6 Kasım 2009 Cuma

Bursaspor 1 Gençlerbirliği :2

http://emosimoghislain.blogspot.com/2009/11/bursasporumuz-1-genclerbirligi-2.html

Gene Hasan'ın maç yazısını aldık blogumuza. Kendisi de bir süredir kayıplarda gibi. Bursaspor için bence kırılma maçıydı. Bu maçı kazansalar psikolojik bir eşiği aşacaklardı belki de. Ben maçı izlemedim, yarın ya da bu gece denk gelirsem tekrarına bakmak istiyorum. İki sistem takımının maçında kazanan Gençlerbirliği olmuş. Lige verilecek ara ile birlikte Bursa'nın yeniden bir ritim yakalamasını bekliyorum. Ayrıca Gençlerbirliği de araya moralli girdi. Bu iki takım da ligimize doyumsuz zevk katıyor. Neyse lafı çok uzatmadan, Hasan'ın yazısıyla sizi baş başa bırakıyorum.

06 Kasım 2009 Gerçekten beklenmedik bir mağlubiyet aldık...
Gençlerbirliği bizden daha fazla istedi, daha fazla mücadele etti ve de hakkı olan 3 puanı alarak döndü evine...

Maça Gençler gerçekten fırtına gibi başladı, Hurşit'in direkten dönen topu bizi biraz canladırdı ve de attığımız gole kadar bizim üstünlüğümüz devam etti...
Biz gol atınca da Gençler oynamaya başladı bu sefer, biz ise yine izleme moduna geçtik...

Eğer o Turgay 39. dakikada yarım metreden 7 metrelik kaleye golü atabilse maç o dakikada kopabilirdi....Zaten hemen ardından golü yedik...
İvankov'un öyle bir gol yemesini beklemiyordum gerçekten...

İkinci devre ise biz şuursuzca saldırmaya çalıştıkça Gençler kontra yakaladı...
Ben Ertuğrul hocadan yenemiyorsam yenilmiyim düşüncesi paralelinde bir değişiklik beklerken (mesela Ergiç-Bekir Ozan değişikliği gibi) ama çıkan oyuncu Ozan İpek oldu...
Yerine girense Tadeu...

Bu değişiklikle Tadeu ileri Turgay'ın yanına geçti, Batalla da sol çizgiye...
Doll ise Batalla'nın savunma zaafını önceden sezip o boşluğa Mustafa Pektemek'i soktu...
Oyunu koparan hamle de bu oldu bence...

Kornerden yediğimiz gol ise moralimi asıl bozan nokta...
Yukarılara oynama hedefi olan bir takım öyle basit gol yememeli bana göre...

Allah' tan ara veriliyor da lige, şu Sercan iyileşip dönsün artık takıma...

Buarada Volkan Şen iyice sıçtı bugün, onun da bir dinlenmeye çekilmesi gerekiyor...
İki haftadır takımın en kötüsü, bu da takımın hücum gücünü büyük ölçüde düşürüyor...
Çok fazla top kaybı yapıyor, Messi bile her topu aldığında çalım atmaya çalışmıyor, Volkan'a nerden geliyor bu cesaret anlamak güç...

Şampiyonlar Ligi 4. Haftanın Ardından.









Biraz geç kalınmış bir yazı. Genelde hafta içi yoğunluğundan Şampiyonlar Ligi'ne yeteri kadar yer vermiyoruz. Beşiktaş maçlarını yazmaya özen gösteriyorduk, ama bu hafta Beşiktaş saha içine ait hiç bir şey vermedi bize. Saha dışı olayları da yazmaktan biz usandık artık. Her takım için durum neredeyse böyle, sürekli olarak gündemde, futbolun istemediğimiz tarafı var. Beşiktaş'a geçmeden önce şu sonuçlara ve gruplarda oluşan puan durumlarına bakalım.


