11 Mayıs 2010 Salı

Şampiyonluk Pazara Kaldı

Geçen hafta yazdığım yazıda "Umarım Ankaragücü, Denizli gibi kirli oyunlara başvurmaz da temiz bir maç oynanır" demiştim. Korktuğum başıma gelmese de tribünün gereksiz nefreti ve sahaya yağdırılan taşlar ve diğer maddeler düşündürücüydü.

Geçen hafta "Adsız" adlı bir arkadaş "Size çakacaklar, rahat ol" diyerek beni rahatlatmaya çalışmıştı ama artık o daha rahattır diye düşünüyorum. Tribünün öfkesi ise gerçekten çok komik. Zaten Gökçekler tarafından satın alınan takımlarına bir tepki bile veremezlerken bir de hiç bir maçta takımına destek vermeyip sadece Fener'i şampiyon yapmamak için stadı hınca hınç doldurmaları ve maç boyu küfür etmeleri tek soruyu akıllara getiriyor. Daha önce neredeydiniz? Ankaragücü takımı adına çok üzücüydü bu. Futbolcular da şaşırmıştır heralde.

Neyse ki tribündeki küfürler ve sahaya atılan taşlar Fener'i etkilemedi ve Fener bu haftayı da lider kapadı. Kim bilir belki tribünden bu baskı gelmeseydi belki Ankaragücü daha iyi bir futbol oynardı.

Fener'de yine organize atak yokluğu vardı. Kanatlar Vederson'un etkisiz ortaları hariç yoktu ama bu ligde 3 büyüklerin formaları altında böyle mücadele ederseniz 3 puanı alırsınız. Cristian'ın golle dönmesi sevindirici ve bence takımda kalmalı. Ben olsam Selçuk veya Deniz'i gönderir ve onu takımda tutardım. Bu gidişle Selçuk gitmez zaten.

Defans ve kale yine mükemmeldi ve yine gol yemediler.

Ben olsem bu takıma ne yapardım? Cristian'la dönüşmeli oynayabilecek daha mücadeleci bir ortasaha alırdım. Fransa Ligi bu adamlarla dolu. Bir tane mücadeleci ve şutör Afrikalı bulunmalı. Sol kanat veya sağ kanat takviye edilmeli. Bilica daha sakin bir stoperle değiştirilmeli. Ben olsam forvet hattını da yabancıyla doldurmazdım. Semih'i ve Gökhan'ı tutup bir tane daha Türk forvet alırdım. Umarım Semih kalır ve bize sağlıklı bir sezon daha izletir ama gidişat pek öyle değil gibi.

Peki Trabzon maçı ne olur? Sanki bütün haftayı kolbastı oynayarak geçirecekler gibi. Maça da bu moralle başlarlar ama heralde ikinci yarı maçı bırakırlar ve tatil havasına girerler. Fener, seyircisinin desteği ile bu maçı almalı. Ben de tribündeki yerimi almaya çalışacağım.

Tabii bazı ihtimaller söz konusu. Bursa 3 puan alır ve Fener de rakibini yenemezse şampiyon oluverir. Fakat Bursa şampiyon olamasa da dün Bilgin Gökberk'in dediği gibi zaten şampiyon oldular. Umarım şampiyonluk kaçsa da şampiyon olmuş gibi hamleler yaparlar ve Sivas olmazlar. Yönetime ve Ertuğrul Sağlam'a büyük işler düşüyor. Önlerinde Sivas örneği var. Umarım hep potada olurlar. Zaten şampiyon olurlarsa doğru hamleler gelecektir.

Pazar günü şampiyon belli olacak ve bize de kutlamak kalacak. İki takıma da başarılar.

