29 Nisan 2010 Perşembe

Mourinho'nun galibiyet sevinci (Bu sefer video)



Link

Maç yorumu yapmayacağım ama aklıma takılan bir şeyi soracağım. Nou Camp'ta her maç sonu sulama makineleri hemen burada olduğu gibi çalışıyor mu? Ben daha önce dikkat etmemiştim. Yoksa Nou Camp çalışanları Mourinho'nun ateşini böyle mi söndürmeye çalışıyorlar?

Saygılar.

Back to the Final!

26 Nisan 2010 Pazartesi

Organizasyon Fakiri Lider

Fener bu hafta lider oldu. Kimilerine göre güle oynaya oldu. Fakat ben bu görüşe katılmayanlardanım. Fener'in liderliğinin tek sebebi Bobo ve Bursaspordur.

Bobo hepimizin bildiği gibi çukurdan bir gol çıkaramadı ve Fener maçı kazandı. Dün Bursa, sayısız fırsatları değerlendiremedi ve liderliği Fener'e verdi. Gelelim Fener'e.

Dün sahadaki dizilişe bakıyorum ve ilginç bir tespit çıkarıyorum ortaya. Fener'de mevkisinin ne olduğunu bilen çok az adam var. Defans dörtlüsü işini iyi yapıyor ve ne zaman nerede durmaları gerektiğini ve ne zemen ileri çıkıp çıkmamak gerektiğini biliyorlar. Ortada Emre ve Alex de nerede ne yapmasını bilen adamlar. Fakat Fener'in kanatları ve forvet hattı sanki yokmuş gibi. Guiza bildiğimiz Guiza. Hala göz göre göre toptan kaçıyor. Yüzde yüzlük golleri atamıyor. Özer ve Mehmet inatla ben kanat oyuncusu değilim diye bağırıyor. Fener takımı her atakta ortada bir yumak gibi toplanıyor. Bekler ileri çıkmasa pozisyon bulamayacak takım.

İkinci yarı şampıyonluk gidiyor diye 10 dakika yoğun bir baskı geliyor ve bu hem liderliğe hem de galibiyete yetiyor. Burada da ligimizin kalitesi ne yazık ki ortaya çıkıyor. Hücum organizasyonundan yoksun bir takım 10 dakikada lider olabiliyor. Belki de şampiyon olacaklar ama ben hala bu oyunla bunu hak ettiğimizi düşünmüyorum. Denizli'de şampiyonluğu kaybettiğimiz sene de takım deplasmanda hiç bir şey oynamıyordu. O zaman da kaçırmıştık şampiyonluğu. Şimdi kaçırır mıyız bilmiyorum ama bu ligde maçların, devre arasında alacağınız gazla, forvetsiz ve kanatsız da olsanız alınabileceğini görüyoruz.

Ben bu ligden de Fener'den de memnun değilim. Memnun olanlar parmak kaldırsın. Maçın tek olumlu yanı Bilica'nın maçta olmamasıydı. Umarım bir daha hiç dönmez. Bursa kalan maçlarını kazanır gibime geliyor. Fener'in Ankaragücü deplasmanı Fener'i zorlayabilir. Bursa'nın Beşiktaş ile yapacağı maç ise en az Galatasaray maçı kadar zor. Ligin kaderini hep beraber göreceğiz.

Marquinhos

25 Nisan 2010 Pazar

Yeni Lider Fenerbahçe

Futbol dolu bir pazarın sonunda, Fenerbahçe ligin lideri oldu. En azından bir hafta boyunca ikinci olma ihtimalleri yok. Öğrendiğimiz bir diğer şey ise, artık bu ülke içindeki futbola gereksiz komplo teorileri karıştırmamak lazım. Benim bir Galatasaraylı olarak gönlümden geçen sonuç, Bursaspor'ın kazanmasıydı. Ama hafta boyunca üretilen deli saçmalarından sonra, takımımın sahada yaptığı mücadeleyi alkışlıyorum. Benim Bursa'nın kazanmasını istememin sebebi, Adnan Polat yönetiminin yaptığı hatalardan gına gelmesiydi. 3 hafta kaldı, biz Şampiyonlar Ligi için en ufak bir avantaj elde edemedik. Bursaspor ise, çok ciddi bir avantajı kaybetti. Bundan sonra yapılabilecek tek öngörü "Fenerbahçe üç maçında dokuz puan alırsa, şampiyon olur"dur. Bunun dışında tahmin edilecek her şey için bir kahine başvurmak lazım.

