7 Aralık 2009 Pazartesi

Galatasaray - İBB

Gene lider olabileceğimiz bir hafta ve gene kaybedilen puan... Sanırım bizim lider olabilmemiz için ilk maçı bizim oynayıp, kazanıp, köşemize çekilmemiz lazım. Maça bu sefer 83. dakikadan başlamak istiyorum. Lig Tv istatistik veriyor son 5 dakika içinde topla oynama yüzdesi diye. Galatasaray %23 İBB %77. İşte son 15 dakikada nasıl bir gaflet ve şuursuzluk içinde olduğumuzun ispatı budur bence. Hakem kötü yönetmiş, hakem eyyam yapmış demek bu maç için kolaycılık olur. Benim asıl üzüldüğüm ve düşündürücü olan nokta Frank Rijkaard ve Neeskens gibi iki ustanın da bu şuursuzluğa ve kontrolsüzlüğe ortak olmasıdır. İlk kez, eleştiriyi hak eden bir kulübe performansı gösterdiler. Şimdi zaman makinası ile maça baştan başlayalım.

İBB, ne Bursa, ne de Manisa gibi sıkı pres yapıyor orta alanda. Biz de bu yumuşak rakip karşısında çok rahat top kullanıyorduk. Barış ve Mustafa Sarp ikilisi pres görmeyince Elano ile daha yakın oynuyorlar. Arda ve Uğur sağ kanadı çok olumlu kullandılar. Kewell solda gene iyiydi. Fakat forvetteki Nonda, Pana maçında olduğu gibi çok kötüydü. İlk yarıda inanılmaz bir gol kaçırdı. Tabii tek gol kaçıran o değildi. Kewell, Arda ve Elano da bir kaç fırsatı harcadılar. 2. yarıda erken bir gol bulmak, akabinde farkı 2'lemek ve rahatlamaktı herhalde plan.

2. devre de buna uygun başladı. İnatla çalışan Uğur, önce Elano'ya al da at dedi, Elano cevap olarak " yok Uğur'cum ben adımın tartışılmasından çok memnunum, her gün hakkımda 10'larca haber çıkıyor, şimdi gol atarım hem ben rahatlarım hem sular durulur, olmaz" dedi. Buna içerleyen Uğur gitti golü Kewell'a attırdı. Golde tabii ki rakip kaleci Hasagic'in katkısını unutmamak lazım. Golden sonra da net fırsatlar yakaladık, Arda önce direğe takıldı. Sonra kornerden denedi olmadı. Kewell, Keita'nın dışa çok güzel çıkardığı topu büyülüyemedi.

Derkan çöküşün ilk adımı geldi. Dakika 80 ve Elano oyundan çıkıp yerine Ayhan giriyor. Ayhan hem sezon başından beri formsuz , hem de Ayhan'ın oyuna girmesi demek, saha içindeki oyunculara açıkça yaslan geriye, soğut maçı demek. Peki siz son 4 senede Galatasaray'ın kazasız belasız kaç maçı soğuttuğunu gördünüz? İşte maç burada bitiyor. Saha içinde panik hakim. Düşünün takımın en klas ve en tecrübeli ismi Kewell bile , basit ve boktan bir yanlış karar sonucu aşırı reaksiyon gösterecek kıvama geliyor. Takım kendisine gelen her topu şuursuzca ileri vuruyor, bakmadan ve görmeden. Hatta gene bu dakikalarda Mustafa Sarp yerde yatan Barış'a pas atacak kadar oyunun dışında. Sürekli ileri vurmalar, etmeler hiç bir işe yaramıyor. Halbuki oyuna atak yönü ve ayağında top tutması kuvvetli Keita girmişti 73'te. Topu onunla buluşturup soluklanmak yerine inatla "Panik Futbolu" oynuyoruz. 75'e kadar neredesye hiç pozisyon vermiyoruz rakibe, ama bu dakikadan sonra bir iki atakları oluyor. En sonunda körün attığı taş, kelin başını yarar misali yiyiyoruz golü ve panik olmanın bedelini ödüyoruz. İşin ilginci futbolcularımız son pozisyonun fual olmadığına takılmış kalmış. Kimse öyle topları ceza yayına uzaklaştırdığı için kendisini suçlu görmüyor. Ama mesela Beşiktaş'ta Ferrari topları genelde taç çizgilerine doğru uzaklaştırıyor. Maçı bitirdiğimize göre şimdi takıma daha yakından bakabiliriz.