Salı günü oynanan maçlar içinde Bayern'in kendi evinde Bordo'ya yenilmesi en sürpriz sonuçlardan birisi. Bayern bir üst tura çıkma şansını imkansız bir hale getirdi böylelikle. Diğer ilginç skor da bence Atletico Madrid ile Chelsea'nin 2 2 berabere kalması. Ben açıkçası Atletico'dan hiç umutlu değildim. Gene iyi direndiler, maçı bırakmadılar ama bu bir puan da hiç bir işlerine yaramaz. Uefa yolunda belki küçük bir faydasını görürler. Ben son 4 5 senedir bütün Fm Cm oyunlarında Atletico ile oynarım. Bu takımın niçin bu kadar kötü yönetildiğini çözemiyorum. Takıma niçin düzgün stoper alınmıyor anlamıyorum. Versinler takımı bana 3 senede 2 şampiyonluk garantisi var. Avrupa başarısı da cabası.

Zurih ise gene bir deplasman maçında toplam 7 gollü bir maça imza atarak, iddaa severin sevgilisi oldu. Süpriz Milan galibiyetleri böyle giderse mazilerinde hoş bir anı olarak kalacak.

Çarşamba günü ise canlı olarak Rubin Kazan - Barcelona maçını izledim. Dipislinli takım savunması nasıl yapılır , uzun zamandan beri ilk kez bu kadar keyifle izledim ki savunma futboluna sonuna kadar karşı olan bir insanım. Ayrıca Barcelona'nın da ısrarla oyun taktiğinden uzaklaşmamasına büyük bir hayranlıkla şahit oldum. Bir Türk takımı acaba günün birinde, 90 dakikada bile topu şişirmeden oynayabilecek mi?

Asıl komedi ise bence Debreceni'de. Sanırım blogu hiç bir Debreceni taraftarı okumuyordur, okusa da anlamaz, o yüzden rahat rahat konuşmak istiyorum arkalarından. Sanki takım Uefa'ya kadroları verirken defans oyuncularını vermeyi unutmuş. 4 maç sonucunda ağlarında 14 gol görmüşler. Puanları 0. Liverpool ise kendini ateşe attı. Bu ateşin tek hayırlı tarafı, belki artık defansif obsesif Rafa ile yolları ayırırlar. Takımda Torres de olmasa her maça 4 6 0 çıkacak Rafa. 6 ortasahanın da 4 tanesi önlibero. Kuyt sağ açık olmaktan kurudu, Rafa oynatmaktan bıkmadı. Yıllardır taraftarlar Şampiyonlar Ligi'ndeki iyi sonuçlar ile avunurken , bu sene gruptan çıkamamak Rafa'nın sonunu getirir gibi geliyor bana.


Bunlar kadar olmasa da Sevilla'nın kendi evinde Stuttgart'ı yenememesi de ilginç bir sonuç. Bu sonuçlar neticesinde oluşan puan durumu aşağıdaki gibidir.






Beşiktaş'ı ise Trabzonspor maçından sonra yazmak istiyorum. Çünkü görmek istiyorum bu takım ligde oynamadan kazanıyor, bu hafta alınacak bir galibiyet ligden kopmamak için çok önemli.

Galatasaray'ın 3lü ortasaha yazısı ise bu gece yazılıp yarın sizlere sunulacaktır. Haftaiçi yoğunluğundan blogu bazen boşluyoruz, nacizane bizi takip eden birileri varsa, onlardan özür dileriz. Sevgiler Saygılar

Maradona

3 Kasım 2009 Salı

Toplu Sonuçlar ve Haftanın Ardından Lige Bakış

Antalyaspor 1 : 1 Bursaspor
Beşiktaş 1 : 0 Ankaragücü
Denizlispor 0 : 1 İstanbul BŞB
Gaziantepspor 2 : 1 Diyarbakırspor
Gençlerbirliği 0 : 2 Manisaspor
Kasımpaşa 1 : 1 Eskişehirspor
Galatasaray 2 : 0 Sivasspor
Kayserispor 1 : 1 Fenerbahçe


Futbol fukarası bir hafta sonu geçirdik. En azından canlı verilen 4 maç böyleydi. İki tane de futbol dışı, ama bir o kadar da futbol içi garip olay girdi gündemimize. Birisi malum Ercan Saatçi, diğeri de Diyarbakırspor. İki konuya da yeteri kadar önem verip, blogumuza taşıdık zaten. Bu yüzden bu yazıda sadece saha içinde kalmaya ciddi bir özen göstereceğim. Ozaman da puan durumuna bir bakmak lazım.


