21 Kasım 2009 Cumartesi

Beşiktaş - Fenerbahçe

Öncelikle Fenerbahçe - Galatasaray maçlarında yaşadığımız utanç verici rezilliklerden sonra , bize böyle keyifli ve güzel bir derbi izleten iki takıma da çok teşekkür ederim. Zaten yıllardır bu derbi futbol adına diğer derbiden daha keyifli oluyor. Ayrıca inatla , bütün medyanın karşı çıkmasına rağmen 3 0'lık skora inat "Yeter Yıldırım Demirören" diye bağıran taraftarı da ben kutlamak istiyorum. Çünkü birileri bu sevgisizliğin sebebinin skorlar olmadığını, tamamiyle terk edilen Beşiktaşlılık duruşuna karşı yapılan protestolar olduğunu anlamalı. Geçelim artık maça yavaştan.

Mustafa Denizli sezon başından beri belki de ilk kez bu kadar sürprizsiz bir takımla çıktı sahaya. Yani o kadar sürprizsiz ki , eh bu takımda hocanın tercihi deyip geçmek lazım. Fenerbahçe ise defans hattında cezalı Bilica dışında ideal 11'i ile sahadaydı. Maça Beşiktaş hızlı başladı. İlk 15 dakikadan sonra Fenerbahçe biraz daha pas yapıp oyuna ortak oldu. Aslında Daum'a bu maça çıkmadan 1 puan verseler bayram edeceği için, Fenerbahçe'nin oyuna geride başlaması doğal. Çünkü Daum sanırım hayatının hiç bir evresinde uzun vadeli planlar yapmayı tercih eden birisi değil. İnönü'ye giden iyi bir Anadolu takımı oyunun genelinde rakip yarı sahada fazla bulunuyor.

Beşiktaş'ın ilk yarıdaki olumlu oynamak isteğinin ise tek rakibi Ekrem Dağ idi. Ekrem çok mücadele eden, çok çalışan fakat futbol becerisi belli bir seviyede olan bir futbolcu. Bence Ekrem kaleye uzak alanlarda daha faydalı işler yapan ve bu yüzden kaleye uzak oynatılması gereken bir oyuncu. Mustafa Denizli bazı oyunculara çok güveniyor, bu onun tercihidir saygı duymak bizim görevimizdir, fakat o zaman Ekrem'e veremediği paslardan dolayı kızmamak lazım. Ekrem'den bitirici pas beklemek bir horozun yumurtlamasını beklemek gibi bence.

Maçın 30'lu dakikalarına geldiğimiz zaman ise Beşiktaş baskısı bir sonuç getirmemiş ve bunu gören Fenerbahçe biraz daha ileriye çıkmaya başlamıştı. Bu bölümlerde etkili oldular, tartışmalı denilebilecek bir pozisyonu vardı Kazım'ın. Bir de ilk yarı bitmeden önce Alex'in vurduğu güzel bir serbest vuruş.

İlk yarıda ve maçın genelinde bir konuda Mustafa Denizli'ye hayran oldum. Fink ile Alex'i Ernst ile de Emre'yi bitirdi. Bence Fenerbahçe'yi yenmek için yapılması gereken en önemli şey Emre'yi bitirmek. Çünkü takımın iki bloğu arasındaki köprü Emre. Alex'in etkili top almasını engellemenin ilk kuralı da Emre'yi tutmak. Mustafa Hoca 2 yarıya başlarken yaptığı bir hatadan daha döndü ve Tello'yu oyuna alıp Serdar Özkan'ı çıkardı. Aslında ben Serdar ile birlikte Yusuf'un da çıkması gerektiğini düşünüyordum. Ama Yusuf da Mustafa Denizli'nin güvendiği oyunculardan. Ayrıca zaten Yusuf'u 90 dakika iyi oynasın diye değil 1 dakika oynayıp maçı çözsün diye sahada bulunduruyor Mustafa Hoca. Ben burada Tello konusunda bir eleştiri getirmek istiyorum Mustafa Denizli'ye. Tello neden sol kanat dışındaki mevkilerde oynatılıyor ? Bu maç için cevabım solda Ekrem'in Topuz ve Gökhan ikilisine karşı daha etkili olacağı ve bu yüzden hocanın tercihini bu yönde yaptığı yönünde. Ama Tello bu sezon çok az sol kanat oynadı. Hocam Tello'dan sanırım bir Sergen bir Mehmet Özdilek olmaz. Güzel sol açık, o ayrı. Bu arada Daum oyunun gidişinden memnun olacak ki , hiç bir şey yapmadı.

