özür dilemiş ama Pele'den dilememiş. Özür dileme özürlü olanların böyle büyük egolu bir adamdan alabileceği çok şey var, anlayana tabi.