2 takım Şampiyonlar Ligi'ne gidecek, 2 takım Uefa'ya Lig'den katılacak, bir takım da kupadan. Ve kümeye 2 takım düşecek,çünkü birisi zaten düştü. Ligin altından başlayalım. Denizlispor, kendi evinde İBB'ye yenildi. 2 mağlubiyet daha alırlarsa, yine hoca değiştirirler mi? Valla değiştirirler, orada Ali Bey dışında herkes değişebiliyor, ama kendisi tarihin en başarılı başkanı olduğu için dokunulmaz bir adam. Kevin Costner, Sean Connery ve Robert De Niro'nun unutulmaz filmi " The Untouchables" geliyor aklıma bu adamı görünce sürekli.

Dibe demir atmış diğer bir takım Sivasspor. Allahım bana yardım et, iki gündür gazetelerde Galatasaray'ın mükemmel üçlüsü konuşuluyor. Bu mükemmel üçlü kime karşı mükemmel üçlü, kaleye bir tane istabetli şut atamamış Sivasspor'a karşı. Maçta Sivas'ın gol pozisyonu 0. Yani tamam bu üçlü mantıklı olabilir , fakat unutmamak gerek. Sezonun ilk maçında Trabzonspor'un orta sahası da Sivasspor karşısında mükemmel gözükmüştü. Sonradan anlaşıldı o kadar başarılı olmadıkları.

Kasımpaşa , Yılmaz Hoca ile birlikte başarılı sonuçlar almaya başladı. Sonuçta lige yeni çıkmış bir takım, ve ligde bu sene kalmak onlar adına büyük başarı. Hatta kötü planlanmış bir sezon başlangıcı ve yapılan çok transfer, erken gelen hoca değişiklilkleri, bunlar birleşince işleri çok zordu, ama Yılmaz Hoca şimdilik iyi iş kotarıyor gibi.

Diyarbakırspor ise haftanın trajik sonucunu yaşayan takım. Ziya Doğan gerçek bir futbol emekçisi. Zor ötesi bir iş yapıyor, kimsenin cesaret edemeyeceği bir iş. Doğal olarak baskı altındalar. Acil 2 3 galibiyete ihtiyaçları var. Bu hafta rakipleri Galatasaray. Galatasaray deplasmandan yorgun gelecek. Zor bir ihtimal aslında ama 1 puan ilaç gibi gelir. Bakın hala maçın oynanacağı yönünde düşüncem var, aksi tam bir felaket olur.

Ankaragücü'nü aşı tutmamış gözüküyor. Sürekli olarak Ankarasporlu oyuncular takıma geliyor. Galatasaray karşısındaki Ankaragücü ile Beşiktaş karşısındaki Ankaragücü karşısında dağlar kadar fark vardı. Hikmet Hoca ligimizin renkli siması. Ama onların da zamana ihtiyaçları var. Devre arasına kadar bir şekilde ulaşmaları lazım. Bu takım birlikte kamp yapmalı, birlikte hareket etmeyi öğrenmeli.

Manisaspor, bir kaç haftanın küskün takımı bence haftanın en süpriz neticesine imza attı. Deplasmanda Gençlerbirliğin'i yendi. Bu onlara biraz nefes aldırır sanırım. Bu hafta kendi evlerinde Antep ile oynayacaklar. İşleri gene zor. Onlar için de düşmemek büyük başarı o yüzden kazanacakaları 1 puan bile onlar için çok önemli.

Kim ne derse desin, Antep sezonun en büyük hayal kırıklığı. Bir türlü ritim yakalayamadılar. Son dakikalarda gelen goller ile iki galibiyet aldılar. Gene de bu kadroyla daha fazla puanları olması gerek.

Antalyaspor, sezon başı yaşadığı maddi imkansızlıklar sonucunda güzel bir kadro kuramadılar. Ama Necati Ateş futbola dönmeye karar verdi ve takımın canlanmasına katkı yaptı. Veysel ile iyi bir ikili oldular. Gerçi samimiyetleri düşündürücü. Bu hafta rakipleri İBB, bir 3 puan daha alırlar ise rahat bir nefes alırlar.