Neyse ikinci yarı başladı, ilk 3 dakika iki takım da birbirine saldırdı ve böylece futbol resitalinin ilk sinyallerini almış olduk. İlk yarıdaki mücadeleli ama az pozisyonlu futbol yerini gollere bıkaracağa benziyordu. İbrahim Üzülmez yılların acısını çıkarttı ikinci yarıda. Birbirinden güzel 2 gol pası verdi. Fink artık üzerinde tartışılmayacak bir oyuncu olduğunu gösterdi. İkinci yarı hakkında oturup uzun uzun teknik analiz yapmaya bence gerek yok, çünkü bir tarafta maçı kazanmak için bir şey yapan Beşiktaş diğer yanda ise kazanmak için tek bir hamle yapmayan Daum vardı. Fenerbahçe golü yedi, aynı zamanda Emre sakatlandı Oyuna kim girdi, Vederson. Semih girmeliydi oyuna bence. Yani sonucu değiştirirdi demiyorum ama futbolun doğruları çercevesinde olması gereken budur. Tamam genel olarak 4 6 o gibi taktikleri zaman zaman ManU ya da başka Avrupa takımları gayet başarılı uygular, ama Fenerbahçe 4 6 0 gibi gözükse de özellike deplasmanlarda zaman zaman 5 5 0 oluyor çünkü Baroni ya da Emre'den biri 3. stoper oluyor.

Mustafa Denizli'yi bir konuda daha eleştirmek istiyorum, Nobre. Hocam Nobre'nin forvet olmadığını anlaman için daha kaç kere izlemen lazım ? Batuhan aylardır oynamıyor ve takım 2 sıfır galip. Karşı takım 10 kişi ve kalene gelmiyorken almayacaksın da Batuhan'ı ne zaman alacaksın?

Sonuç olarak Beşiktaş tekrardan yarışa ortak oldu. Haftalardır kötü oynarken kazanıyordu, bu sefer özellikle ikinci yarıda çok iyi oynayarak kazandı. Son olarak hakem ile ilgili kısa bir iki cümle yazmak istiyorum. 3. gol ofsayt gibi geldi bana, ilk yarıda da hadi diyelim bir penaltısını vermedi Fenerbahçe'nin. Buradan Marquinhos ve diğer Fenerbahçeli dostlarıma sormak istiyorum, sizce oyunun sonucu değişir miydi, bence hayır. Çünkü saha içinde Fenerbahçe maçı kazanmak için hiç bir şey yapmadı.

Beşiktaş puan olarak iyi bir noktaya geldi ve kadro istikrarını yakalamaya başladı. Tello ve Bobo bir ivme yakalar ve bunların yanında Batuhan rotasyon içinde kendisine yer bulursa, bu takım sezon sonuna kadar yarışın bir ortağı olur. Ama şu bir gerçek ki İbrahim Üzülmez böyle maçları senede 1 kez, bazen 2 senede bir kez oynuyor, ve Beşiktaş'ın saha içinde bir oyun kurucusu hala yok.

Not: Vizeler Çarşamba bitiyor ve çarşamba ile birlikte daha faal bir blog olacağız. Bununla ilgili herkesden özür dilerim. Ayrıca Daum ve Fenerbahçe yazısını Marquinhos'dan sabırsızlıkla bekliyorum.

Maradona

17 Kasım 2009 Salı

Bilet Fiyatları

Beşiktaş geçen sezondan beri bilet fiyatlarını çok enteresan bir şekilde 70 liranın üzerine çıkardı. Bu sene derbi maçları 75 lira. Bu önümüzdeki sezon için tehlike çanlarının çalması demek. Şimdilik Fener'in uefa maçları ve derbiler 55 lira. Ama bir üst turda bu değişir mi bilmiyorum. Galatasaray'ın lig maçları 35 liraya kadar düşebiliyor bu sene. Sanırım Fenerbahçe'nin lig maçları da 44 lira.

