15 Ağustos 2009 Cumartesi

Everton-Arsenal



İki yıldızını sattıktan sonra çok merak ediyorumdum Arsenal'i, kuçağımda laptop geçtim TV karşısına bir yandan Trabzon maçına bakarken, diğer yandan, Çinli amcalarla birlikte Everton-Arsenal maçını izlemeye başladım. Arsen Wenger bir yere kadar yaptıklarıyla alkışları sonuna kadar hakediyor, ama öte yandan transfer rekortmeni takımlar ile dalga geçercesine tavırları ile sinir bozuyor. Bir Arsenal sempatizanı değilim, ama maçtan önce forumlara bakıldığında gözüküyor ki , Arsen Wenger dışında herkes transfer gerektiğini düşünüyorum takıma. Bu aşağıdaki kadro ile çıkıyor Arsenal sahaya. Yazı Arsenal odaklı olcağı için Everton kadrosunu vermeye gerek görmüyorum. (bunun Liverpool hayranı olmakla bir ilgisi yok, belki renkleri sinir bozucudur o kadar)

Almunia, Sagna ,Gallas, Vermaelen, Clichy ,Song Billong, Fabregas, Denilson, van Persie, Arshavin, Bendtner . Bu kadro ile ve 4 3 3- 4 5 1 karışımı bir kadro ile sahaya çıkıyor Arsenal. Özellikle forma numaralarının hiç bir önemi yok sanırım Arsenal'de, çünkü 10 numara Gallas. Bende bir çok futbolsever gibi Arsenal'in zorlancağını düşünüyordum. Önce Denilson sahalarda görmeyi sevdiğimiz gollerden birisini adeta çaktı. Tabi gol vuruşu kadar Evertonlı oyuncuların Denilson'u okadar boş bırakmasıda ilginçti. Daha sonra 2 tanede duran toptan gol buldu Arsenal. İlk yarı güle oynaya 3 sıfır oldu.



İkinci yarıda ise Fabregas 45 milyon Euroluk değerini 50 yaptı. Attığı ilk gol kontra atağa nasıl çıkılır ve 80 metre boyunca topsuz doğru koşu nasıl yapılır dersi niteliğindeydi. İkinci golde ise dersi Everton verdi. Bir takım nasıl müdafa yapamaz adlı derste Fabregas bomboş top sürdü, ve çok güzel bir vuruşla 2. golünü attı. Attığı ikinci golden sonra ise geçen hafta hayatı kaybeden Espanyol kaptanı Jarque'nin formasını tribünlere göstererek gönül adamı olduğunu tescilledi Fabregas. Tam yazıyı bitirip, Galatasaray maçı için konsantre olma durumuna geçecekken Eduordo 6 golü atıyor. Arsenal disiplinden kopmuyor. Bu maçın skoruna bakıp gidenler Arsenal'i hiç eklimemiş gibi bir populizm yapmak çok yanlış olur. Karşılarında sadece sahada duran 11 adam vardı. Gerçi bu duran 11 adam son dakikada gol atarak skoru 6 1 e getirdi. Golün adı Saha idi, kırmızı kızıl karışımı saçları ile, maçın skorunu belli eden isim oldu. Bakalım ilerleyen haftalar neler göstercek Arsenal için, ama ben genede hem lig hem şampiyonlar ligi düşünüldüğünde bu kadronun yetersiz olacağına inanıyorum.




Vermaelen ,uzun boyu ile 3. golü atarken.

Not: Arsenal yazısını koyup, bilgisayarı odaya götürüp Galatasaray maçını izlicem. İlginç bir 11 bizi bekliyor. Gece Galatasaray yazısını kesin koyarım, ama belki Trabzon maçı sabaha kalır kusura bakmayın. Sevgiler Saygılar.

Blackburn-Manchester City


Asıl amaçım Ancelotti'li Chelsea'yi izlemekti Hull karşısında. İnternet'ten buldum bir iki link, ama sürekli takıla takıla sinir bozukluğu yarattı. 90 dakika'nın 30 35 dakikasını ancak izleyebildim. Çok sağlıklı yorumlar yapamayacağım, ama Hull gayet dirençli takım. Chelsea ise kaliteli takım, ama teknik ayakları eksik gibi hala. Robben gitti gideli sahada fantastik işler yapan adamları yok ortasaha da. Drogba ise tek maçına aldı maçı. Özellikle attığı freekick golü Marquinhos'un tatilden gelişiyle Şapka Çıkartacaksınız köşemizde görürsünüz. Gelelim günün amortisi olan maça. Amorti derken, Chelsea maçının aksine akıçılık olarak sorunsuz bir link ve yayınla izledim maçı, ama her güzel şeyin bir bedeli olduğu gibi bu maçın bedelide "Çinli" spikerlerdi. Güzel Çin halkını tenzih ederim, ama ızdırap gibi dilleri var. Büyük ihtimalle onlarda Türkçe konuşan bir spiker ile maçı izleseler, onlara ızdırap gibi gelir. City'i takım olarak oldum olası sevemedim, ama bu sene yaptıkları transferleri ile ve saygı duyulası hocaları Mark Hughes ile takip edilesi bir takım oluyor. Maç Boby Robson için saygı duruşu ile başladı. Maça golle başladı City ve yeni transfer Adebayor ilk golü attı. Gelen golün ardından takımlar daha sakin bir 10 dakika geçirdiler. Golün şokunu üzerinden atan Blackburn saldırmaya başladı. Zaman zaman ortasaha da oyunun üstünlüğünü ele geçirdiler. Bir başka transfer Kolo Toure ise ,özellikle ilk yarıda biraz heyanclıydı bu yüzden bir kaç pas tercihi yanlışı ile Blackburn'un pozisyona girmesine sebep oldu. Dunne ise gene takımın en sağlam oyuncusuydu. İki takım ama özellike City ortasahayı çok hızlı geçti maç boyu. City klasik 4 4 2 yerine 4 2 2 2 gibi oynadı. Robinho ve Wrigt-Phillips kanatlar forvete yakın oynadılar. İlk golüde hazırlayan Phillips ilk yarıda çok etkliydi. Forvette işler güzel giderken, Ortasaha'nın göbeğinde Barry ve İreland çok yanlız kalıyor ve Barry sıklıkla defansın tam önüne kadar gelmek zorunda kalıyordu.