Leo Franco: Henüz 3 puan kazandırmadı takıma, ne bir Mondragon şu anda ne de bir Hayrettin. Sanırım yeni transfer olması ve Ufuk'un rahatsızlığı sebebi formayı şu anda giyiyor. Ama kupa maçlarında formayı Ufuk giyer ve iyi bir performans gösterirse formayı kaybedebilir.

Uğur: Maç eksiği fazla olmasına rağmen, iyi çalıştığı belli. Tamam bir kaç pozisyonda isabetsiz ortalar yaptı. Ama dün gece 3 4 tane isabetli orta yaptı. Biri gol oldu, birisinde Elano atamadı. Acaba diyorum zaman zaman da Hakan Balta yerine solda kullanılsa. Hem Balta dinlenir, hem Uğur daha fazla oynar.

Mehmet Topal: Kendi doğal mevkisi değil, ama alışık olduğu bir yer. Rakip çok fazla zorlamadı, ama gene de 75'ten sonra arkasına bir iki kere adam kaçırdı.

Servet: Diğer maçlara göre daha normaldi. Üzerine vazife olmayan işlerden kaçınınca daha iyi oynuyor.

Hakan Balta: Bursa maçında isabetli pası yoktu, bu maç ise biraz daha iyiydi. Fakat atağa hiç katkısı olmuyor. Ne ortası orta, ne ara pası pas.

Barış: Barış dün çok çalıştı, hatta bu çalışkanlığının yanı sıra çok güzel 3 4 pası da vardı. Geriye çok dönmedi, oyunu dikine oynamaya çalıştı.

Mustafa Sarp: Aslında saha içinde 80lere kadar gayet iyi oynadı. Biraz şut ve son vuruş çalışması lazım. Ayrıca çok acil psikolojik destek alması lazım. Son 10 dakikanın en şuursuz ismiydi. Gitti bir de sinirden formasını yırttı. Maçtan sonra diyor ki, hakeme kötü bir şey dememek için yırttım formayı. Mustafacım zaten ettiğin küfürleri gördük golden sonra. Bir de maçtan sonra Aziz Yıldırım'a itafen yaptığı açıklama var ki, akıl tutulmasını gösteriyor.

Kewell: Golünü attı ama maç 1-0 iken çok uygun iki pozisyonu harcadı. Gene de başımızın tacısın büyücü.

Arda Turan: Zaman zaman, aşırı sorumluluktan, zaman zamansa kahraman olma arzusundan çok zorladı. Arda kim olmak istediğine karar vermeli. Metin Oktay olmak istiyorsa bir kere, antreman bittikten sonra her gün en az 2 saat daha çalışması lazım tek başına. Herkes bilir Metin Oktay'ın hikayesini. Antremanlardan sonra ,yardımcı hocasıyla birlikte, kalenin bölgelerini numaralandırıp, saatlerce şut çalışırmış. O isabetli golleri öyle atmış. Arda da antremanlardan sonra hem şut , hem gol vuruşu hem de orta çalışmalı. Ardacım, kaptanım, 2 seneye o çalımları nasıl attığını çözerler, başımıza allah korusun 2002 Dünya Kupası sonrası Hasan Şaş olursun.

Elano: Elano çok isabetli tek pas oynuyor. Fakat adam çalım atmıyor kardeşim. Yahu tamam pasları mükemmel, boş adamı gözlemlemen süper ve fakat eğer sadece tek top oynayacaksan sen formayı Neeskens'e yemin ediyorum senden daha güzel paslar atar bu yaşında. Elano, Fifa 2010'u analog 2'yi kullanmadan oynuyor hala.

Nonda: Yorumsuz

Keita: Aslında bu maçta eleştirilecek isim Keita değil, Frank Rijkaard. O yüzden onu teknik ekip kısmına bırakıyorum.

Ayhan ve Aydın hakkında ise söylenecek pek bir şey yok. Aydın zaten vakit geçsin diye girdi oyuna. Ayhan ise ne oyunu soğutabildi, ne de yaşının verdiği ağırlıkla takımı soğutabildi.