Burada yaramaz çocuk, Beşiktaş olarak gözüküyor. 75 liraya neredeyse her maçları dolu. Ama Fener'in uefa ligi'ndeki Şerif maçı en fazla 35 000 kişiye oynanır. Düşünün bir de 66 lira olsaydı kaç kişi gelirdi tribüne?

Seneye bu fiyatlar Beşiktaş temeline göre belirlenirse yandık demektir. Beşiktaş bu fiyatı aynı tutarsa Fenerbahçe de mutlaka o rakama çekecektir fiyatı. Daha konforlu ve yukarıdan ısıtmalı bir kale arkası tribünü 70'ten az olamaz diye düşünebilir. Bu da kombineye itecek herkesleri. Bu sefer de kombine fiyatlarının yükselmemesini umacağız.

Galatasaray yeni stadında kaç liraya yükseltecek acaba fiyatları? Bu da ayrı bir temel olacak takımlarımızın fiyat belirlemesinde. Ben 55 lirayı bir haftasonunda harcıyorum. 2 saatlik bir futbol maçında bu öğrenci halimle bu parayı harcayamam. Bir de takım inadına saldırmayacak, bütün maç top çevirecek ve beni tribünde uyutacaksa o maça 55 değil 35 de veremem. Neyse umarım Bjk Fb derbisi en az 75 lira vermeye değer bir derbi olur.

75 liraya boğazda bir restoranda fix menüye girerim hem de sınırsız içerim. Şansa maçı da veriyorsa güzel olur hani. Düşünsenize stattasınız gol olmuş ve bütün tribün sizi manasızca arkadan itmeye başlıyor ve bir anda üzerinizde 10 kişi. Cep telefonunuz kırılmış belki kolunuz kırılmış bir halde maçı zor tamamlıyorsunuz. Eniştemin bir arkadaşı sanırım bir Fener maçında maçı 20. dakikada terk etmek zorunda kaldı. Çünkü sakatlandı. Futbolcu değil tabi ki bu bahsettiğim adam. En az 60 lira verip maça gelip, gol olunca da üzerine 10 kişi çıkan ve kendini 10 sıra aşağıda bulan biri. Aynısı benim başıma Kadıköy'deki bir derbide geldi. Bir daha derbiye gidemez oldum.

Şimdi soruyorum. Boğazda rakı balık digiturk keyfi mi yoksa gol olmasın diye içinizden dua ettiğiniz tribün mü?


Marquinhos

Futbolcuların takma adları #1



Takma adlarla ilgili olarak bir derleme yapacağım.Almanya ligi ile bir başlangıç yapacağım.

Takma Ad Futbolcu

Afro-Paule(Afro Paul) Paul Breitner

der Berliner Beer (Berlin Birası ) Erich Beer

Hauptling Silberlocke (Şef Beyaz Kıvrım) Jupp Derwall (Saçlarına itafen konulmuş bir takma ad)

die Katze (Kedi) Sepp Maier

Knurrer von Kerkrade (Hırlayan Kerkradeli) Huub Stevens(Kerkrade Roda Jc takımın merkezinin yakınlarından bir şehir)

das Kopfball Ungeheuer (Kafatopu canavarı) Horst Hrubesch(Hava toplarında olan üstünlüğü belirtmek için)

das Phantom (Hayalet) Roy Makaay

Not:Bazı kelimelerin tam Türkçe karşılıklarını bulamadım."Hırlayan" kelimesi belki de en uygun kelime idi.Kafatopu canavarı da Kunteper canavarı gibi oldu :D.Lost İn Translation durumuna düşen takma adlar için şimdiden özür dilerim.Yabancıların espri anlayışı biraz farklı olunca tam çeviri yapmak zor oluyor.Buradan tekrar tekrar, çeviri yapan arkadaşlara teşekkür etmeyi bir borç bilirim.

Saygılar. Trakedi


Not: Hem Trakedi'den hem de sizden özür dilerim. Sınavlarım çok yoğun olduğu için bloga çok ender uğrayabiliyorum. 10 gün sonra geri döneceğim. Sevgiler Saygılar Maradona.