Marquinhos

10 Mayıs 2010 Pazartesi

"Bu Haftalarda Önemli Olan 3 Puan"

Türk Dil Kurumu'nun sözlüğünde Futbol için, "Topu, kafa veya ayak vuruşları ile karşı kaleye sokma kuralına dayanan ve on birer kişilik iki takım arasında oynanan top oyunu, ayak topu" diye bir tanım yer alıyor. "Oyun" kelimesi için ise iki farklı tanım var konumuzu ilgilendiren.
  1. Yetenek ve zekâ geliştirici, belli kuralları olan, iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence
  2. Bedence ve kafaca yetenekleri geliştirmek amacıyla yapılan, çevikliğe dayanan her türlü yarışma
Oyun tarifinin biz seyirciyi ilgilendiren tarafı "iyi vakit geçirmeğe yarayan eğlence" bölümü sanırım. Futbol bizim herhangi bir zihinsel yahut fiziksel parçamızı geliştirmek zorunda değil. Ha futboldan, hayatta işimize yarayacak bir şeyler öğreniriz o ayrı. Ama taraftar olarak işin en güzel kısmı bize ait; "Eğlenmek".

Ülkemizde futbol ile ilgili unutulan en önemli unsur sanırım bu işin bir oyun olduğu. Biz buna sıklıkla bir savaş gibi bakıyoruz. İlla kazanan tarafta olmak istiyoruz. Tuttuğumuz takım kazandığı zaman, futbolcular birer kahraman, teknik direktör general, kaybedince bunların hepsi vatan haini. Peki altı üstü 3 puan için futbolun içine kadar daha edeceğiz?

Bilenler biliyor artık ben bir Galatasaray taraftarıyım. Hayatımda en sıkıldığım Galatasaray, Lucescu'nun Galatasaray'ıdır. Evet oyuncu kalitesi iyi değil belki ama bu sahaya çıkıp defansif ağırlıklı futbol oynamanın bahanesi olmamalı. Güzel oyunun sürekli ikinci hatta üçüncü planda kaldığı o günlerde, gelen başarılara rağmen bir şey eksik kalıyordu. Sanki boza var, ama tarçın yok gibi bir durumdu.

Zaman zaman bunun örnekleri çıkıyor karşımıza. Görsel olarak hiç bir doyuruculuğu olmayan takımlar başarılı sonuçlar kazanıyor ve biz "Kazananı" sevmek zorunda bırakılıyoruz. Çünkü çıkıp da Morinho'nun İnter'inin 20 metrede durduğu futbolu sevmemek, günümüzde 7 büyük günahtan bir tanesi. Kazanmak günümüzde "oyun"un asıl amacı haline geldi.

Ülkemizde ise durum daha da ızdırap verici. 34 lig haftası şöyle geçiyor. Sezon başlıyor, takımlar daha kondisyonsuz, uyumsuz derken güzel futbol beklenmeyen bir 5 6 hafta oluyor. Eyvallah anlarım. Sonra Avrupa maçları falan başlıyor. Çarşamba - Pazar periyodunda, önemli olan kazanmak oluyor. İlk yarının son haftalarında ise, zaten önemli olan devreye önde girmek. Takımlar aradan çıkıyor, artık elleri ovuşturup futbol bekliyorum. Yok ama ne haddime, devre arası yaramaz ki takımlara. Isınmaları için biraz daha zaman var. Mart ortasında ısınan takım, kendisin şampiyonluk yarışında buluyor. Ve bu sakın unutulmasın bir takım eğer şampiyonluk yarışındaysa, ondan güzel futbol beklenmez. Sakın böyle bir hadsizlik yapmayın, futbol tanrısı çarpar valla billa. Derken sezon bitiyor, bize 50 maçta maksimum 5 6 güzel maç kalıyor. Bir de kupa. Hepimizin gözünü kör ediyor o kupaların ışıltısı.

Yanlış anlaşılmasın ben demiyorum ki, güzel oyun pahasına günümüz futbolunun doğrularından uzaklaşılsın. Ama şu unutulmasın ki, güzel kaybetmek diye bir şey vardır. Siz bütün doğruları yaparsınız, ama topun canı istemez gol olmayı. Euro 2008'i hatırlayın. Almanya karşısında Milli Takım'ın oynadığı futbolu hatırlayın. Tamam üzüldük kaybedince belki, ama hangimiz o takım için kötü oynadı ve kaybetti diyebilir?