Daha Galatasaray maçı biteli bir saat olmadan, bu sefer şaibelerin içine Trabzonspor çekiliyor. Bir yanda Bursaspor'un şampiyon olmasını istemeyen Trabzonspor var, diğer tarafta ise Trabzonspor - Fenerbahçe rekabetinden bu olaya yaklaşanlar var. Ben "Bursa şampiyon olmasın, tek Anadolu şampiyonu biz kalalım" diyen Trabzonsporlu gördüm. Ama "Biz son maç Fener'e yatalım" diyen görmedim. Bütün bu hastalıklı düşüncelerin ötesinde, Trabzonspor'un başında bu ülkenin yetiştirdiği üç önemli isimden birisi var. Şenol Güneş'in dünya görüşü ise bu hastalıklı kafalarınki kadar dar değil.

Son olarak Bünyamin Gezer'e dokunmak lazım sanırım. Bir maçın ortasına bu kadar sıçılır sanırım. İki takım için de kötü bir çok karar verdi. Kendisini görmeye zaten tahamülüm yokken, iyice tiksiniyorum. Kendisi, bakan çocuğu karşısında ceketini ilikleyip, vatandaşa gözünü kırpmadan ceza kesen trafik polisine benziyor.

İki maçı da izlemiş birisi olarak, bu gecelik uzun uzadıya maçları işlemek gelmiyor içimden. Hafta içi rahat rahat görüşürüz.

Maradona

24 Nisan 2010 Cumartesi

Beden Eğitimi Dersi Nedir ?

Son zamanlarda duymuşsunuzdur beden eğitimi dersleri seçmeli olacakmış ve ders sayısı azaltılacakmış. Epey konuşuldu sonuçta ne oldu bilmiyorum. Aslında bu eğitim sisteminde ne olursa olsun önemli değil.

Şimdi neden böyle bir yazı yazmaya başladım onu anlatayım. Dün akşam yine boş durduğum ve tv karşısında kumanda kullanma tekniklerimi geliştirmeye çalışırken bir programa denk geldim. Kanal 24'te Tıkırtı Gazetesi adlı program.

Programa Canım Ailem dizisinde Mertcan karaterini oynayan Alpay Şayhan adlı ufaklık konuktu. Program sunucu ile arasında şu diyalog geçti;

Sunucu : En sevdiğin ders hangisi ?
Konuk : Beden dersi
Sunucu : Neden beden dersini seviyorsun?
Konuk : Top getirip top oynuyoruz ondan seviyorum beden dersini.
Sunucu : Şimdi sen burada böyle söyledin ama artık top oynayamazsın.
Konuk : Neden oynamayalım?

Şimdi siz bu söyleşiden ne anladınız bilmiyorum ama benim anladığım çocukların beden dersinin top getirip top oynama olduğunu sanıyorlar. Burada bunun bu duruma gelmesini sağlayan kim acaba ? Çocuklar , öğretmenler , devlet , ben , sen , sistem , veliler ... Hadi size bir soru cevabını herkes biliyor sanırım. Dillendirip canını sıkmayalım kimsenin.

Saygılar.

23 Nisan 2010 Cuma

Flaş Haber




Bugün 23 Nisan. Çocukların birilerinin koltuklarına oturdukları garip bir ülkenin, çocuk bayramı. Daha garibi, çocuklar polis tarafından öldürülüp, öldürülemeyenlar hapise atılan ve bütün bunlara tezat bir şekilde Çocuk bayramı kutlayan bir ülkeyiz. Neyse bütün bu saçma ve yorucu gündemin içinde mutlu haber Barcelona'dan geldi.

Laporto " Duyduk ki Türkiye'de yüzlerce insan Barcelona'yı bende şampiyon yaparım, Frank Rijkaard'da kim oluyor tadında cümleler kuruyor. Buyursunlar gelsinler" dedi. Bu demeç üzerine Hınçal Uluç, " Laporta başkan değil" derken, Ahmet Çakar "Laporta adam değilsin demiyorum, olmayabilirsin diyorum" dedi.

bugün 23 nisan neşe doluyor insan

Maradona

Adnan Polat'ın Gelenekleri

Geçtiğimiz günlerde Galatasaray'ın başkanı Adnan Polat, "Kupa kazanmak bizim geleneğimizdir" dedi. Buradan Galatasaray ve Galatasaraylılık hakkında ahkam kesmek haddime değil. Bunları daha iyi ifade edebilecek bir çok insan ve bir kaç tane de güzel blog yazarı var. Ben kendi halinde bir Galatasaraylı olarak, Adnan Bey ve onun getirdiği geleneklerimiz hakkında bir şeyler söylemek istiyorum.