16 Kasım 2009 Pazartesi

De Nigris

Önce Enke, şimdi De Nigris...Futbol sadece futbol olsa keşke.

Bitmedi Bitmeyecek






Ebedi dostluk ve ezeli rekabet sadece Maradona ve benim aramda sürecek gibi gözüküyor. Kupada da karşılaşırsa bu iki takım neredeyse 2 3 ayda bir olaylı derbi izleriz. Nasıl temizleyecekseniz temizleyin şu işi. İğreniyorum rekabetinizden artık.
Marquinhos

13 Kasım 2009 Cuma

Şu Gökçek Delisi

Ankara'dayım bir kaç gündür. Kafama esti geldim. Şehir değişikliği iyi geldi. Fakat Ankara 2 günden sonra üzerime üzerime gelmeye başladı. Bunda Gökçeklerin büyük payı var.

Ankara'da yüzüne bakılabilecek iki üç yer var. Kale tarafı insanı gerçekten farklı yerlere götürebiliyor. Spora yemek bulaşacak ama olsun. Orada yediğim gözlemeler hala damağımda. Bir yandan yağan yağmur ve eski Ankara manzarası beni kendime getirdi diyebilirim.

Sonra bir de Tunalı Hilmi ve Ulus var. Haydi bir de Kızılay'ı ekleyelim. Bunlar Ankara'da vakit öldürmek için güzel yerler. Hiçbiri bir Kadıköy bile etmiyor ya, neyse. Dün de Tunalı'daydım. Tunalı çamur içinde. Kaldırımlar Ankaralıların dediğine göre ayda bir değişiyormuş. Yollar deseniz bok içinde. Bir nefes almaya Tunalı'ya gidenler çamur banyosunda şifa aramaya başlıyorlar. Bir kafeye zor attım kendimi.

Kızılay'a her gün gitme mecburiyetindesiniz eğer Ankara'nın uzak semtlerinde oturuyorsanız. Minibüsler oradan kalkıyor. Kızılay'da yaşadığım bir tecrübe gerçekten bana çok şey öğretti. Sevgili Gökçek, bir sokağa, karşıdan karşıya geçmek için bir yaya çizgisi ya da bir trafik lambası koyacağına, bir üst geçit yapmayı daha mantıklı bulmuş. İlk kez caddeyi dik kesen bir geçitten geçtim. Mutluyum.

Kızılay'ın sırf kötü yanları yok tabi. Ankaragücü dönercisinde döner yemek büyük bir keyifti. Arada Ankara 19 mayıs stadı'nı da gezdim dışarıdan. Yanında futbol oynayan amatör topçuları da çektim sizler için. Ayrıca tam stadın yanında bir de basketbol salonu inşaası var. Onu da çektim bir iki poz.Yakında bloga koyarım. Hele bir İstanbul'a geleyim.

Gökçek'in bir diğer marifetini de Ankaralı arkadaşlardan öğrendim. Ntvspor'da da çıkmış gerçi. Gökçek Hikmet Karaman'ı kovmamak ve tazminat vermemek için antreman sahasını kapamış ve antrenmanı iptal etmiş. Fakat konuyu sadece eski Ankarasporlu evlatlarına söylemiş. Olayın gerisini biliyorsunuz. Yollar bir şekilde ayrıldı Karaman ile. Fakat bu kaçıncı yahu? Lig başından beri bu kaçıncı mahkemelik olay? Yeter şu ligin anasını ağlattınız. Ankara'nın anası zaten ölmek üzere. Ligimizi de kirletmeye devam etme Gökçek lütfen.

Ankara'ya bu gece elveda diyorum. Arivederçi diyorum. Hangi dilde güle güle demeyi biliyorsam diyorum. Sana geliyorum İstanbul, gözlerim faltaşı.