Farkındayım, tarih ayrıntıları yazmıyor genelde. Ama bir taraftar olarak, bir futbol sever olarak güzel futbol beklemek benim en doğal hakkım. Her zaman güzel oyun peşinde olmak derdindeyim. Ve şimdi anlıyorum bu işleri daha çok bilen bazı abilerin niçin Hollanda takımına "En güzel kaybeden" takım dediklerini.

Maradona

9 Mayıs 2010 Pazar

Tatsız Maç

Galatasaray'ın oyununu eleştirmek için çok geç bir noktadayız. O yüzden maç içinde gözüme takılan noktalara dokunmak istiyorum. Sezon bitimi ile birlikte geniş geniş konuşuruz durumu.

  • Barış Özbek'in Sivas maçında yaptığı hareketten sonra gözümde sinek kadar değeri yok. Haydi yönetim et kafalardan oluştuğu için adet yerini bulsun diye tahkime itiraz etti. Peki Frank Rijkaard niçin böyle bir futbol katiline forma verir? Forma verdiği maç şampiyonluk maçı olsa gene kızarım ama anlamaya çalışırım. Böyle gereksiz bir maçta, güzel oyunun ruhuna tamamen ters duran bir adamı oynatmayı ben yakıştıramadım Frank Rijkaard'a.
  • Emre Çolak'ı sahada görmek güzeldi.
  • Arda Turan, umarım sezon sonu ayrılır. Maçın içinde bir an vardı. Serbest vuruşu Keita kullanmak isterken, yüzündeki ifade çok keyifsizdi. Aynı Arda, sezon başı saha içinde liderlik yapıyor, penaltıyı kim atacak tartışmalarını kendi çözüyordu. Hepsini geçtim, yüzü gülüyordu. Şimdi ise sanki zorla oynatılıyor. Git kaptan, biz senin oynadığın takımı tutarız bir yandan. Maçlarını izleriz, seni takip ederiz.
  • Barış bir ara korner kullandı, kendime hafif bir tokat attım, kabusta olma umuduyla ama gerçekti.
  • Dos Santos kalır kalmaz benim işim değil, fakat kalacaksa yazın bol bol ağırlık çalışsın. Bu fizikle onu bizim ligimizde harcarlar.
  • Taraftar maçın başında niçin Fenerbahçe ile uğraştı ? Kocaman sezon gitti, bırak arkadaşım bu işleri. Sizin hissettiğiniz Galatasaray sevgisi mi? Fenerbahçe nefreti mi ?
  • Servet, Emre Güngör ve Gökhan Zan gibi zamanında milli formayı terletmiş oyuncular var iken, stoper olarak Hakan Balta'nın oynamasında, anlayana çok güzel mesajlar var. Sezon başından beri defalarca yazdım " Gözünüzü seveyim Galatasaray'ın milli müdafasını abartmayın" diye. Birileri durumu yeni fark ediyor, birileri ise ülkenin stoper kalitesinin düşüklüğünün farkında değil, hala Servet'in niçin oynamadığını soruyorlar.
  • Bundan önceki bütün hocalar ile Servet belki harikalar yaratırdı, ama söz konusu pas ile oynamak ise Servet ancak yedek kulübesinde oturur.
  • Aykut 8 senedir A Takım kalecisi olamıyorsa, oturup bir düşünsün. 2 yediği golü ise defalarca izlesin. Aykut ile ufak maçları kazanırız, ama bir derbi, bir çeyrek final bence mümkün değil. Ufuk'u niçin tercih etmiyor bilmiyorum. Kendisi biliyordur umarım.
  • Antalya takımının ileri uç elemanlarını ne kadar seviyorsam (Veysel hariç) , Erhan hariç bütün defansif oyuncularından futbol adına utanıyorum.
  • Gene bizim tribünlerin bir aptallığı. Ömer geçtiğimiz günlerde "Tribünden bana gelen tepki, beni motive ediyor" anlamında bir açıklama yaptı. Ama bizim süper taraftar durumu idrak edemediği için, Ömer ile uğraştıkça uğraştı.
  • Emre Aşık gidiyor. Değişik bir adamdı. Ülkede futbolcuların kitapları hiç yok, ama benim merak ettiğim 3-4 adamdan birisidir.
  • Türk medyası Frank Rijkaard'ı ya anlamıyor, ya anlamak istemiyor. Bunda tercümanın payı da büyük.
  • Benim Rijkaard'a olan inancım sonsuz, çünkü ben futbolu kendisine "Hoca değil" diyecek kadar iyi bilmiyorum. Sezon başı benim için ikincilik yeterliydi, olmadı. Eğer istediklerini yapabilirse uzun vadede güzel günler göreceğiz. Yok yaptırmazlar ise, ben kendi içimde bir şeylere karar veririm.
  • Bitsin artık bu sezon.
Maradona