Frank Rijkaard ve Teknik Ekip

Fenerbahçe maçından sonra sürekli bir arayış içindeler. Bu arayışların çeşitlenmesinde sakatlıkların da etkisi var. En azından şunu gördük, 3 kazmalı sistemden, iki kazmaya geçmişler. Bu bence çok olumlu. Çünkü şu andaki mevcut kadro , maçları hücum yaparak kazanabilir. Müdafa ile maç alamayacağımız gün gibi ortada. İlk 8 haftanın en formda isimlerinden birisi Keita, Fenerbahçe maçında yaptığı sorumsuzluktan sonra bir süre kızağa çekilmesi normal. Ama Keita'sız olmaz bu iş bence. Hele Baros gibi hızlı bir adam yokken, Keitasızlık iyice dert. Bunun iki sebebi var bence. Bir Elano'dan faydalanmak istiyorlar. Haklılar, o kadar para ziyan edilmemeli. İki, forvetsiz Bursa maçından sonra bir daha bunu denemek istemiyorlar. Ama Arda değil de Kewell forvette kullanılıp, ileri 4lü Elano ,Keita, Arda ve Kewell'dan kurulabilir. Ayrıca son 10 dakikada saha içine hakim olamadılar ve futbolcuyu sakinleştiremediler. Ondan da vahim olan, savunma yapamayan takımda, Elano - Ayhan değişikliğine gidip, takımı geri çekltiler. Yapılacak iş değildi bence ki bunu vasatın üstü bir Elano için söylüyorum. Ayrıca yönetimden yahut teknik ekipten birisinin bu Elano'yu Arda'ya zimmetlemesi lazım. Bir süre beraber gezsinler, yemekler yesinler, playstation oynasınlar. Hatta beraber bireysel antremanlar yapsınlar. Arda bu adamı severse, takım bu adamı sever ve saha içinde pas tercihlerini daha fazla Elano'dan yana kullanır.

Ek olarak Frank Rijkaard bir de en büyük hatayı bence Türk insanının ve futbolcusunun prosefyonelliğine güvenerek yapıyor. Ama şu malesef bir gerçek ki, biz güvenilecek kadar profesyonel değiliz. Kamp, kampsızlık gibi kısır ve çağdışı tartışmaya girmeyeceğim ama takımı ve oyuncuları biraz daha yakından kontrol etmeli.

Son sözüm ise, hem teknik heyete hem futbolculara. Ya teknik ekip, futbolculara eksiklerinin ne olduğuna dair bir liste ya da ev ödevi tadında biresyel antrenman programları versinler, ya da oyuncular kendi eksiklerini analiz edip çalışmaya başlasınlar. Bu taktiği bu takımın oynayabilmesi için bireysel gelişim şart.

Sevgiler Saygılar Maradona

6 Aralık 2009 Pazar

Korkuyorum!!

Ligin 15. maçını oynadı dün Fenerbahçe, bugün ise kısmetse saat 22 00'de 15. haftayı geride bırakmış olacağız. 19 hafta var ve bu 19 haftanın bir tanesi daha Ankaraspor maçı olduğu için 3 puanlar cepte. Yani 18 hafta ve alınabilecek 54 puan var. İyi olan ve futbolu sadece saha içinde oynayan takım umarım en fazla puanı alır. Aziz Yıldırım bundan yıllar önce bir kez " Biz şampiyonlukların saha içinde kazanılmadığını öğrendik" tadında bir açıklama yapmıştı. Bunun gibi talihsiz açıklamaları 3 büyük takımın başkanı da defalarca yaptılar. Hatta ben 10 yaşlarında bir veletken, 8'lik Ankaragücü maçı ve gelen şampiyonluk sonrası babamın bana sevinme dediği acı günleri hatırlıyorum. Ben kısacası 3 büyük takımın başkanlarının, burada bir tek Süleyman Seba'yı ayrı tutuyorum, işleri ne kadar çirkinleştirebileceğini defalarca izledim. 21. yy'da futbolu kazanan olmak için sevmeyen birisi olarak, şimdi korkuyorum gene. Aziz Yıldırım dün resmen savaş baltalarını çıkardı. Durum böyle iken bir iki hafta sonra Yıldırım Demirören ve Adnan Polat da sanırım geri durmaz. Bir umudum Sadri Şener'den var, ama Trabzon da bir şekilde ivme yakalarsa o zaman onlar da dahil olurlar bu savaşa. Allahtan Bursaspor ve Kayserispor'un bu 4 büyükler kadar pisleşecek gücü yok. Yoksa kimse, özellikle Bursalı kardeşimiz Hasan kusura bakmasın da, onların tokatçı başkan da elinde imkan olsa pisleşir. Süleyman Hurmalı Kayseri zaten saha dışında çok iyi yönetilmiyor.