NOT: Hikmet Karaman, ''Dün antrenman saatinde hazır olduk. Bugün de açıkladığımız antrenman saatinde hazır bulunduk. Masörler, doktorlar yoktu. Kapılar kapalıydı. Bugün antrenman saatinde noter geldi ve bize bir tebligatta bulundu. Benim Ankaragücü Kulübü'nün o zamanki başkanıyla yaptığım sözleşmenin geçersiz olduğunu ve sözleşmeyi imzalayanın yetkisiz olduğunu bildirdi''

Başka söze gerek yok. Sevgiler

Marquinhos

11 Kasım 2009 Çarşamba

Armut Piş Ağzıma Düş(me)

Ben Rıdvan Dilmen özelinde , ülke olarak transfere nasıl yaklaştığımızı incelemek ve mevcut düzene bazı eleştirilerde bulunmak istiyorum. Kimse lütfen sanmasın ki bu hataları bir tek Rıdvan Dilmen yapıyor, yahut bu yazı ona yüklenmek için yazılan bir yazı. Sonuçta günde 120 ila 200 kişinin tıkladığı bir blog yüklense ne olacak zaten. Amacım kimseye çamur atmak değil, sadece daha önce de dile getirdiğim bazı şeyleri derli toplu anlatmaya çalışmak.

Rıdvan Dilmen, tabiki izlediği maçı özellikle tarafsız olmayı başardığı dakikalarda iyi yorumlayan güzel bir futbol insanı. Evet zaman zaman tarafsızlığını koruyamıyor ve sinir bozucu oluyor ama bu yazımızın dışında kalan bir özelliği. Kendisi bir zamanlar teknik adamlık falan da yaptı, ülke futbolunu biliyor , fakat şöyle kötü bir özelliği var. Ben inanıyorum ki Messi Barcelona'da oynamayan , onun yerine, örneğin Sporting Gijon'da oynayan genç bir yetenek olsa, kendisi Messi'yi yatımazdı, hatta bir takım gidip alsa getirse Türkiye'ye bu adama bu kadar para verilir mi derdi. Ya da şimdi Arda Turan Aston Villa'ya gitse, "Arda Galatasaray'dan küçük bir takıma gitmiştir, ben haftasonu oturup Aston Villa maçı izlemem" der. Bunun bir değişik ve transferle ilgili türünü dün Milliyet gazetesindeki yazısunda yaptı. Anladığım kadarı ile lige verilen arayı değerlendirerek, takımların en azından 4 büyüklerin durumunu değerlendirecek, ve kendince tavsiyeler yapacak.

Değerlendirmelerine ve fikirlerine saygım var. Fakat dün Fenerbahçe'ye Wolfsburglu sol bek Schafer'i önerdi. Şimdi tamam Fenerbahçe'nin bir sol bek sorunu vardır ve Carlos'un şımarık tavırları sebebiyle gönderilip, yerine birisi alınmalıdır. Şimdi bu tavsiyeyi bazı açılardan ele almak istiyorum.

İlk olarak Wolfsburg yüzde 70 Şampiyonlar Ligi'nde bir üst tura çıkacak. Eh böyle bir durumda ne onlar kadrolarını bozmak ister, ne de Schafer bizim annemizin ligini şenlendirmek için böyle bir arenadan çıkıp ülkemize teşrif eder. He ama zaten Wolfsburg takım mı, sadece bir şampiyonluğu var Almanya'da !!!

2. olarak Schafer iyi oyuncudur güzel futbolcudur , sol kanatı çalıştırır gider gelir gider gelir. Fakat bunu yıllardır yapar kendisi. 1860 München' da 2002 senesinden beri oynuyor. Hadi ilk 3 senesi takım alt liglerdeyken görmesini beklemek haksızlık olur. 2004 2007 arası sezonda yaklaşık 28 29 maç oynamıştır kendisi Almanya İkinci Ligi'nde, bunu da görmesini beklemek haksızlık olsun. Ama bu Schafer 2007 2008 ve 2008 2009 sezonlarında sanırım toplamda 60'tan fazla maça çıktı Wolfsburg forması ile. Aaa ama nasıl unuturum ki, Wolfsburg oturup haftasonu izlenmeye değer bir takım değil.

Bu sebeplerden ötürü biz hep gözümüze sokulan oyuncuları alıyoruz, ya da manejerlerin gözümüze soktuklarını. Şimdi 2 transfer örneği vermek istiyorum. Bir tanesi Galatasaray'dan bir tanesi de Fenerbahçe tarafından çok büyük maliyetlere yapılmış ve kocaman balon olan 2 transfer hikayesi.