1) Galatasaray tarihinde 2 sezonda 4 farklı teknik adamın denendiği görülmemiştir. İnanmayanlar buradan bakabilirler. Bununla berabar tarihte hiç bir zaman, kulüp başkanı ve Sportif A.Ş yöneticisi birlikte takım kurup, sezonu şampiyon bitirmemiştir

2) Galatasaray tarihinde alınan hiç bir başarı tesadüf değildir. Başarı sürekli olarak üzerine bir taş konularak geliştirilmiştir. Dönüp geçmişe baktığımız zaman 5 senede 4 şampiyonluk, 4 senede 4 şampiyonluk, 2 sene üst üste şampiyonluk gibi seriler vardır. 2000 senesi sonrası sürekli tekrarlanan hatalar sonucu, Galatasaray sürdürülebilir başarının adresi olmaktan çok, istikrarsızlığın adresi haline geldi. Bunun bütün suçu tabiki sayın Polat'ta değildir, ama yeniden tekrarlıyorum, 2 sezonda 4 teknik adam değiştiren Galatasaray tarihte bir ilktir.

3) Uefa kupası kadrosundaki çoğu yıldız takıma küs hale dönüştürülmüştür. Bu oyuncuların da illa ki hataları vardır. Ama kendine zırh olarak, Galatasaray efsane kaptanı Bülent Korkmaz'ı 6 haftalığına takımın başına getirmek, en basit ifade ile "Ahlaksızlıktır". Galatasaray geleneğine yakışmayan bir yönetim tutumudur. ( Bülent Korkmaz'ın Galatasaray sevgisi o kadar büyüktür ki, o da bu yanlışa ortak olmuştur)

4) Tribün üzerinde yönetiminin etkisi üst düzeye ulaştı. Takımdan gönderilcek oyuncular ağır şekilde protesto ettirilip, yol yapılmaya başlandı. Merakla tesislerimizde ne zaman bir oyuncumuzu taraftarlar tartaklayacak diye merakla bekliyorum.

5) Sürekli değişen teknik adamlar ve her sezon yapılan transferler ile eskiden güldüğümüz Fenerbahçe gibi olduk. Yönetim seçim kazanmak için transfer yapmaya başladı.

Benim için önemli olan kupa kazanmak değildir. Tabii ki seviniyoruz başarılarımızla ama 2007-08 sezonunda gelen şampiyonluğun, aslında takıma ne kadar zarar verdiği şimdi anlaşılıyor. İstikrar ve vefa, takımımızda unutulan 2 kelime oldu. Çok sevdiğim Galatasaray'a karşı kırgınlığım ve yorgunluğum bundandır. Bu sezon bütün bu hatalara rağmen, Şampiyonlar Ligi bileti almak bence 2007-2008 sezonundaki şampiyonluğa benzer bir etki yapacaktır. O yüzden dileğim bu sene de ilk 2'ye girememizdir. Bu kadar kötü yönetilen bir takım, bunu hak etmiyor. Bozuk saat Adnan Polat, tek bir doğru hamle yapıp Rijkaard ve Neeskens'i takımın başına getirmiştir. Umarım bu ikili uzun yıllar bizimle birlikte olur. Adnan Polat'ın geleneklerini onlardan başka kimse değiştiremez.

Maradona

21 Nisan 2010 Çarşamba

Hayrettin Demirbaş

Kocaelispor ile Ali Sami Yen'de oynuyoruz. Deli gibi sis var. Maç başladı ama göz gözü görmüyor. 5-10 dk. Sonra hakem maçı tatil etti, soyunma odasına gittik, üstümüzü değiştirdik. Staddan çıkacağız Hayrettin ortalarda yok. Sahaya geri döndüm ki ne göreyim, Hayrettin direkler arasında volta atarak kendi kendine söyleniyor:

- Ulan bizimkiler ne bastırdı haaa yarım saattir top gelmiyor bizim kaleye.



Erdal Keser

19 Nisan 2010 Pazartesi

Çıkar Formayı! Bırak O Bayrağı!



Seni alana da, alındığın güne de lanet olsun.
Git artık başımızdan.

Beşiktaş Dün Niye Kaybetti?

Maçın futbol kısmına geçmeden önce, kısaca bazı felaketlere değinmek lazım sanırım. Bir Galatasaraylı olarak, gözlerimle gördüğüm ilk profesyonel rakibimiz AS ROMA idi. 9 Aralık 1992 günkü maçı biz 3 2 kazanmıştık fakat away rule kuralından elenmiştik. 8 yaşında bir çocuk için zaten çok zordu elenişi alnamak. Bir de saha içinde çirkef ötesi bir takım vardı. Her tacı geç kullanıyor, yattı mı kalkmıyor yerden. Spiker üzerine basa bana As Roma'nın çok profesyonel olduğundan bahsediyordu. O gün kararımı vermiştim sanırım, hiç bir zaman hiç bir konuda profesyonel olmayacağımı ve gene aynı gün kazanmanın her şey olmadığını anlamıştım.