Şimdi tam burada bir de hala ofsayt nedir öğrenemeyen ve bu yüzden her hafta en azından 4 5 ciddi hataya imza atan çok sevgili ve dangalak yardımcı hakemlerimize sevgilerimi sunuyorum. Yahu ya yüzde yüz gollük atakları kesiyorsunuz, yahut ofsayt golleri veriyorsunuz. Oyunu çirkinleştirmek için, saha içindeki başarısızlıkları örtmek için fırsat kollayan 3 büyük takımın başkanının ekmeğine yağ sürüyorsunuz.

Dün geceden beri korkuyorum, 5 takımın bu denli kıyasıya mücadele verdiği ve bu yarışın devam etme umudu ile güzellik vaat eden ligimizin üzerinde gene kara bulutlar dolaşmaya başlayacak. Bu korkumun sebebi 3 büyük takımın da zamanı gelince birbirinden şuursuz olan yöneticilerinin olması. Çünkü ben buna benzer saçmalıkları 15 yıldır çok net hatırlıyorum. Umarım korkularım boşa çıkar ve rekabet olabildiğince saha içinde kalır.

5 Aralık 2009 Cumartesi

Yok

Takımda ileriye oynayabilen bir ortasaha yok. Yedekte var ama sahada yok. Kanatlar yok. Topuz kanadı Gökhan'a bırakmış durumda. Sol kanattan da orta yok. Arada ileriye top geliyor. Karşılayacak forvet yok. Güvendiğimiz Semih formsuz, yorgun, kırgın.

Ortadan gelemiyorsun, kanattan gelemiyorsun ama müdahale için gol yemeyi bekliyorsun. Yani kenarda hoca da yok.

Müdahale ediliyor takıma en sonunda. Sol kanada adam alınıyor. Bu sefer de sağ kanat yok. Çift forvetli bir Alex'li 2 ortasahalı ama sağ kanatsız garip bir diziliş ile oyunu çevirmeye çalışıyor hoca. Dönmüyor tabii ki.

Takım 4 5 haftadır yorulunca saldırmaya başlıyor. Saldırıp yorulacağına, ancak geri düşünce saldırmayı akıl ediyor ve takım çoktan yorulmuş oluyor. Tam ceza sahasına ortalar gelmeye başlıyor, forvetlerin zıplayacak hali yok. Bir Lugano zıplıyor.

Selçuk Şahin'i yeniden görmek Daum'un Fenerbahçe'yi ne kadar ciddiye aldığını yine gösterdi bizlere. Gerçekten o da bu akşamın kahramanlarındandı!

Disiplin deseniz o da yerlerde. Kazım ve Önder haberleri bir garip. Bu işin sonu ne olur bilmiyorum. Göreceğiz. Ama bu kadar hatanın üst üste gelmesi, bu kadar yanlışın ard arda yapılması bazı şeylerin sonunu getirecektir. Daum kendi kendisini göndermeye çalışıyor sanki.

Bir de şu var ki, o kadar para verdiğim Lig Tv'de haftada iki, bilemediniz üç maç izliyorum. Hepsinde toplasanız 4 5 tane organize atak görürsünüz. Es Es seyircisi olmasa bu akşam da çekilmezdi. Harikalar.

Bu hafta ilginç gelişmeler olacaktır takımda, benden söylemesi.

Not: Twente gibi takımların Fenerbahçe'yi değil rakiplerini izlemesini tavsiye ederim. O zaman Fener'i yenmenin ne kadar kolay olduğunu görebilirler.