Gençlerbirliği , bir mutlu bir üzgün. Sivasspor'u 2 sıfır yendikten sonra, 2 haftadır çok kötüler. Tam umutlanıyorduk eski günler için, fakat gene kayıplara başladılar. Thomas Doll, bir sistem oturtmaya çalışıyor, hatta bunu berli bir yere kadar getirdiler. Ama istikrar konusunda ciddi eksikleri var.

Eskişehir , gönlümüzün şampiyonu bunu herkes biliyor. Kadrolarında ciddi eksikleri var. Zaten ilginç bir kadro yapıları var. Burak, Mehmet, Ümit ve Youla birlikte olmayınca takım tat vermiyor. Her sene üzerlerine koyuyorlar aslında. Bu mantıkla bakınca seneye 2 3 transfer ile daha sistemli olcaklar. Ama şimdi işleri gene zor. Zor derken ilk 10'a girerler sanırım, ya da düşme korkusu yaşamazlar. Son haftalara amaçsız ulaşırlar.

İstanbul Belediye, hedefi Avrupa olan bir takıma göre çok şuursuz. Bu hafta 3 puan aldılar, deplasmanda daha iyi oynuyorlar, çünkü maçlarına taraftar geliyor. Kendi evinde deplasmanı yaşayan bir takım, bu ligin en ilginç takımı. Efe oynuyorsa takım kazanıyor, çünkü takımda zeka olarak Abdullah Hoca'yı algılayabilen tek oyuncu o.

Trabzonspor, bu haftayı bay geçti. Biz de onları bay geçiyoruz.

Kayserispor, sonunda bir Tolunay Kafkas takımı oldu. Fakat penaltı atılırken, Tolunay'ın gözlerini kapaması çok olumsuz. Bir futbolcu o dakika kulübede kendisine güven verecek birisini görmek ister, korkudan gözlerini yuman birisini değil. Sağ bekleri devşirme olmasına rağmen bu kadar faydalı oynayan bir oyuncu yok. Ayrıca Cangele , çok şahsi bir adam. Kendisini dünyanın merkezi zannediyor. Biraz daha takım oyuncusu olursa, daha faydalı olacak.

Bursaspor, 3 maçlık galibiyet serisinden sonra, bir beraberlik aldı. Gene de Ali Tandoğan oyunu ile zevk veriyor. İnanılmaz bir şey bence bu, çünkü Ali Tandoğan Beşiktaş yıllarında insanın saçını başını yolduruyordu. Sercan'ın sakatlığı düzelirse, ki düzelecek, takım gene yola girer. Bursaspor Gençlerbirliği maçı iki sistem takımının mücadelesi olcak. Bursa taraftarını da arkasına alırsa bir adım öne geçer.

Galatasaray ve Fenerbahçe'yi ağırlık ile yazdığımız için burada bir daha aynı şeyleri söylemeye gerek yok. Bütün takımlarımıza Avrupa maçlarında başarılar dileriz.

Maradona

Pire için yorgan yakmayalım.

Diyakbakırspor'un bu hafta lig maçına çıkmama durumu var.Herkes soruyor neden?Bu sabah Diyakbakıspor'un başkanının konuşmalarını dinledim bence o da neden olduğunun farkında değil. Dün akşam hakem adeletsizliğinden dem vurdular bu sabah ırkçılıktan diyor.Konuşmasının sonunda hakem hatalarının etkisi %50 diyor.Belli kendisi büyük baskı altında ve görevini bu baskıdan dolayı temiz kararlar veremiyor.Birileri sürekli "ne yapıyorsun bak bizi istemiyorlar bak hakemler bu yüzden yanlı karar veriyor" diye dolduruyor izelenimi veriyor etrafa başkan.Başkan da ne şiş yansın ne kebap durumundan dolayı sürekli tam olarak karar veremiyor.Bu yüzden olsa gerek kendisin de kızdığı hakemler gibi "baskı altında" hareket kabiliyeti kısıtlanıyor.