Takımın ortasahsı böyle geri çekildikçe Blackburn sağlı sollu ataklar ile bunaltmaya başladı. Hatta ilk yarının 25 ile 40 ikinci yarının ise 45 ile 65 dakkaları arası maç Blackburn-Given maçına döndü. Biraz beceriksizlik, birazda şansızlık ile aradığı golü bulamadı Blackburn. 65'ten sonra ise kontra ataklar ile etkili olan bir City izledim. Robinho oyundan çıkana kadar giydiği 10 numaranın hakkını verdi. Çok ufak tefek görüntüsüne rağmen , hem mücadeleci hem de teknik bir ayak. Ayrıca oyuna yeni transferlerden Tevez girdi. Tevez ilk yarıda yedek olmaktan memnun gözükmüyordu, kamera onu gösterdiği dakikalarda. Maçın kapanışını ise Ireland şık bir şekilde yaptı. Kaleciyi önce yatırdı, sonra kaldırdı, sonra topu köşeye bıraktı. Maç sonu ise Mark Hughes Blackburn hocası Sam Alliyerdce'nin elini sıkmak için yaklaşırken ayağı kayıp düştü. Bir anda panik ortamı oldu ama gülerek kaltı yerden Hughes. City bu sene Şampiyonlar Ligi vizesini almak istiyor. İşler hiç kolay değil, özellike ortasaha ve defans bireysel olarak teknik isimlerden oluşsada, takım müdafasında eksikleri var. Tabi ilk hafta eleştirilerde bir sınır olması lazım. Ayrıca , iki takımın kondisyon problemi yaşamadan 90 dakika hızlı bir oyun oynaması, akıllara bizim takımlar neden 5 6 hafta sonra açılıyor sorusunu getirmedi değil.





Ireland golü attığı pozisyonda kalecyi ,yatırdıktan sonra kaldırıyor, az sonrada topu köşeye bırakacak.

Maradona

Not: Fotoğraflar maç anında "Screen Shot" olarak alınmıştır.

14 Ağustos 2009 Cuma

Premier Lig Başlıyooooooooorr

Ancelotti'siyle, aç gözlü Mancerster City'siyle , yıldızlarından arınmış Arsenal'i ve vazgeçilmez iki kırmızısı Liverpool ve Mancester United ile başlıyor Premier Lig. Geçen seneden tadı damağımızda kalan Fulham , Villa ve Everton'dan hangisi bu sene Chelsea'yi geçip 4. olacak? Öğrenciliğin gözü kör olsun maçları Tv'den izleyemicez (paramız sadace Lig Tv'ye yetiyor) ama internetten linkler el verdikçe takip ediceğiz.

14 Ağustos 2009


14:45 CHELSEA - HULL
17:00 ASTON VILLA - WIGAN
17:00 BLACKBURN - MANCHESTER CITY
17:00 BOLTON - SUNDERLAND
17:00 PORTSMOUTH - FULHAM
17:00 STOKE - BURNLEY
17:00 WOLVES - WEST HAM
19:30 EVERTON - ARSENAL


15 Ağustos 2009

15:30 MANCHESTER UTD - BIRMINGHAM
18:00 TOTTENHAM - LIVERPOOL

Not: Geçen haftada Alman ligi ve Hollanda ligi başlamıştı ama benim gözümde haber değeri yok. Niye diye sorarsanız ,7 sene Alman eğitimi aldığı için midir nedir , ama çok haber değeri olan bir durum olmadıkça ben yazman Marquinhos'u bilmem :)

Maradona

Haftasonu Süper Lig




Ligin ikinci haftasından önce, geçen seneden klasikleşen maç öncesi değerlendirmeleri ile karşınızdayız. İlk hafta deplasman takımlarının üstünlüğü ile geçti. Gereğinden fazla maç berabere bitti, hata golsüz bitti. Umarım bu hafta daha çok gol izlemek kısmet olur. Sırasıyla maçlara bakalım şimdi.