8 Mayıs 2010 Cumartesi

Spor İletişimi Dergisi, Sayı 1


Kadir Has Üniversite'nde Bağış Erten'in koordinatörlüğünde devam eden Spor İletişimi Sertifika Programı var. Spor basınından birçok değerli hocanın katıldığı bu programdaki arkadaşlarla ortaya online bir dergi çıkarmaya karar verdik. Bir süredir de bunun üstünde çalışıyorduk. Dün gece sabahlayıp dergiyi hazır hale getirdik. Başta derginin editörlüğünü üstlenen Atigol olmak üzere emeği geçen her arkadaşa teşekkürler.

İlk deneme olduğundan tasarım açısından pek çekici gelmeyebilir ilk bakışta fakat içerik olarak gerçekten kaliteli bir iş olduğunu söylemeliyim. Dergide;

*Avrupa Kupaları Yarı Final değerlendirmeleri
*Cüneyt Çakır, Johan Neeskens, Emmanuel Emenike, İskender Alın portreleri
*"Unutulmaz "10" Final Haftası" özel dosyası ve 'Futbol Özel' köşesi
*NBA play-off 1.turu, Euro Lig Dörtlü Final ve TBBL final değerlendirmeleri
*Motor Sporları, Bisiklet, Tenis, Voleybol ve Buz Hokeyi özel yazıları
ve ismini vermeyen bir stad güvenliğiyle özel bir röportaj bulunuyor.

Benim de dergide İskender Alın'la ilgili bir yazım bulunuyor. Umarım beğenirsiniz.

View more documents from Ugur.

7 Mayıs 2010 Cuma

Torino'da bir gece



 Link

İtalya 1990 Dünya kupasının İngilizlerin gözünden anlatıldığı bir belgesel. 11 Mayıs'ta İngiltere'de gösterime girecek Burada gösterime girmez büyük ihtimal fakat bir şekilde izleme şansımız olabilir ilerleyen günlerde. Anlatıcı Gary Oldman bu arada onu belirtmeden olmaz.

Saygılar.

6 Mayıs 2010 Perşembe

Tottenham'a ŞL Hayırlı Olsun



Maçtan sonra Harry Redknapp, "Şampiyonlar Ligi derecesini korumak, FA Cup'ı kazanmaktan daha önemli" demiş.

Liverpool'un kötü performansından sonra, bir takımlık yer açılmaya başlamıştı Şampiyon Ligi için. Bunu Premier Lig'de en son Everton başarmıştı, 2004-2005 sezonunda.

Tottenham bu ulvi amaçları için geçtiğimiz ay, Chelsea ve Arsenal gibi devleri devirdi. İngiltere'de bir takım takım 4 büyük abiye ortak olacaksa, gönlümden geçen 2 takım vardı hep bunun için. Birisi bu sezon yeniden geri dönen Newcastle diğeri ise Tottenham. Özellikle Man City, sezon başında önce Dunne ile sonra da Hughes ile yollarını ayırdıktan sonra içten içe hep dua ediyordum, sezonu istedikleri gibi bitirememelerine dair. Dileklerim kabul oldu.

Avrupa'da hiç bir takıma gereğinden fazla bağlılık duymadığım için, Galatasaray'ın yaşadığı kayıp sezonda böyle ufak şeylerle mutlu olmaya çalışıyorum.

Bir Türkiye Kupası Daha Görememenin...

...verdiği duygusuzlukla, dün maçı izledikten sonra iş yerimden çıktım. Maçı iş yerinde internet üzerinden gayet net izledim. Bu maçta genel olarak Fener'deki tüm yanlışları görebilmiş olduk. Bu seneki Fener'in kötü bir özeti bu.