Sanırım Diyarbakıspor yönetimi oturup karar almışlar biz buradan bir Barcelona çıkartacağız diye.Diyarbakır forması bile Barcelona formasına dönüştü bir ara.Kim aklına soktu bunu yöneticilerin aklına ama anladılar ki Barcelona olmak öyle sene başında parayı basıp futbolcu toplamakla olmuyor.Şimdi de ucuz ayak oyunları yapmaktalar(Efeste geçen sene bunu yaptı diye ortalıkta çıktı ama ne kadar doğru bunu bilmiyorum).Takımı bu hafta maça çıkartmayacaklarmış ne yazık ki bu iş de öyle hadi deyince olmuyor.Hakemler düzelsin diyorlar bu hafta derbide gördük bu hakemler böyle ne yaparsan yap aynen devam edecekler. Pire yüzünden yorgan yakmaya değmez.Barcelona da böyle olunmaz.


Bursa maçından sonra ortalık karıştı normaldir bu ülkede aşırı milliyetçi hatta aşırı olmasına gerek yok milliyetçi insanlar var ve bizim de doğamız gereği çabuk alev alan bir yapımız var.Bir şeyler oldu ortalık karıştı.Tamam bu iş orada bitsin denmedi.Bu sefer de Diyarbakırspor başkanı 'Bu takım kürt milletinin takımıdır' dedi.Belki de sönecek olan ateşi daha çok büyüttü.Böyle açılım diye yana döne ortalıklarda dolaşılınırken ne gerek var böyle bir açıklamaya.Sen ırkçılıktan bahsederken gidip böyle bir açıklama yapıyorsun.Adama sormazlar mı 'bu ne perhiz bu ne lahana turşusu' diye.Herkes duyarlı olmak zorunda bu işin çözülmesi için birileri alttan almak zorunda zaten lig topal kaldı bir de üstüne bu olaylar olunca söylecek söz fazla değil.


Başkanın kürt milleti açıklamasının lnki. http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalDetay&Date=7.10.2009&ArticleID=958051


Saygılar. Trakedi

2 Kasım 2009 Pazartesi

Puanımızı Çalmışlar

İşte Fenerbahce.com'daki maç yorumu. Muhteşem. İçeriğinde de şunlar yazıyor. Oyunun kontrolü tamamen bizdeymiş.(Fener'de) Ama hakem olmayacak bir penaltı vermiş ve puanımızı çalmışlar. Taraftar sitesi de eleştirmezse atağa çıkamayan bir takımı kim eleştirecek sorarım size. Bu böyle devam ettiği sürece daha ne Daumlar gelir ekmek yer bu ülkede kim bilir.

Marquinhos

BOLOGNA: Arriva Appiah


Appiah Bologna'da. Sonunda kulüp futboluna geri dönebildi Api. Kendisini bir kez daha izleyebileceğim için mutluyum. Fakat kendisinin Bologna'da çok sıkılacağına eminim. O ne sıkıcı bir şehirdir yarabbim. Neyse umarım her şey iyi gider onun içi.

Kafayı Yemediğim İçin Mutluyum

Maç başladı. Fener'de Alex yok. Tüh dedim. Ama temiz kalbim yine de iyi oyun bekliyor ne yaparsın? Aslında yazı mazı yazmayacaktım. Maradona yazmış. Ben de onu destekler bir şeyler yazayım.

Maç başladı evet. Yedek kulübesine bir baktım da ne göreyim? Sadece 6 kişi var. Heralde takımın alayı domuz gribi. 5 tane ortasaha var bir de Semih var kulübede. Defansta eksik bir 11 var sahada. Sağ bek Önder defansın ortasında. Yedekte ise stoper yok. Takımda var mı? Evet var. Bekir İrtegün. Nerede? Samandıra'da sanırım. Ya da yolda ishal oldu soğuktan falan. Umarım ishal olmuştur.

Yine soracağım. Bıkmadım. Abdulkadir nerede? İshal mi, domuz gribi mi? Nerede arkadaşım? Furkan diye genç bir adam var forvet. Nerede? Nerede Daum????

Takımı size anlatmama ne gerek var? Yine 2 kişiyle hücum. Takımın alayı geride. Bekliyorlar maç bitsin de eve dönelim. Hücum yapmak akıllarında yok. Nasıl olmaz ya? Nasıl nasıl? Dedim ya kafayı yiyordum. Yemeye çalışıyorum her hafta. Yemeden bırakıyorum. O sağa versin. Diğeri sola versin. Birinin aklına Guiza'ya vermek gelsin ama Guiza'nın aklına eski sevgilisinin poposu gelsin. Öyle geçiyor maç. Daum memnun veren memnun. Aziz memnun.