Trabzonspor - Diyarbakırspor

Trabzonspor lige iyi bir başlangıç yaptı. Özellikle Ceyhun attığı güzel gol ile ön plana çıktı, ama bence Trabzonspor takım olarak çok iyi. Geçen sene bu takım 12 bucuk kişiyle oynadı Ersun Yanal ile. Şimdi Hugo Ersun Yanal'ın yaptıkalrını yıkmadı (bir çok yeni hocaya örnek olması lazım) aksine aynı sistemi daha da geliştirmiş. Bir kere geçen hafta uzun zamandan sonra 2 kanadı olan bir Trabzonspor vardı sahada ki Gabric'in tamına dahil olması ile o kanatlar takır takır işler bu sene. Diyarbakırspor ise lige hazırlanmaya geç başladılar. Tabiri caizse toplama takım kurdular. Geçen hafta ben açıkcası kaybedeceklerine inanıyordum, ama onlar çok iyi oynamasalarda 1 puanı almayı başardılar. Ayrıca forvetleri Mendoza bu sene çok canlar yakacak gibi duruyor. Bu hafta Trabzonspor kendi seyircisi önünde galibiyet alır. Forvet hattında sorunları olduğu için çok rahat kazanırlar diyemiyorum , ama gene uzaktan ve güzel goller görebiliriz.


Ankaragücü - Manisaspor

Ankaragücü , geçen sene Hikmet Karaman geldiğinden beri yükselişte. Ligde kalmayı başardılar, yüzüncü yıllarında sansasyonel sayılabilcek bir transfer yaptılar. Ama sezon açılışları olaylı oldu. Taraftar özellike kaleci Serkan'a çok tepkili. Ayrıca takımda madii sorunların olduğu söyleniyor. Buna rağmen Hikmet Hoca takımı bütün bu olumsuzlukardan uzak tutmaya çalışıyor. Geçen hafta Ceyhun çok güzel goller attı. Vassel etkisizdi ,ama ilk resmi maçına çıkmış oldu. Ankaragücü ortasahası ve forvet hattı nispeten iyi ama defans hattında sadece 5 oyuncu. Gerçi bir İngiliz stoper alınacak yönünde söylentiler hakim. Manisaspor ise geçen hafta Eskişehir'in beceriksizliği yüzünden paun alabildi. Özellikle Sezer'in eksikliği ile ,takımda bir yaratıcılık problemi var. Eğer Ankaragücü taraftarı takımını ve maçı olumsuz etkilemez ise maçı Ankaragücü kazanır.


Galatasaray - Denizlispor

Galatasaray'da her maç üzerine biraz daha koyan bir görüntü var. Denizlispor ise geçen hafta takım olmaktan uzaktı. Çağlar'ın sakatlığından ötürü sol beklerinde Murat Hacıoğlu oynadı. Aslında takım ikinci yarıda biraz canlanmıştı ki, malum elektirik vakası yaşandı. Galatasaray maçı kazanır. Ama Galatasaray için kazanmaktan daha önemli olan sistemi işletmek ve her hafta üzerine bir şeyler koyabilmek. Denizlispor ise geçen gün Lig Tv'de başkanları vardı, Başkan'ın da konuştuğundan anladığım kadarıyla toparlanmaları biraz zaman alacak.


Kasımpaşa - İstanbul BŞB

Kasımpaşa geçen hafta Bursa maçında beklentilerimde iyiydi. Onlarda çok transfer yaptılar , ama bir düzen oturmaya başlamış gibi. İstanbul BŞB ise kendi evinde oynadığı maçlar seyircisiz olduğu için, bence deplasmanlarda daha iyi motive oluyor. Bu maç nasıl olur pek kestiremiyorum ama aklımızda ki soru işaretlerini cevaplaması açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Bakalım Kasımpaşa taraftarıyla bütünleşip, kendi gücündeki takımlara üstünlük kurabilecek mi? Ayrıca İstanbul BŞB canlı yayınlanmayan maçlarda nasıl oynayacak merak ediyorum. Daha ayrıntılı yorumu maçtan sonra yaparız artık


Fenerbahçe - Sivasspor

Fenerbahçe Daum'un gelişi ile dirildi. Bu dirilme Alex ile başlayıp bütün oyunculara yansıdı. Geçen hafta çok iyi oynamasalarda tartışılan adam Guiza'nın attığı 2 gol ile maçı kazandılar.Geçen seneye göre işler doğal olarak iyi gidiyor. Hafta içi Topuz'un forma giymesi ile kafalarda bir soru işareti daha oluştu. Ayrıca bu hafta benim en merak ettiğim konu Bekir. Bilica kart cezalısı olduğu için Sion maçında forma giyemeyecek. Bakalım Daum daha resmi maçlarda oynatmadığı Bekir'e bu maçta şans verecek mi? Geçen yılki direnci olmayan Sivasspor karışısında kazanırlar. Gelelim Sivas'a. Geçen yıldan bu seneye en büyük düşüsü yaşıyan takım Sivasspor. Bülent Uygun 2 2 bucuk senedir oynadıkları oyunu değiştirmeye çalışıyor. Aslında bu uğraş önemli, çünkü Sivasspor aldığı sonuçlar ile lige renk katsada ,oynadığı futbol çoğu zaman tat vermiyordu. Bu maç iyileşme sinyalleri bekliyorum Sivastan. En azından daha dirençli olmalarını.