Marquinhos

Kasımpaşaspor - Sivasspor

Stadyumdan içeri girdiğim dakika Michael Jackson çalıyordu. Bu adamı ne zaman dinlesem ya da duysam, aklıma hep gereğinden fazla sevdiği çocuklar geliyor ve gülüyorum rahmetli de çocukları pek severdi diye. Ama hemen ardından alışılmış iğrenç stadyum şarkıları çalmaya başladı. Maçın başlamasını beklerken dikkat ettim, sanki sigara yasağı yoktu Kasımpaşa'da. Sürekli yanan sigaralar ve sigara içenlere bakan görevliler. Maçtan önce gene başarısız bir saygı duruşu vardı. Niçin bu insanlar 1 dakika boyunca götleri başları oynamadan duramıyorlar çok merak ediyorum. Bu merakımı yanımdaki 40 yaşlarındaki amcayada sordum, çünkü kendisi o 1 dakika boyunca telefonda bir arkadaşını maça gelmeye ikna ediyordu. Yahu kocaman adamsın be kardeşim, başka zaman mı bulamadın diye laf anlatmaya çalıştım ama hiç bana mısın demedi, "nato mermer nato kafa" bir halde bön bön baktı yüzüme. Önce kısaca maçın hikayesine geçelim.
İki takım da hızlı başladı, Kasımpaşaspor 14. dakikada Sivasspor'un kullandığı korner sonrası kontra atağa çıktı. Yekta inanılmaz bir pasla solda boşta bulunan Ergün'ü topla buluşturdu. Ergün gayet uygun durumda, kötü bir pas attı boştaki Cenk'e. Allahtan Cenk yılların eskitemediği bir inceliğe sahip, yere erken yatan Petkovic'in üzerinden topu ağlarla buluşturdu.

Maçta Kasımpaşa topa çok hakimdi. Sivas ise uzun toplar ile Ersen Martin'i buluşturuyordu. Barış Ersen mücadelelerinde genelde Ersen galip çıktı. Gene böyle bir mücadele sırasında hakem Ersen'in yerde kalması neticesinde penaltı verdi. Ben bu kadar ucuz verilmiş bir penaltı görmeyeli çok olmuş ki, ben de kendisine tepkimi Kasımpaşa taraftarlarıyla gösterdim. Ersen Martin garip bir adam, ince ince tribünü gıcık edecek hareketler yapmayı ihmal etmedi. Neyse efendim asıl işin ilginç kısmı Yekta. Kendisi maçın oyunda kaldığı dakikalarda en akıllı ve en faydalı oyuncularından biriydi. Fakat önce rakibin kullandığı bir tacı engellemek için saçma bir sarı kart gördü. Bu pozisyondan 10-15 dakika sonra maçın sanırm 39. dakikasınd falan eline çarpan bir top sonucu 2. sarıdan kırmızıyı gördü. İşte o dakika Cüneyt Çakır maçın kontrolünü kaybetti. Zaten aklı verdiği penaltıda olduğu belliyken, birde üzerine kırmızı gelince "Eyyam Çakır" oldu kendisi. 10 kişi kalan Kasımpaşa'da Gökhan Güleç sağ açığa geçti.

İkinci yarıya iki takım da aynı kadrolarla başladı. Sağ açık Göhkan hızlı gelişen bir atak sonucu güzel bir vuruşla ,takımını 2-1 öne geçirdi. Sonra Kasımpaşa şuursuz bir duraksama evresine girdi. Bunun sebebini az sonra aşağıdaki satırlarda anlatmaya çalışacağım. Geri çekilen, top çeviren Kasımpaşa'da Agbetu'nun ortasında şanssız bir şekilde Barış kendi kalesine golü attı. Golden sonra iki taraf da bazı fırsatlar yakaladı ama maç 2-2 berabere bitti. Gelelim biraz taktiksel detaylara.

Üst üste alınan Trabzonspor ve Fenerbahçe galibiyetlerinden sonra Kasımpaşa'yı merak ediyordum. Yılmaz Vural takımı ne kadar motive edebilecekti, yahut futbolcular ne kadar konsantre olabilecekleridi? Moritz dışında herkes aslında gayet hırslı ve iyiydi. Moritz bir anda yıldız olmuş heralde. Trabzonspor ya da Fenerbahçe maçından sonra Yılmaz Vural " Öne geçtikten sonra oyunu yavaşlatmayı bilmiyoruz" tadında bir demeç vermişti. Eh hocam madem farkındasın senin takımın oyunu yavaşlatmayı ve amiyane tabir ile rölantiye almayı bilmiyor, o zaman sen niye 2-1'den sonra 3'ü istemek yerine takımı geri çekiyorsu? İkinci yarı boyunca Emre Toraman'a oyunu yavaşlatma taktikleri niye verdin? Niçin ileride top tutan ve geçen seneki Sivas macerası üzerine sahada hırsla oynadan Murat Erdoğan'ı oyundan çıkardın? Moritz'i de çıkardın ama ona bir şey demiyorum. Sonuçta Kasımpaşa 2-1'in üzerine 3'ü arasa bence bulurdu. Özellikle birkaç atakta takım hızlı oynamaktansa şuursuzca geri dönmeye başladı. Netice ortada. Takibi Trabzonspor ve Fenerbahçe'den alınan ekstra 6 puan çok önemli , ama asıl kendi rakiplerinden alınan puanlar önemli.