Galatasaray Lincoln'e dünya para verdi 2007 2008 sezonunun başında. Şimdilerde hepimizin hayran kaldığı bir oyuncu olan Misimovic ise 2007 2008 sezonunun başında Bochum'dan Nünberg'e sıfır bonservis ile geçiyor. Onun bir sene sonrasına takımına yaklaşık 5 milyon dolar kazandırıp Wolfsburg'a gidiyor. Şimdi 32 33 yaşından önce Süperlig'e getiremeyiz kendisini. O sene eğer Galatasaray takımının Alman Ligi'ni takip eden bir "scout" u olsa böyle bir futbolcu gözden kaçmaz ve futbol sahtekarı Lincoln'e paraları kaptırmazdık. He ayrıca ben şuna bile razıyım Misimovic'i o Bochum'dayken görelim transfer teklif edelim gelmesin bize. En azından böyle güzel girişimleri yaşayalım.

Bir tane de Fenerbahçe'den bir örnek. Kezman Fenerbahçe'ye bir dünya para (sanırım 9 milyon dolar civarı) gelip süper transfer olarak lanse edildi. Dzeko ise Teplice'den Wolfsburg'a 3.6 milyon dolara geldi. Ama bizim ülkemizde Çek Ligi'ni takip eden hiç kimse yok ki.

Bu sorun işte bizim transferlerimizdeki zihniyet sorunu. Şimdi mesela Luis Fabiano adı durup durup asparagas haber olarak geçiyor. Tamam Fabiano iyi topçudur hoş topçudur. Ama göz önünde olan topçudur. Bizim acaba hiç bir takımımız günün birinde hiç kimsenin adını bilmediği bir futbolcuyu alıp, ondan bir yıldız yaratabilecek mi ? Yaratamayacak. Çünkü başta medyamız diyecek ki, bu futbolcu da kim? Sonra medyanın gazına gelen taraftar yönetimi eleştircek belki de. (gerçi ben bu tip transferleri eleştirmeye ve sabırla takıma destek verecek taraftarların küçümsenmeyecek kadar çok olduklarını düşünüyorum)

Ben bir Türk takımı ne zaman Arsenal ile oynasa , "of adamların bir scout sistemi var, gencecik futbolcuları bulup, yıldız yapıyorlar" geyiklerinin bu ülkede sona ermesini istiyorum. Tamam bu kadar saçma harcama yapılmasına rağmen, hala parasızlıktan ve böyle bir yatırımın maliyetini bahane olarak sunanlara bir şey söyleyeceğim. Gidin kendinize 10 15 tane Fotball Manager oynamayı bilen çocuk bulun. Bunların her birisine farklı bir ligde 5'er sezon oynatın. Sonra bu çocuklara beğendikleri futbolcuları sorun. Ve gidin bari onları izleyin. Belki o zaman biz de bu zihniyetten kurtulur, ülkemizi futbolcu çöplüğüne dönüştürmekten vazgeçebiliriz.

Sevgiler Saygılar

Maradona

Bazı insanlar ne kadar şanslı.

Bu sabah günlük rutinleri yerine getirmek üzere bilgisayar başına oturdum.Haber sitelerininde gezinirken sıra ntvspor sitesine geldi.Bir kaç haftadır Galatasaray için "bulvar gazetesi" derler ya hani tam o ayarda haberler yapılıyordu.Normalde bu tarz haberleri fanatik fotomaç gibi gazetelerde okumaya alışıkken bu tarz haberleri ntvspor sitesinde görmeye başlayınca şaşırdım.Bu haberlerin yazılış şekilleri ntvspor'un önceki şekildeki haberlerine benzemiyordu.


Okuduğum haberlerin linklerini tek tek vereceğim aşağıda.Haberlerde kullanılan yazım tarzı adeta kişisel blog sayfasına yazar gibi alaycı şekilde idi(Elbette blogların hepsinde alaycı yazılar olmuyor , sadece belirtmek istediğim tarafsız olmaya çalışılan bir yerde lüzümsuz bir "kahve dili" var).Yani bazı kişilerin bu kadar şanslı olmasının nedeni şu aslında. Biz burada blogu bir şekilde adını duyuralım bir şeyler yapalım diye uğraşırken. Arkadaş Türkiye'nin en çok güvenilen en çok okunan haber sitelerinin spor bölümünü , kişisel blog sayfası gibi kullanıyordu.Bu konuya çok bozuldum açıkçası ve bu konuda yalnız değildim yazıların altındaki yorumlar da benim bu yazdıklarımı destekleyince buraya bir not düşmek istedim.