"Isıran takım yapacağız"...Lig bitti kardeşim. Bir Gençlerbirliği maçı bir de Galatasaray maçı. 2 maçta ısırdın bitti. İki maç da seyircisiz aldın.Miss.

1-1 olmuş durum. Daha 20 dakika var. Takım olan 3 gol atar be! Ama nafile, bizimkiler 9 kişi defanstalar. Hala 3 kişi hücum. Bir pozisyon oluyor. Orta geliyor. Allahtan Semih'i almış oyuna Daum. Ceza sahasında iki kişi oluveriyor. Maç boyunca bir kişi var zaten.

Özer oyuna girecek. Vazgeçiyor Daum. Stoper olmayan Önder çıkıyor. Stoper olmayan Deniz giriyor. Bekir nerede bilmiyorum. "Aman" diyor heralde Daum, "4 kişiyle saldırırız şimdi falan aman bir gol yeriz 1 puandan da oluruz". Of Allahım offff! Duy sesimi. Maradona'nınkini de duy.

Nasıl bir ülke bu? Nasıl bir futbol kültürü? Daha ne kadar şampiyonluk ya da liderlik istiyorsunuz? Yetmedi mi 17 tane? Artık oyunu rakip yarı sahaya yıkmanın zamanı gelmedi mi?

Marquinhos

1 Kasım 2009 Pazar

Kısır Futbol



4 canlı yayın maçı vardı bu haftasonu, Turkcell Süper Lig'de. Antalyaspor - Bursaspor, Beşiktaş - Ankaragücü, Galatasaray - Sivasspor ve Kayserispor - Fenerbahçe. Zaten derbiden beri düşünüyorum sürekli, biz futbolu niye seviyoruz, ya da seviyormuyuz diye. Kendimce cevaplar buluyordum, kendimle tartışıyordum. Şimdi biraz sizinle de paylaşmak istiyorum kafamdan geçenleri. 4 maçı da izledim. Bursaspor maçının bir kısmı yağmur yüzünden gümbürtüye gitti, fakat diğer maçları 90 dakika izledim. Niçin izledim, deli olduğum için sanırım. Bir insanı sandalyeye bağlasan ve 4 maçı ard arda izlettirsen, adam sandalyeye bağlandığı için değil, bu iğrenç maçları izlettiğimiz için bizi mahkemeye verir. Peki niçin izledim?

Çünkü futbolu oyun olduğu için seviyorum, Şampiyonlar Ligi havası için, İnönü'ye gitmeyi seviyorum. Frank Rijkaard'ın ne zaman Total Futbol oynatmayı başarabileceğini düşünmeyi seviyorum, Semih'in ceza sahası içinde yaptığı koşuları izlemeyi seviyorum, Bursa'da Ertuğrul Sağlam mucizesini görmeyi seviyorum. Kazanmak ve kaybetmek , göreceli kavramlar. 3 puan mutlak gerçekliği altında, sahalarda güzel futbol giderek azalıyor. 3 büyüklere bakın bu hafta. Beşiktaş rezil oynuyor, maçtan sonra Ernst'e teşekkür ediyoruz çok mücadele etti diye. Galatasaray 10 dakika oynuyor, gerisi bence sıkıcı ötesi, ortasahaya teşekkür ediyoruz. Daum iğrenç ötesi çağdışı futbol oynatıyor. Dakika 87'de Önder çıkıp Deniz giriyor, Özer ise kulübede, maçtan sonra utanmadan Daum 2 puan kaybetmedik diyor, 1 puan kazandık. Sonra benim ülkemin güzel yorumcuları çıkıp " Bu bir puanın kıymeti ve önemi sezon sonu anlaşılacak, lig uzun maraton" diyor. Hatta çok güvendiğim birisi çıkıyor diyor ki "Daum'un oynattığı oyunu beğenmeye biliriz, ama istediğini yaptırdığı için saygı duymamız lazım".