Kimse özellikle de maçı izlemeyenler yılların klişesine uyup " Yılmaz Vural sadece 4 büyükleri yener sonra yatar" gibi dandik yorumlara girmesin. Hoca takımı geri çekme hamlesi dışında maça çok konsantre idi ve gene maçı yaşıyordu. Hatta elindeki şişe ile bir ara Özgür'ü ittirdi , tribünleri güldürdü. Yılmaz Hoca, takım sahaya çıktığında en çok alkışı alan insan. Güzel bir sinerji yakalamışlar kendi içlerinde. Bu takım eğer bazı basit hatalarını aza indirirse ve zaman zaman oyunun kanadını hızlı değiştirirse düşme korkusunu çok fazla hissetmeden maçı bitirir.

Sivasspor ise kendisi için önemli bir puan aldı. Ama açıkcası oyunları ümit vermiyor. Bir ara takım forvetsiz oynadı, bir ara doldur boşalt. Ama bir türlü maçın hakimi olamadılar. Ayrıca maçta oynamayan Hayrettin ve Mehmet Yıldız'ın Kasımpaşa seyircisi ile olumsuz diyaloglara girmesi hiç hoş olmadı. Sivas'ın oyuncuları eski hocaları Bülent Uygun'dan aldıkları antipatiklik bayrağını başarı ile taşımaya devam ediyorlar. Umarım Muhsin Hoca bunlarada bir çözüm getirir.

Sevgiler Saygılar

Maradona

Rakibimiz Kayserispor , İki yazı bir arada (Bursaspor açılımı)


Kayserispor'dan bu yıl bir patlama bekliyordum ama bu kadarı beni de şaşırtmadı desem yalan olur. Zaten gurbetçi oyuncu transferinde ligimizin 1 numarası diyebiliriz onlar için.
Son yıllarda yabancı tercihlerini 2 şekilde yapıyor Kayseri. Birincisi üst düzey liglerden ve belirli kariyerli oyuncular, mesela Toledo (İspanya) , Olembe-Aghahowa (İngiltere), Puroviç (Portekiz) ,son olarak Makukula (İngiltere-Portekiz-İspanya)...

İkinci tür yabancı haklarını da daha çok ligimizi tanıyan, kendilerini ispat etmiş oyunculardan kullanıyorlar.Souleymanou (Denizli-Rize), Cangele(Sakaryaspor), Troisi (Gençlerbirliği).

Bu yıl Tolunay Kafkas genel olarak 4-4-2 sistemini benimsemiş gözüküyor. Sadece Cangele'nin cezalı olduğu Trabzon maçında 4-5-1 gibi oynatmış takımı o kadar.
Bizim maçta da Cangele'nin cezalı olduğu düşünülürse yine böyle bir düzenle karşımıza çıkabilirler.Kayseri kalesinde 36 yaşındaki Souleymanou görev yapıyor geçen sezon olduğu gibi.Ben bu adamı nedense hep Fenerbahçe maçlarında yediği saçma gollerle hatırlıyorum. Şansı takım savunmasını iyi yapan bir takımda oynaması bu adamın, yoksa küme düşmemeye oynayan ve de takım savunmasında sorunlar yaşayan bir takımda oynasa çoktan pılını pırtını toplayıp tutmuştu ülkesinin yolunu. Ama Souleymanou'nun en büyük avantajı topu oyuna çok iyi sokması, adam çok rahat ortasaha çizgisi civarlarına gönderebiliyor eliyle topları.