Eleştirim şudur. Sadece her zaman konuştuğunuz gibi yazamazsınız, bunun farkında olmamız lazım belki bir espri olarak düşündüğünüz şey okuyucuya çok ters bir şekilde yansır .Biraz dikkat edilince ileride düzeliceğini umut ediyorum arkadaşın.Benim burada bazı yazdıklarım çok sert oluyor farkındayım.Yazdıklarımın çoğu mümkün olduğunca yumuşatılmış şeyler yoksa burasını kan revan içinde bırakacak şeyler geçiyor benim de aklımdan.


Bugün okuduğum yazının linki http://foxyurl.com/LqO
Diğer yazının linki http://foxyurl.com/LqP


Saygılar. Trakedi

10 Kasım 2009 Salı

Güle Güle Enke


Bir zamanlar tek maçlığına da olsa Fenerbahçe'nin de kalesini korumuş olan Robert Enke bu gece vefaat etti. Bir süredir hasta olan kızının ölmesinden sonra mutsuzlaşan Enke, bu gece yaşama gözlerini yumdu. Bizim ülkemizde değeri anlaşılamamış olsa da , buradan gittikten 2 sene sonra Almanya'da yılın kalecisi seçilerek değerini herkese göstermiş oldu. Güle güle Enke

Avrupa'dan Futbol

Aslında bu blogu açarken, daha geniş kapsamlı şeyler düşünüyorduk. Ama hem öğrenci olup, hem de bir yandan iş güç peşinde koştuğumuzdan ötürü blogumuz sıklıkla Turkcell Süper Lig'e saplanıp kalıyor. Mesela hafta sonu 3 4 Avrupa maçı izlemeye vakit buluyorum, ama bunları size aktaryama pek zaman olmuyor. Neyse ben gene izlediğim 3 maçı anlatacağım size ve maçlar dışında bir iki konuya değinmek istiyorum.

İlk maç cumartesi günü Manchester City - Burnely maçı. Burnley ile Fm 2009'da güzel 3 4 sezon geçirmiş birisi olarak güzel anılarım var. İyi kötü takımı da tanıdım doğal olarak. Mütavazi bütçeleri , dar kadrosu ve İskoç kökenli yetenekli oyuncular ile hoş bir bölge takımı. Bu zor mücadelelerinde gözüm üzerlerinde, elimden geldiğince takip ediyorum. Steven Flechter ise daha 21 yaşında ama geleceğin yıldız adaylarından birisi bence. City ise arkasında Arap sermayesi beni tiksindirse de teknik adamları için sevdiğim bir takım. Paralı askerlerden oluşan bir lejyonu , bir takım haline getirebildiği için Hughes'a saygım her hafta artıyor. Onlar da bence büyümeye çalışan bir ergenin karşılaştıkları çileler ile karşılaşıyorlar. Maçta Burnley öne geçti 2 sıfır ve çok iyi oynuyordu. Sonra City 3 2 ye getirdi maçı. Ve son dakikalarda Flechter gene büyük oyunculuk adına önemli bir adım attı ve cezasahası içinde önünde kalan topu daha uygun durumdaki arkadaşına ileterek golün asistini yaptı. Cadwell, Elliot , Eagles ve Flechter bu takımın bence önemli ilk 11 oyuncuları, McDonald ise önemli bir yedek. City ise Robinho'yu arıyor. Çünkü o güçlü ortasahaya rağmen, orta alan ile forveti birbirine bağlayan bir isimdi kendisi. City 5 maçtır üst üste beraberlik alıyor. Ben burada tek bir oyuncunun takımın kaderini etkilediğini düşünüyorum bu konuda. O isim de Dunne. Dunne'ı sattılar yerine gidip, Lescott'u aldılar. Bence takımın ruhu olan bir oyuncuydu Dunne, çünkü kendisini vererek oynuyordu. Onun yerine gelen paralı asker Lescott ise konsantrasyon eksikliğinden saçma hatalar yapıyor her maç. Ha sonra ileri çıkıp gol arıyor, asist yapıyor ama önce kalesini savunsa daha iyi.