Biz (ben dahil bir biz bu) tam olarak hiç bir zaman spor kültürüyle yoğrulmuş spor severler olamadık. Eh futbol sever olduk. Meydamız, insanımız, hepimiz futbolsever olduk. Ama sanırım son 9 10 senedir, hepimiz "Skorsever" olduk. Yorumcumuz, teknik adamımız, futbolcumuz, taraftar skora göre yorum yaptık, yapıyoruz. Çünkü hepimizi skoru, futboldan daha çok seviyoruz. Çünkü biz netice peşinde koşarken, güzeller güzeli "Hatice"yi sıklıkla unutuyoruz.

4 maçta atılan toplam gol 7, hadi golü geçtim, insan gibi futbolun oynandığı dakika 360 dakikada sanırım 20'dir, çok ısrar ederseniz 25 derim. Bu yüzden izlediğim 4 maç ile ilgili alışılmış yazılarımı yazmak içimden gelmedi. Kusura bakmayın, teveccüde bulunup bizi okuyanlardan özür dilerim.

Skor önemli, 3 puan önemli, şampiyonluk alınan kupa önemli. Takım kötü gider, alınacak bir 3 puana ihtiyaç vardır, önemli olan puanı almaktır, puanın nasıl alındığı değil. Eleme maçıdır, iyi futbol beklenmez. 1 puan yeter, güzel futbol beklenmez. Hazırlık maçıdır, güzel futbol beklenmez. Eyyy güzel futbolun ruhu geldiysen 3 kere tıklat !!!

Gidişimiz gidiş değil. Dünyanın en korkak adamı Daum'u aldığı 3 puanlardan dolayı översek, Galatasaray'ın oynadığı 10 dakikalık futbolu alkışlarsak ya da Beşiktaş'ın 4 maç üst üste bu oyuna rağmen kazanmasını bir şey zannedersek, 2012, 2014, 2016.......... hepsi bir hikaye olur.

Ne olur çıkıp kimse Yunanistan'ın kazandığı kupayı örnek gösterip, çok zekice bütün tezimi çürüttüğünü düşünmesin. Sevmiyorum kardeşim rezil futbol ile alınan 3 puan'ı. Çıkın sahaya
eğlenin, eğlendirin. Ne olur bu hafta gibi kabus ötesi bir hafta daha bize nasip etme yarabbim, amin.
Maradona

31 Ekim 2009 Cumartesi

Hürriyet Okumaylım, Okutmayalım!!

http://www.facebook.com/video/video.php?v=167615531249&ref=nf

Bu linki sabah bizim blogun 3. yazarı Trakedi yolladı. Bir haftadır inanın size, ne spor sayfası okuyorum, ne bir şey izliyorum. Bir 29 ekim günü Ntvspor'da sabah güzel bir sohbet vardı onu izledim. Onun dışında elimden geldiğince kendimi uzak tuttum futboldan, zaten siz de anlamışsınızdır, blog çok az güncellendi. Neyse efendim şimdi baktım bizim yan tarafta duran bloglara, bir iki tanesi daha değinmiş aynı konuya. Madem bir sosyal bir medyayız, birbirimizi takip ediyoruz, bazı insanlar vakit ayırıp bizi okuyorlar, gelin birlik olalım. Ercan Saatçi ve bu durumu protesto edelim. Mailler , şarkılar türküler, bir şeyler yapalım. Burada mesele Ercan Saatçi'nin Fenerbahçeli olması değil, mesele Ercan Saatçi'nin gazeteci olması. Onu da geçtim, öyle bir koltukta oturacak insanın sahip olması gereken tarafsızlığa sahip olmaması kabul edilecek bir şey değil. Mesela , Şansal Büyükağa, için mantıklı bir insan taraflı bir yayın poltikası izliyor diyor mudur? Ya da hiç birimiz Uğur Meleke'nin yazıları okurken tuttuğu takımı merak eder miyiz ? Aslında böyle insanlar çok az malesef ülkemizde. Çünkü söyleyecek akıllı cümlesi olmayacak yazarlar, üzerlerine bir forma geçirip, o formanın üzerinden prim yapmaya çalışıyorlar yıllardır. Evet sevgili blog dostlarım, bu adamı o mevkide görmek benim midemi bulandırıyor. Gelin buyrun bir şeyler yapalım hep birlikte, tepkimizi gösterilim, sesimizi yükseltelim.