Neden kötü bir özeti? Fener'de, tamam Selçuk bu sene iyi, Emre'yi tamamlayacak yıpratıcı bir ortasaha yok. Kanatlar birkaç senedir yok. Forvet Van Hoojidonk'tan beri yok. Fakat tüm bunlara rağmen Daum'un 3 puan odaklı oyunu ve saha içinde yeteneği az olan oyuncuların üst düzey mücadelesi takımı buralara getirdi. Sağlam bir defans hattı da tabii ki buralara gelmenin en önemli sebeplerinden.

Fakat bu maçta hem dişli bir Trabzon hem de korkak ve nereye konsantre olacağını şaşırmış futbolcular vardı sahada. Haftaiçi bir final daha var. Bütün takımlar haklı olarak Anadolu'dan bir şampiyon bekliyor. Her gün biri açıklama yapıyor. Bence bu sebeplerden takım korkarak kendi mücadelesini sahaya yansıtmadı. Ya sakatlanırsam, ya kart görürsem diye hiçbir şey oynamadı takım. Haftasonu oyunu 90 dakika forse eden takıma bakın bir de dünkü takıma. Bir de Trabzon kupayı isteyince bahsettiğim kötü özet ortaya çıktı.

Şimdi Fener hangisini tercih edecek? Korkudan Emre'yi oyundan aldıran manteliteyi mi yoksa 90 dakika saldıran bir takımı mı? Her şeyden önce takımın kupa uğursuzluğunu üstünden atması lazım. Bunu yönetim ve Daum yapmalı. Takım kaldığı yerden devam etmeli. Çünkü en az Trabzon kadar saldıran bir takım bulacaklar karşılarında. Kafayı takmasınlar kupaya. Artık taraftar da takmıyor. Çünkü kupayı alınca nasıl bir duygu içine girileceğini kimse bilmiyor. Kaybedince de üzülemiyor. Galatasaray nasıl Fener'i yenemiyorsa Fener de kupayı alamıyor. Futbol bu tekrarlar sayesinde güzel. Yoksa takım taraftarları birbirlerine takılmak için bir sebep bulamazlar. Bir galibiyete mana veren de bu değil mi? Ertesi günkü takılmalar ve geyikler...

Ne diyordum? Evet, kafayı takmasınlar. Şampiyon olsunlar canımı yesinler. Bu transfer yanlışları, kanatsızlık ve forvetsizlikle pek de haketmiyoruz ama göreceğiz. Bakalım son iki hafta hangi Fener'i izleyeceğiz?

Not: Tüm Trabzonsporlu kardeşlerimi tebrik ederim. Çok iyi oynayarak aldılar kupayı. Haydi artık, seneye şampiyonluğa oynama zamanı!

Marquinhos


5 Mayıs 2010 Çarşamba

Kupa Trabzon'un

Mekanda Türkiye Kupası'nı görmüş bir Fenerli yoktu. Yerimiz en önde idi. Bir Atilla vardı kupayı gören, ona da doğumdan beş dakika sonra ebesi göstermiş. Durum o kadar garipti yani. Ben çocuklar ortama ısınsın diye bizim müzedeki kupaları anlattım onlara. Şaka bir yana maç hızlı başladı. Umut Bulut akıl almaz bir gol kaçırdı. Halbuki bütün yürekler ağızlara gelmişti. Umut'un alışılmış hareketinden sonra ilk yarı daha sakin bir tempoda geçti. Fenerbahçe ilk yarıda kaleye şut çekemedi. Vederson'un bir iki ortası dışında fazla bir organizasyonu yoktu forvette. Burada bence kilit isim Engin.

Engin, hepimizin bildiği gibi çok yetenekli ama yetenekli olduğu kadar da sorunlu bir futbolcu. Geri gelmez, pas vermez, yeri gelir saha içinde arkadaşına bağırır, bu liste uzar gider. Ama bugün o şımarık Engin yerine takımı için oynayan, kendi yarı sahasının ortalarına kadar gelip top çalan bir oyuncu vardı. Genelde bu işi Selçuk ve Colman ikilisi yapar ve üzerlerine aşırı yük binerdi. Engin de bu sorumluluğu paylaşınca ilk yarı için işler iyi gitti.