Gelelim Madrid derbisine. Maçı uzun uzadıya anlatan, ve gerçekten bu işi süper yapan blogların yanında tutup size maçı anlatsam sanırım ayıp olur. Ben Atletico hakkında bir şeyler söylemek istiyorum genel olarak. 98 senesinden beri Cm ya da Fm'de İspanya Ligi'nde genelde Atletico Madrid'i alırım. Çünkü Real'den tiksinen biriyim, Barca ile oyunu oynamaksa çok kolay. Üst üste 3 sezon transfer yapmadan takımı şampiyon yapmak için taktiği oluşturduktan sonra , sadece "devam" tuşuna basmak kafi. Atletico Madrid ise hem kadro yapısı olarak benim taktiğime uygun, hem de alt yapısı ile keyif veriyor insana. Fakat 10 senedir değişmeyen bir şey var, defanslarını bir türlü kuvvetlendiremediler. Oyunu açıp eğer para varsa, defansa 2 takviye yaparım eğer para yoksa para edicek birisini satıp yaparım aynı işi. Bu kadar basit. Bunu yıllardır yapamıyorlar. Zaman zaman birilerini alıp defansı takviye etmeye çalıştılar. Ama sürekli olmaz adamlar peşinde koştular. Bu takım Servet ve Göhkan Gönül'ü alsın gerçek hayatta, her sezon ilk 4 garanti diyorum. Maç özelinde ise Agüero'yu yedek bıraktığı için hocalarına madalya vermeyi düşünüyorum. Hafta içi 2 gol atmış birisini oynatmamak için sadece ahmak olmak olazım. Yani tahtaya önce Agüero yazacaksın sonra Forlan. Bunu yapmayacaksan niye geldin takımın başına?

Diğer izlediğim bir maç ise Chelsea ManU maçı. Oyun adına fazla üst düzey bir şey yoktu. İki takımın da defansı ön planda tuttuğu maçta, Chelsea kaptanı ile öne geçti ve 1 0'ın üzerine yattı. Maçın önüne geçen iki durumdan birisi Evans'ın cinayet teşebbüsü sonucu Drogba'nın kart görmesiydi. Eh bu gözler çok kötü hakem gördü, böylesini uzun süre unutamaz. Diğer bir olay da Fergi'nin maçtan sonra mız mız ağlaması. Allahım yarabbim, tamam sana saygım sonsuz, sevgim sonsuz, sana gıcık olanlardan değilim, aksine seviyorum seni sakızlı adam. Ama sus biraz artık. Yıllardır her kaybettiğin büyük maçtan sonra sallama hakeme. Kaç tane maç var geçmişinde "Fergi Time" ile kazandığın.

Tuncay

Valla Tuncay'ın Premier Lig'de oynamasına, daha doğrusu Fenerbahçe ile Stoke arasında yaptığı tercihde , ben Tuncay'ı haklı bulmuştum. Çünkü sonuçta İngiltere'nin en kötü ikinci takımı gittiği yer. Bir de nereden bakarsan bak Premier Lig. Yani 100 yıldır bizim 3 büyük takımımız Premier Lig'de oynasa bir şampiyonlukları olmayacak. Ama sanırım Tuncay'ın hocası rahatsız bir insan. Hugo Bross'un Alanzinho'ya Gençlerbirliği maçında yaptığunun beterini Tuncay'a yaptı. Aman diyorum Tuncay'a bir an önce başka takıma gitmesini tavsiye etmek lazım belki, ama umarım memlekete gelmez.

Liverpool

Bu sene de hüsran, bu sene de üzüntü bekliyor Kop tribünlerini. Yalnız ilk kez böyle hırsız futbolcular sahada cirit atıyor. Ben Milan Baros'a bu yüzden zaman zaman küserken, dünkü olanlar hiç yakışmadı Liverpool'a bari en azından maçtan sonra itiraf etti de biraz kendisini rahatlattı.

Sevgiler Saygılar

Maradona