Ankaraspor - Gençlerbirliği

Küreslleşme bu demek sanırım. İki Alman, Ankara'da bozkırda karışı karışıya gelecek. İlk hafta Ankaraspor kötü başladığı maçta 3 puanı aldı. Gençlerbirliği ise Kayseri karşısında vasat bir oyun sergiledi. Gençlerbirliği geçen sene uzun senelerden sonra düşme korkusunu bukadar hissetti. Bu sene garip bir transfer politikası izlediler. Sözde ayrı olan iki takım arasında oyuncular gitti geldi. Ankaraspor ise Özer'i sattı. Maçla alakalı en büyük merakım ise bakalım İlhan Parlak ne yapacak?


Kayserispor - Gaziantepspor

Kayserispor eğer ligde gol yenilmemeye 3 puan verilse açık ara şampiyon olacak zihniyette bir takım. Geçen sezon forvetler aldılar denediler olmadı. Bu sezonun ilk haftasınıda golsuz geçtiler. Bence çareyi yanlış yerde arıyorlar. Ortasahalarında yaratıcı oyuncu eksikliği yok. Takım müdafasını nekadar güzel yapıyorlarsa atağa o denli kötü çıkıyorlar. Gaziantepspor ise geçen hafta Galatasaray karşısında iyi sinyaller vermedi bence. Tabata formsuz ve bence Beto o takım için el freni. Ayrıca Cuireo beklerde ofansif oyuncuları denediğinden müdafa kurgusunda sorun yaşıyorlar. Gerçi bu maç müdafaları fazla zorlanmaz. İlginç bir maç daha bizleri bekliyor.


Eskişehirspor – Bursaspor

Süper Lig'de haftanın maçı. Ülkemizde şöyle bir maçın, canlı verildiğini ne zaman görcez. O kadar Lig Tv parası veriyorum ve haftanın maçını özet görüntülerden takip etmek zorundayım. Bu sistemde bir saçmalık var. Bakalım bir umut yeni yayın ihalesiyle birlikte belki bir şeyler düzelir. Gelelim maça. Anadolunun iki futbol kentinin takımı karşı karşıya geliyor. Forumlara ve haberlere bakıyorum, dostluk en üst noktada. Bu gerçekten futbol için önemli bir nokta. Geçen hafta Ümit Karan çok kaçırdı. Rıza Hoca yeni transferleri takıma çok güzel yedirmiş. Ama geçen seneden beri ortasahalarında pas trafiğinde zaman zaman sorun oluyor. Bursaspor'dan ise ben geçen hafta daha iyi bir performans bekliyordum. Genede hırslı oyunlarıyla 3 puanı söküp aldılar. 2 teknik adamında futbol felsefesi oyunu güzel oynamak olduğu için keyifli bir maç olur. Asıl 2. hafta değil de şöyle takımların form tuttuğu 6. 7. haftaya denk gelecekti bu maç o zaman tadından yenmezdi. Ayrıca Bursaspor Tv internet sitesinden maç saati bir program ile maçı anlatıyor. Aynı saatte Fenerbahçe maçı olmasına rağmen ben bu yayını takip edicem sizede tavsiye ederim.


Beşiktaş – Antalyaspor

Mustafa Denizli sadece kendisinin bildiği taktiği ile geçen hafta hayalkırıklığı yaşattı. Ayrıca kafalara bir çok soru işareti hediye etti. 4 3 3'e devam edicek mi , yoksa insafa gelip 4 4 2 ile güzel futbol mu izletecek. Nobre'de ısrarı sürecek mi, yoksa Holosko ile izleyenlere huzur mu verecek. Maçın seyircisiz oynancak olması ise ızdırap. Antalyaspor ise maddi sorunlar yaşıyor. Bu yüzden yeteri kadar transfer yapamadılar. Geçen hafta şansızdılar, yoksa maçın daha başında öne geçebilirlerdi. Beşiktaş zorlansada kazanır, ama Antalyaspor bir paun alabilir.

13 Ağustos 2009 Perşembe

Aman Kaptan


Ümit Özat bu sefer de antremanda fenalaşmış. Futbol sevgine hayran kalmamak elde değil. Seni eleştiren beğenmelere rağmen yaptıkların ortada. Hedefin (ki ben ulaşacağına inanıyorum) başarılı bir teknik adam olmak. Ama sağlığın el vermiyorsa , seni sevenler için yorma kendini bukar. Acil şifalar