İkinci yarıda Fenerbahçe biraz daha ilerde oynamaya çalışıyordu. Gene fazla organize değillerdi oyunun hücum yönünde, ama en azından orta alandaki Trabzonspor etkinliğini yavaşlatabilmişlerdi. Derken sahneye ülkemize Tanrı'nın bir hediyesi olan Alex çıktı. Koyu bir Galatasaray taraftarıyım ama Alex'i izlemeye doyamıyorum. Usta işi bir gol attı. Asıl tuhaflık bundan sonra başladı.

Daum hepimizin bildiği üzere, takım öne geçtikten sonra, el frenine asılıp hız keser. Golden önce yanına Devid'i çağırmasını ben anlayamadım önce. Sonra Emre'nin kartını fark ettim. Eğer illa ki birisi oyuna girecekse ve bu değişikliği yapan isim Daum ise bence orta sahaya defansif anlamda katkı yapacak birisi girerdi. Ama bu değişiklik kupaya mal oldu.

Daum'un hatası bununla kalsa iyi. Kendisi ülkemizde çift forvet ya da Alex'i de sayalım 3 forvet oynamamın yasak olduğunu zannediyor sanırım. Maç 2 1 olduktan sonra takımın saha içindeki etkisizliğine seyirci kaldı. 87. dakikada ise Gökhan'ı aldı oyuna. İşte bu işlevsiz değişiklik Daum'u sorgulamamız gereken nokta.

Trabzonspor'da ise Cale dışında kötü oynayan kimse yoktu. Aslında Cale de kötü oynamadı ama iyi de oynamadı. Kendisi her maç 10 üzerinden 5.5 alıyor bende. Ne akıyor ne kokuyor. Alanzinho ve Engin ise özel alkışı hak ediyorlar bence. Kupa Trabzonspor'a hayırlı olsun. Böyle bir motivasyona ve mutluluğa ihtiyaçları vardı. Ama umarım seneye 3 kupa hedefi ile yola çıkmazlar. Sakin ve sabırlı olurlarsa Şenol Güneş ile güzel günler görecekler. Unutmasınlar ki bu takımdan bir şey yapıp Şenol Güneş'i kovarlarsa bir daha iflah olmazlar.

Gelelim bu mağlubiyetin Fenerbahçe üzerindeki etkisine. Bu maç ya son 2 final öncesi ufak bir uyarı olacak, yahut sonun başlangıcı. Ben Galatasaraylı olduğum için değil, Bursaspor'un doğru işler yaptığına inandığım için, Bursa'nın şampiyon olmasını istiyorum. Daum, 3 puanı almayı bilen bir teknik direktör ama onun günü birlik çözümlerini sevmiyorum. Bakalım neler olcak ve şampiyonluk kupası kimin olacak?

Maradona

4 Mayıs 2010 Salı

Yeter be Başkan

"Hakem hataları sürekli bir takım lehine, diğer takımların aleyhine oluyorsa kafalarda soru işaretleri oluşuyor. Rakip takımlarla oynanan müsabakalarda futbolcuların, kalecilerin performanslarına bakıyoruz, orada rahatsızlıklarımız var. Arzu ettiğimiz gerçek anlamda pırıl pırıl, tertemiz bir lig olduğunu söyleyemiyorum.''

Bu yukarıdaki cümle Galatasaray Başkanı Adnan Polat'a ait. Peki kimdir Adnan Polat?

3 senezonda 5 değişik teknik direktör ile çalışan,

Yancısı Adnan Sezgin ile takımı şampiyon yapıp kendisini mutlu hisseden,

Büyük Kaptan Bülent Korkmaz'ı gözünü kırpmadan harcayan,

Skibbe'nin arkasında duramayan,

Yeniden seçim kazanmak için transfer yapan,

Tribünün Arda'ya bağıracağını bile bile buna göz yuman bir Galatasaray Başkanı'dır Adnan Polat.