Not: Bugün Ercan Saatçi Fenerbahçeli'dir ve ettiği küfürü tebessümle izleyen belki Fenerbahçeliler vardır, yarın da çıkar başka bir takımdan söyle şerefsiz bir adam gider onlara söver. Yani beni ısırmayan yılan bin yaşasın demeyelim.

ayrıca: http://www.youtube.com/watch?v=ppFeqXKppnU

Maradona

Yapmayın Artık!!


Marquinhos gerçi güzel bir şeyler yazmış, ama ben de bir şeyler söylemek istiyorum. Fenerbahçe - Galatasaray maçı oynandı kıyametler kopmaya başladı gene. Maçtan sonra msnde konuşurken, Marquinhos " Ne güzel Polat ile Aziz gülüştüler ettiler dedi" ben de ona " Merak etme yarış kızışınca görürüz onları "dedim. Bunlar yarışın kızışmasınıda beklemediler. Türk futbolu çok önemli 2 şansı kaçırdı. Daha doğrusu federasyonlar cesur olup gerekeni yapamadılar. Ben Galatasaraylıyım , o yüzden rahat rahat konuşabilirim sanırım. Bu bizim meşhur sulu derbi vardı. İlk şansı orada kaçırdı federasyon. O maçı bitirtmeyecekti. Galatasaray'a 5 maçtan daha fazla bir ceza verecekti. Hatta ilk kez Lig Tv'den bütün görüntüleri alacak, ve tespit edebileceği herkese ceza verecekti. İkinci tarihi şans geçen sene kaçtı. İki takım da lige havlu atmıştı, tutup kavgaya karışan herkese ceza verceklerine , 3 4 isme ceza verip geçiştirdiler. Ve son olarak bu sene , maçı başlatmayacaklardı. Hepimiz çok affedersiniz göt gibi kalacaktık ekran başında. Futbolu bu kadar seven bir insanım, bu derbinin olduğu gün yaşadığım mutluluğu, heycanı anlatamam. Arkadaşlarımızla birbirimizi kızdırmamız, derbiden 1 hafta önce başlayıp, bir hafta sonrasına kadar sürüyor. Ben başka hiç bir maç bilmiyorum, havası bu denli değişik olan. Dünya derbisi mi bilmem, ama benim gönlümün derbisi olduğu kesin. Ama bu derbi sürekli olarak kirleniyor, kirletiliyor. Bu durumun son halkası ise Haldun Üstünel. Hangi Haldun, yaptığı süper transferler ile aklımızı başımızdan alan Haldun. Çıkıp sözde hakkımızı savunmak için ortamı bulandırıyor. Tabi öte yandan bütün bu genel yönetici konuşmalarının altında bir de sosyolojik neden var sanırım. Toplumca kendimizi komplo teorilerine kaptırmaya çok müsaitiz, bir de adalete güvenimiz yok. Eh haksızda değiliz, ben 20 senedir şahitlik ediyorum, bu ülkedeki adaletsizliğe.
Artık ne olur birileri bu işin oyun olduğunu hatırlasın. Her sene şampiyon olmak zorunda değiliz, hele bu kadar pisleşerek şampiyon olacaksak hiç olmayalım. Alın Liverpool, kaç yıldır olmuyorlar şampiyon, büyüklüklerinden bir şey kaybetmiyorlar. Newcastle, küme düştü bir şey kaybettiler mi, taraftarın sevgisi azaldı mı? Bu örnekleri rahatlıkla arttırabiliriz. Eh bu rezillik bu kadar devam ederse, olcağını söylüyorum ben kendi adıma. Hiç bir takımı tutmadan, sevdiğim oyunu izleyeceğim. Çünkü ben Galatasaray'ı futbol takımı olduğu için seviyorum, futbolu Galatasaray olduğu için değil. Galatasaray olmasaydı da sevecek bir başka takım bulurdum kendime. Artık çok sıkıldım, her maçtan sonra ve önce böyle rezil olaylar görmekten, duymaktan.
Maradona