Maradona-Marquinhos

Vurmayın Abalıya


Aslında bu fotoğraflarda ki örnekleri arttırmak çok mümkün. Bu futbolcular daha yıldız olmadan yıldız yapıldılar, sonra yıldız gibi davranmayınca eleştirildiler. Hep futbolcular suçlandı. Ne medya ne de başka birisi çıkıp kendini eleştirmedi. Hatta yaptıkları olumsuzluklar zaman zaman bire 5 katılarak anlatıldı. Toplumun her alanında olduğu gibi, futbolda da genç bir oyuncu sahneye çıktımı önce gereğinden fazla alkışlarız, sonra da olması gerektiğinden fazla yerin dibine geçiririz tabiri caiz ise. Aslında bu yazıyı daha önce Batuhan Karadeniz Antep ile yolları ayırdığında yazmak istiyordum ancak Batuhan Karadeniz'in akibeti belli olsun diye bekledim. Durum belirsizliğini koruyor , ve yazının konusunu ilgilendiren örnekler hızla devam ediyordu. Şimdi konuyu Batuhan Karadeniz'den alalım ve 22.01.2006 saat 20:45 sularına Konya'ya gidelim. Bir çocuk daha 17 yaşında adını ümit milli maçlardan o meşhur 87 kuşağından duymuşuz sadece. Maçı kazandıran golü atıyor,ki her futbolcuya nasip olmıcak güzellikle bir ilk gol. Pazar sabahına sıradan bir genç olarak kalkan Aydın Yılmaz, artık bir futbol starı. Aynı şey Arda Turan'a yapılıyor. İlk maçından sonra yerlere göklere sığdırılamıyor. Gerçi Arda , Aydın kadar bocalamıyor ve iyi kötü bir şekilde toplarlıyor. Euro 2008 ile birlikte ise gerçekten "Yıldız" oluyor. Aydın ise bir ara kiralık olarak gittiği ve oradan da milli takıma yükseldiği İstanbul BB performasını saymaz ise bir türlü yırtamamıştı. Hatta ilk Tobol maçından sonra "Galatasaray'ın futbolcusu değil" deniyordu. (ben aydını çok sevdiğim için bazen objektif olamadım, özellikle yeniden bir sezon İstanbul BB'ye kiralık gitmesini çok istiyordum, ama sanki Frank Rijkaard'ın gelişi ile Aydın toparlanacak) Arda Turan ve Aydın Yılmaz'ın anlık patlamasının bir benzerini 25.08.2007 tarihinde Batuhan'a yaptırıyordu medya. Buna benzer bir olay Emre Çolak'ın başına geldi sezon başı. Galatasaray yeni Arda'sını buldu diyordu herkes. Gazeteler, televizyonlar röportaj yapıyordu. Galatasaray'ın yeni yıldızı tekrar pafa gitti. Emre'den aradığı haberi bulamayanlar bir anda delicesine Serdar Eylik'in üzerine atladılar. Şimdi ortalık daha sakin. Ayrıca medya bu genç oyuncuları hep A takım'a yükseldikten sonra tanıyor. Biz taraftar kendi aramız da,şöyle bir genç var ileride çok başarılı olur inşallah dedikten sonra fark ediyorlar genelde. Sakın yanlış anlaşılmasın bu yukarıda ki isimlerin ve bunlara benzer bir çok ismin yeteneğini ,büyük futbolculuğunu tartışmıyorum. Sadece ve sadece medya'nın yanlış ve abartılı tutumunu anlatmak istedim. Ayrıca birde bu çocukları yıldız gibi lanse ettikten sonra , yaptıkları yanlışta acımasızca eleştirmeleri yok mu? Sanki bu ülkede yaşıyan herkes "17-22" yaş arası örnek insandı. Hiç okulu kırmadılar, hiç içki içmediler, hiç geçe klubüne gitmediler, git aileleriyle tartışırken seslerini yükseltmediler ya da boylarını aşacak laflar söylemediler. Bir ara Arda'ya karşı şiddetle saldıran basın, bunun bir benzeri bence Batuhan Karadeniz'e yaptı ve yapıyor zaman zaman. Sakın yanlış anlaşılmasın Batuhan'ın yaptığı eşeklikleri önemsiz ya da Batuhan'ı hatasız görmüyorum, ama insanlar bazen empatiden uzak yorumlar yapıyorlar. (bu empatiyi sadece yazıyı daha havalı bir hale getirmek için kullandım) Ben 25 yaşındayım ve sorumluluk almam gereken bazı noktalarda hala bir ton yanlış yapıyorum. Batuhan ve Arda , benden çok daha popüler, benden çok daha zengin ve kızlar benden daha çok peşlerinde. Bir gün yolunuz düşerse Florya'ya gidin antreman izlemeye, sırf Arda'yı izlemeye gelen ofsayt nedir bilmiyen kaç kız gelmiş görün.(ne güzel sezon başı açıktı antremanlar bize, ne zamandır kapalı) Peki efendim bütün bu gençler ya kötü performans ile ya da özel hayatlarında ki yanlışları ile bir çok kez eleştirildi. Önce yurt dışından herkesin bildiği ve hatırladığı bir örneği yinelemek istiyorum burda. Wayne Rooney, Everton ile attığı gollerden sonra Mancester United'a transfer oldu. Bu genç adamın vakti zamanında ne kadar kumar borcu yaptığını "4 4 2" dergisin de (sayısnı hatırlamıyorum derginin ama ilk 10 15 sayıdan birisi olabilir) ve genel evlere gitme alışkanlığınıda medyadan bir şekilde öğrendik. Peki Alex Ferguson ne yaptı? Hadi Rooney yallah git kiralık olarak oynada burnun sürtsün dedi mi? Eminim ki Ferguson Rooney'in burnunu sürtmüştür, ama bu sürtüş ile onu kaybetmemiş, kazanmıştır. Peki ya bizim geçen sene yerlere göklere sığdırmakta zorluk çektiğimiz Mustafa Denizli niçin böyle bir babalık yapmamıştır? Yapmak zorunda mıdır? Evet kadroda Bobo ve Nobre varken, Mustafa Denizli Batuhan'ı kazanmak zorundadır. Tamam geçen sene gönderdin, Batuhan Karadeniz Eskişehirspor'da,ligde nekadar golcü olduğunu gösterdi. Artık ikinci sezoni yok pişsin, yok haşlansın deme lüksün yok bence. Bir daha hatırlatmak istiyorum Nobre forvet oynuyor. Gelelim başka bir konuya, Galatasaray alt yapıda Ceren Tokdemir diye bir psikolog var, üst yapıda ise teknik ekipte böyle bir oluşum gözükmüyor. Beşiktaş ve Fenerbahçe'de var mı bilmiyorum, çok iddalı olmak istemiyorum ama olsa duyardık diyorum.