Ben sıkıldım artık,

Avrupa'ya erken vedalardan,

Her sene yenilenen takımdan,

Değişen hocalardan,

Adnan Sezgin'in göt suratını görmekten,

Vefasızlıktan.

Geçen sezon sonu bir ara günah çıkartır gibi yaptı sayın başkan, Frank Rijkaard'ı getirdi. Ama kendi zihniyetinde değişen hiçbir şey yok. Kendisine tavsiyem, Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören ile birlikte hakem hatalarından oluşan bir film hazırlasınlar. Rüya Sineması yıkılmadan "İki Film Birden" diye gösterirler herkese.


Maradona

2 Mayıs 2010 Pazar

Futbol Dolu Bir Hafta Sonu(!)


2 buçuk haftadır sınavlar, ödevler derken sıkıcı günleri geride bıraktım. Bunun üzerine bir de haftasonu kursun olmaması denk geldi. Planlarımı yaptım ve çılgınlar gibi maç izledim demek isterdim. Ama inanın Cumartesi akşamı oynanan Barcelona Villareal maçının 10 dakikası ve Lig Tv'nin internet sitesindeki gol özetleri dışında hiçbir şey izlemedim.

Genelde Cuma’dan Pazar’a hatta bazen Pazartesi’ye kadar canlı verilen bütün maçları takip etmiş olurdum. Ama bu sefer bir değişiklik yaptım. Bu değişikliği yapmamın sebebi ise NTV Spor’un Cuma gecesi yaptığı yayın oldu. Sergen, Rıdvan, Mustafa Doğan, Demirkol ve Güntekin Onay hafta sonu oynanacak maçları yorumluyorlardı. Canlı görüntülü bağlantı ile, Ertuğrul Sağlam, Tolunay Kafkas, Rıza Çalımbay ve Abdullah Avcı ise programa konuk oldular. Kural kitabında lig maçlarının 90 dakika oynandığı yazılıyor. Ama ülkemizde maçlar en az 1 gün süre ile oynanıyor. İşte bu durum beni maç izlemekten alıkoydu. Biraz daha anlatmaya çalışayim.

Bugüne kadar bir futboldan yahut Galatasaray’dan daha fazla sevdiğim bir kız arkadaşım olmadı. Ama ülkemizde bu yapılan BBG evi gibi olmaya başladı. Bu sevdiğimiz oyunu artık izlemiyor, röntgenliyoruz bence. Hepimiz teknik direktör, hepimiz hakem oluyoruz. Ahlak sınırlarını aşan komplo teorilerine maruz kalıyoruz. Ve hepsinden kötüsü futbolu özleyemiyoruz. Sanki sevgilimizle haftada 6 gün görüşüp, her gün 10 saat telefonda konuşuyor gibiyiz. Bir kadına gidip, “Ben bunaldım biraz ara verelim” demek dünyanın en şuursuz lafıdır sanırım. Ama ben bu hafta sonu bunu dedim. Güzelim futbol, sana ara verdim. Maçların skorlarını Marquinhos’ tan öğrendim. Golleri internetten izledim, ama Cuma gecesi saat 22:00’dan beri ne bir futbol programı izledim, ne bir satır spor sayfası okudum. Hatta yazmam gereken iki tane yazıyı bile erteledim. (Atilla okuyorsan haberin olsun)

Bilmediğim bir spor olan snooker’a sardım. Eurosport karşısında saatlerim geçti. Oyunu ve oyunun geçmişini çok çok az bilen birisi olarak kendimce adamlar tuttum. Birilerine gıcık oldum. Hatta üstüme vazifeymiş gibi tweetledim durdum.

Sezonun bitimine 2 hafta var. Bu ara çok iyi geldi. Kafayı temizledim. Belki son 3 aydır çok fazla hapsettim kendimi bu işlere. Öyle olması gerekiyordu ve hala gerekiyor. Ama yarından itibaren okuduğum yazar sayısını, izlediğim Tv programlarını en aza indireceğim. Ve önümüzdeki hafta sonuna kadar büyük üstadın söylediği gibi, “Güzel futbol izlemeyi bekleyen bir futbol dilencisi” olacağım.

Maradona