Dün saha içinde bazı futbolcular, sadece futbolcu olarak anılacaklar, hiç biri büyük, adam gibi yahut insani sıfatlarla anılmayacak. Özellikle Bilica umarım bu ülke sınırlarını terk eder. Savaşta ve aşkta her yol mübahtır, ama futbol bir savaş değildir. Herkesin bunu biran önce anlaması lazım. Futbol bence 8. sanattır. Güzel bir maç, Oscar almış bir filmden daha büyük keyif verir hepimize. Tribünlerin inlemesi, takıma destek olması en sevdiğimiz grupların albümlerinden daha güzel gelir kulağımıza. Ama bazen bir hayvan gelir ve sahanın ortasına hacetini yapar. Peki bu hayvanı saha içinde kontrol edecek kişi kimdir? Maç içinde bu beygirin sorumluluğunun yarısı teknik adama, yarısı hakeme aittir bence. Ben bu güne kadar çok az teknik direktör gördüm, çirkef ve kötü niyetli oyuncusunu oyundan çıkaran. Ve ülkemizde çok az hakem gördüm, bu beygirleri kontrol edebilen. Hele bir de bu kişi 3 büyük takımdan birisinde oynuyorsa, bütün terbiyesizlikleri yapma hakkına sahiptir. Beşiktaşlılar dün maçtan sonra hakem rezaleti ile ilgili isyan etmekte bu yüzden haklıdır bence. Zaten çoğu, Beşiktaş'ın az pozisyonu olduğunu ve oyun olarak Fener'in kazanmaya yakın taraf olduğunu kabul ediyor.

Dün Beşiktaş, şampiyonluğu tamamen yitirdi, Şampiyon Ligi şansı ise yüzde 1. Niçin böyle oldu peki? Bunun maçın özelinde ve maç dışında sezon başı ile ilgili 2 ana sebebi var bence. Maç özelindeki sebebi, Mustafa Denizli'nin İbrahim Kaş konusundaki ısrarı. Mustafa Denizli'nin huyu sanırım bu. Her takımda kafayı takacak ve manasız ısrarda bulunacağı 3-4 futbolcusu oluyor. Serdar Özkan, Delgado ve İbrahim Kaş ise bu adamların Beşiktaş şubeleri. Sezon başı iki genç Erhan ve Rıdvan geldi bu takıma. İkisinin de mevkisi sağ bek. Sonra bir üçüncü adam geldi ve gelir gelmez gökten zembille düşmüş gibi formayı kaptı. Ben burada Erhan ve Rıdvan'ın yeterliliklerini tartışmıyorum, sadece kamp yapmış futbolcular varken, bir anda Kaş'ın formayı almasını eleştiriyorum. O İbrahim, koca bir sezonda Beşiktaş'a ne verdi? Tamam bu maç için Ekrem yok diye Mustafa Denizli'nin hamlesi bu oldu. Ama keşke ikinci yarıdaki Uğurlu, ya da Necipli takımla başlasaydı Mustafa Hoca.

Bu yenilginin maç dışı sebebi ise, sezon başı transfer yanlışları. Mesele ne Tabata'ya çok paralar verilmesi, ne Nihat'ın yüksek bedellere getirilmesi. Beşiktaş transferde bence en büyük yanlışı, kadrosuna kaliteli yerli veya Türk pasaportlu oyuncu katmayarak yaptı. Orta sahada kanat oynayabilecek, orta sahanın ortasında görev yapabilecek yeni transferi hiç olmadı Beşiktaş'ın. Mesela Fink ile birlikte bir yerli orta saha alınabilirdi. Çünkü hal böyle olunca 6 yabancının genelde 4 tanesi, Ferrari, Sivok, Ernst ve Fink oluyor. 2 mevki için 4 oyuncunun kalışı Beşiktaş'ın en büyük problemi. Ki bu problemi geçen sezon şampiyonluk yolunda da sık yaşamıştı Beşiktaş. Kaç kere 2 oyuncuyu aynı anda değiştirdi Mustafa Denizli bir hatırlayın?

Önünde 4 maçı olan Beşiktaş elinden geleni yapıp sezonu bitirecek. Transfer döneminde gene benzer yanlışlara düşerlerse, seneye de işleri çok zor. Bu skorla lig yarışı 3lü bir yarış halini aldı. Ligin düğümünü ise Yılmaz Vural çözecek. Sevgiler Saygılar


Maradona