Yıldız Yapacak Hoca Yok


Bu lafım aman yanlış anlaşılmasın ,kesinlikle alt yapılarda çalışan hocaları kastetmiyorum. Onlar aldıkları az maaşlara rağmen, yaptıkları mesailer ile belkide futbolumuzun en kahraman çalışanları. Hoca yoktan kastım şu. Mesela Gigs, Scholes ya da Neville gibi isimler alt yapıdan çıkartılıp Alex Ferguson idaresine girerken, bizim gençlerimiz alt yapıdan çıkıp Kalli, Skibbe, Aragonnes vb gibi hocalara emanet ediliyorlar. Bana biriniz söyleye bilir mi, Kalli Arda'ya ne kattı. Ya da iki senenin birinde Kalli birisinde Skibbe ile çalışan bir Aydın'dan ne bekleyebiliriz. Ee aynı hocalarla Arda'da çalıştı dediğinizi duyar gibiyim, ama Arda Euro 2008'de ve öncesinde sıklıkla Fatih Terim ile çalıştı. Çok net hatırlıyorum Volkan'ın Lincoln'e tekme attığ kupa maçından sonra Kalli'ye Arda sorulduğun da "Çok mücadele etti" demişti. Arda'dan beklenen ise mücadele etmesi değil, yaratmasıydı. Tamam genç futbolcuların, A Takım'a yükselmesiyle ilgili türk futbolunun çok sorunu var. Belki bu yeni "Reserve" lig benzeri uygulama biraz daha iyi olcak ama, alt yapıdan alıp oyuncuları özellikle 3 büyükler son yıllarda çok yanlış isimler teslim etti. Ya şu çok beğendiğimiz yıldızları düşünelim. Ronaldo, Gerrad, Lampard hatta isi abartalım Messi diyelim. 17,18 yaşında 2 sezon Skibbe ya da Kalli ile çalışsalardı şimdi nerelerde olurlardı. (Messi biraz abartı kaçmış olabilir, o insan olmadığı için onu rasyonel ölçülerle değerlendirmek gerek yanlış olur )


Ben demiyorum ki insanların yanlışlarını söylemeyelim, ama bunu yaparken biraz daha adil ve yapıcı olalım. Ayrıca bütün yanlışı onlara yüklememek, sistemin diğer yerlerindeki yanlışlarıda görmek ,göstermek gerek.


Maradona

Ufuk ve Sezer


Artık iyice durum çığrından çıkmaya başladı. Mehmet Topuz'un ve Troisi'nin gündem yaratan transferlerinden sonra bir süredir Ufuk ve Sezer transferinin tatsızlıkları gündemde. Ufuk sanırım geçen sene Milli Takım'a çağrılmış, bir süredir adı Galatasaray ile anılan kaleci, Sezer ise benim çok beğendiğim hatta yabancı sorunu olan Beşiktaş'a iyi bir 18 alternatifi olarak önerdiğim oyuncu. Bu oyuncuların sezon sonunda sözleşmeleri bitecek. Galatasaray transfer girişiminde bulunuyor, belli teklifler ile. (futbolcu artı para gibi) Manisaspor ise teklifleri düşük bulup geri çeviriyor. Galatasaray şimdi satmazsanız sezon sonu bedavaya alırız diyor. Olay 1 aydır belki daha uzun süredir böyle gelişiyor , ama artık çok açık şekilde basına yansıdı. Hem Topuz hem de Troisi transferlerinde "etik,ahlak" gibi söylemler herkesin ağzına pelesenk oldu. Hatta Beşiktaş'ı "etik " davranmamakla suçlayan Kayserispor, yaklaşık bir hafta sonra Gençlerbirliği tarafından aynı şekilde suçlandı. Şimdi olabildiğince tarafsız bir şekilde Manisaspor ve Galatasaray arasındaki bu olayı düşünüyorum. Kimse masum değil gibi geliyor bana. Galatasaray tabi ki haklı olarak, kendi menfaatlerini düşünüp, transferi en az maliyet ile bitirmek istiyordur. Ama eğer denildiği gibi önce Manisaspor ile değil, futbolcular ile anlaştıysa ya da görüştüyse ayıp etmiştir. Manisaspor yönetiminin ise hatası daha büyüktür. Bu futbolcuların sözleşmesi bu sene sonu bittiği belli, ve kural da çok açık. Sözleşmesinin bitmesine 6 ay kala her oyuncu ile ön protokol imzalanabilir. Sen gidip geçen sezon ortası bu oyuncular ile sözleşme yenilemezsen olacağı budur. Eğer öyle bir şey yapmış olsaydı istediği transfer bedelini daha rahat elde edebilirdi. Şimdi ise bence ayıp ediyorlar. Bu futbolcular köle değil, sen de Real Madrid değilsin. Bu iki futbolcu senin takımının bence yüzde 20'sini oluştururken ne onları kadro dışı bırakmak gibi bir lüksün var, ne de futbolcuyu köle gibi görüp bir sene futboldan uzaklaştırma hakkın var. Ya Manisaspor yılacak ve transfer gerçekleşecek, ya da oyuncular 1 sene futboldan uzak kalmayı göze alamayıp, sözleşmelerini uzatacaklar. Buna çok benzer bir durum geçen sene Bekir İrtegün'ün başına gelmişti. Fenerbahçe ile anlaşma ihtimali olunca Gaziantepspor yönetimi sözleşmesini uzatsın diye baskı yapmış ve bir kaç hafta kadro dışı bırakmıştı. Bence artık yöneticilerin daha olgunlaşması lazım. Eğer takımlarında gelecek vaad eden ve para kazandırcaklarını düşündükleri oyuncular varsa, bunlara daha uzun süreli ve oyuncuyu daha tatmin edici sözleşmeler imzalatmalılar. Ayrıca futbolcular da her nekadar kariyerlerini ve hedeflerini ön planda tutacaklarsa da , yetiştikleri takımlara para kazandırmayı unutmamalılar. Bir Galatasaraylı olarak Emre ve Okan'dan canımız çok sıkılmıştı bu yüzden. Ama tabi takımlar da futbolcuları bir eşya olarak görmekten vazgeçsinler. Ya sözleşmeni uzat, ya kadro dışı kal ve bir sene futbol oynama ,neresinden bakarsanız bakın çok kötü bir tavır.

Not: Galatasaray'da yerli transferi Adnan Sezgin, yabancıyı Haldun Üstünel yapıyor gibi söylemler vardı. Keşke bu işi de "Sihirbaz" Haldun Üstünel'e bıraksalardı bu kadar uzamazdı eminim.


Maradona

Şapka Çıkartacaksınız(4)

Carlos kanattan bindiriyor ve Zidane topu aya fırlatmak istiyor ama top Zidane'yi o kadar seviyor ki kaleye giriyor.

Abdulkadir ve Kombine

ÇAYKUR RİZESPOR 1 - 2 FENERBAHÇE

Stat: Rize Şehir Stadı

Hakemler: Abdullah Kalafat, Osman Tüfekçi, Fethi Kayış

Çaykur Rizespor: Yavuz, Hasan(Dk. 88 Bahadır), Mehmet Sedef (Dk. 75 Hakan), Mustafa Ulaş (Dk. 88 Mesut Yılmaz), Murat Ocak (Dk. 88 Eyüp Kadri), Engin(Dk. 88 Semih), Kenan (Dk. 88 Adem), Diakhate, Çağrı (Dk. 65 Mesut Özkalkan), Mithat (Dk. 71 Umut), Ribeiro

Fenerbahçe: Mert, Bilica(Dk. 83 Serhat), Bekir, Vederson (Dk. 83 Devrimcan), Cristian (Dk. 75 Özer), Selçuk, Deniz (Dk. 83 Abdülkadir), Uğur (Dk. 83 Onur), Ali Bilgin, Deivid(Dk. 83 Furkan),
Mehmet Topuz

Goller: Dk. 20 Riberio (Çaykur Rizespor), Dk. 30 Deivid, Dk. 64 Mehmet Topuz (Fenerbahçe)

Sarı Kart: Dk. 60 Bekir (Fenerbahçe)

Bu maçı ne yazık ki izleyemedim ama yine de bir şeyler paylaşmak istiyorum. Kadroya bakıyorum ve şu maç bile hafiften ciddiye alınmış. Bilica kesilmemiş. Bekir ilk kez onbirde. Vederson da kesilmemiş. Cristian da kesilmemiş. Cristian'ın kesilmemesi normal çok maç yaparsa daha çok gelişir diyebiliriz. Ama ortasahaya bakıyorum da yani şu maçta neden oynar Deniz Selçuk ikilisi?

Geçen sene takımda her şey kötü giderken bakın biz aslında çok iyi bir şey yapıp çok genç bir oyuncu alıyoruz dendi. Alınan oyuncu hem de Fener'in en sıkıntılı bölgesineydi. Abdulkadir alındı fakat bir seneyi paf takımı ile geçirdi. Bu yetmezmiş gibi de en dandik maçlarda bile oynatılmadı.İşte örneği. 83üncü dakikada girmiş.

Yeni Gerard diye lanse edilen bir oyuncu dandik bir Çaykur Rize maçında bile ilk 11'e koyulamadı yani. Burada aklıma İlhan Parlak durumu geliyor. Ona da aynı şeyi yaptık. Kupa maçlarında kaleciyi değiştirirken onu koyamadık. Ama sonra Kiev deplasmanında son çare olarak oyuna soktuk.

Abdulkadir'in çok değerli bir oyuncu olduğunu düşünüyorum. Umarım İlhan'a yapılan ona da yapılmaz. Bir yıldız olacaksa bir oyuncu, bu yaşında ilk onbirleri görebilmeli. Bazen diyorum bu oyucular keşke Arsenal gibi takımlarda oynasa ve saygı görse biraz diye. Ülkede sadece Emre ve Arda mı küçücük yaşında top oynayan efsane isimler olacak? Bu kadar genç topçu arasında iki isim, iki yıldız çıkarabilmek çok acı. İş teknik adamlarda bitiyor. Bıraktım kupa maçlarını Çaykur Rize maçında sergilemezsek o gençleri ,bu durum o gençlere ileriki zamanlar için kötü bir mesaj oluyor.

Bir iki şey de maç bilet fiyatları için söyleyeyim. Tamam geçen sene de bazı maçlarda kale arkası tribün fiyatları 60'a kadar çıkmıştı. Hatta İnönü'de bu rakam 70 olmuştu ve sanırım bir rekordu bu. Ama bu sene Fener deplasman biletleri 100 oldu bir anda. Ayrıca Fener'in bu haftaki maç bileti 55 lira. Rakip Sivas. Şimdi düşünüyorum da acaba Sivas maçı derbiden mi sayıldı? Öyle ise Fener'i tebrik etmek lazım. Rakibini artık 4 büyükler gibi görüyor. Fakat bu bilet fiyatı eğer önümüzdeki maça da değişmezse derbilerde o tribün 70'i bulacak gibi. Zaten kombine alamayan taraftar, maç göremeden lig bitecek. Ya da bazı blogcular bunu bir kombineye zorlama kampayası olarak anlattılar. Bu da doğru olabilir. Geçen seneden daha az satıldı çünkü. Şimdi bakın biletler artık çok pahalı diye tehtid ediliyor sanırım taraftar. Bakalım nereye varacak bu fiyatlar?

Marquinhos

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Hangisi Doğru ?


Frank Rijkaard Galatasaray'a geldiğinden beri formayı her ne pahasına olursa olsun adil dağıtıyor. İlk resmi maça daha fazla birlikte antreman yaptıkları için gençler ile çıkmaktan kaçınmadı. Gerçi Tobol rakip olarak da gayet müsaitti böyle bir hamle için. Medya hemen esip gürledi, eleştirdi durdu. Yok bu gençler Galatasaray'ın oyuncusu değil, yok Frank Rijkaard Arda ve Baros'u ilk yarıda oynatmaları lazımdı vb. Eh tabi yıllardır ülkemiz milli maçlardan özel uçakla dönen yıldızların antremansız maça çıkmasına fazlasıyla alışmıştı. O yüzden yeni transferlerin ya da takım için önemli oyuncuların kondisyon durumuna bakılmadan oynatılmasını bekliyordu medya. Tabi Galatasaray'ın teknik heyetinde dünyaca ünlü iki kondisyoner Albert Roca Pujol ve Carlos Cuadrat vardı, ama onların varlığı bile medyamızın alınan kararlara saygı duymasına yeterli olmuyordu. Neyse alışılmış bir durumdu medyanın saçmalaması fazla takılmadan konu kapandı. Frank Rijkaard oyuncuları tam kıvama gelmeden sahaya sürmemeye devam etti. Buraya kadar bir sorun yok. Peki diğer tarafta ne oldu da ben bu yazıyı yazma ihtiyacı duydum. Mustafa Denizli hazır olmadığı her halinden belli Nihat Kahveci'yi ısrarla oyuna aldı. Tamam bir futbolcunun maç eksiğini gidermesi için oynaması şart ama önce maça çıkacak kondisyonu kazanması gerekmiyor mı? Ayrıca hiç hak etmemesine rağmen Nihat'ın ismi tartışılıyor zaten. Yok sakat geldi, yok futboldan uzak, yok kıl oldu, tüy oldu. İki maçta da doğal olarak vasatın üzerine çıkamayınca Nihat bu da gereksiz bir özgüven sorgulamasına sebep olmaz mı? Bunu yapan sıradan bir isim olsa üzerinde durmayacağım, ama Mustafa Denizli yapınca ve iki büyük hocanın yoğurt yiyişlerinde bu denli fark olunca dikkatimi çekti. Ben şahsen kondisyon, ya da sporcu sağlığı ile ilgili kitap okumamış bir cahilim ama aynı duruma bu kadar farklı uygulamalar olduğunda ortada bir gariplik olduğunu fark edecek kadar da normalim. Sanırım zaman ve gördüklerimiz cevabını verecek bunun.


Maradona