Kayseri savunmasının sağında, stoperden bozma Ali Turan tercih ediliyor son haftalarda, oyunun savunma yönünde çok iyi fakat hücuma fazla katkı sağlayamayan bir oyuncu.
Ayrıca kendisi takımın da kaptanı ve mücadelesiyle takımı ateşleyen isim olarak göze çarpıyor.

Savunmanın solunda ise Toledo'nun sakatlığından sonra sürpriz bir şekilde Hakan Aslantaş kaptı formayı.Sürpriz olan Hakan'ın 11'de yer alması değil solda oynaması yanlış anlaşılamsın.
Gerçi akıllı adam bu Hakan savunmanın her yerinde sırıtmadan oynayabilir kendisi.

Ortada ise libero özelliklileri, ayaklarına hakim, geride oyun kurma görevini üstlenen gurbetçi furbolcu 89'lu Serdar Kesimal ile Aydın Toscalı kullanılıyor bu sezon. Aydın milli takıma kadar yükselmiş bir oyuncu olmasına karşın yaşadığı büyük sakatlık sonrasında uzak kaldı o kutsal formadan. Geçen yıl da yine Kayseri tandeminde oynayan Eren Güngör tam milli takıma yükseldi derken büyük bir sakatlık geçirdi. Belki de şuan milli takım savunmasının göbeğinde Aydın-Eren ikilisi görev yapıyor olacaklardı ama şansızlıklar bırakmadı bir türlü bu oyunvuların peşini.

Orta sahaya gelince, göbekte bir tam anlamıyla önlibero kullanıyor Tolunay hoca. Bu oyuncu da eğer sağlamsa Saidou, değilse de Merter oluyor genel olarak. Bir de bu savunmacı ortasahanın yanında daha çok ofansif özellikli ama savunmayı da iyi beceren 90 doğumlu Furkan Özçal. Furkan da sol ayaklı ve benim çok şey beklediğim bir oyuncu, ısrar edilirse çok büyük yıldız olabilir kendisi, zaten alt yapı eğitimini Avrupa'da almış bir isim.

Sağ kanatta ise son haftalarda Ankaragücü günlerine yavaş yavaş dönme sinyalleri veren Gökhan Emreciksin görev yapıyor.Kendisi süratli ve çabuk adam eksiltebilen bir isim..
Bu adamı ben ilk olarak Boluspor'da oynarken sezon başı hazırlık maçında Galatasaray'a karşı oynadığı mükemmel oyundan sonra farketmiştim. Galatasaray bu adamı nasıl farketmedi şaşırmıştım doğrusu, yanılmıyorsam 1 gol 2 asistle oynamıştı.

Sol kanatta ise Tolunay hocanın jokeri Mehmet Eren Boyraz diye bir oyuncu var ki dikkat edilmesi gereken adamların başında geliyor. Aslında kendisi golcü bir oyuncudur, hatta Galatasaray alt yapısından yetişip, Eskişehir'de kiralık oynarken 2.ligde gol kralı olduktan sonra yapmıştır süperlige transferini. Aslında ortanı solu Kayseri'nin en alternatifli bölgesi bana göre, Umut Koçin-Bilal Aziz gibi teknik kapasiteleri çok yüksek oyuncular mevcut ama bu sezon yakaladıları şansları pek kullanamadı bu isimler..Ayrıca genç Furkan da zaman zaman burada değerlendirilebiliyor.

İleride de bu yıla damgası vuran ve gol krallığında da ilk sırada bulunan Makukula oynayacaktır.
Kendisi pivot özellikli bir adamdır, iyi yer tutar, iyi zıplar, yanında oynayan adama boş alanlar yaratır, son vuruşları da fena değildir, ceza sahası içinden topu kontrol etmeksizin etkili şutlar atabilir.

Yani iyi kullanıldığında çok etkili bir silah olabilir bu Makukula. Ömer kaptanın bu oyuncuya çok fazla dikkat etmesi gerekiyor, kafayla kaleye etkili toplar pek gönderemez ama indirdiği toplarla başımıza bela olabilir bu adam.
u sezon attığı 11 golün 10'unu ayakla atmış bu oyuncu, gollerini de genelde rakip savunmaya kendini unutturarak arka direklerden atıyor. Ters kademeye de mutlaka dikkat etmeliyiz, son haftalarda Keçeli bu konuda çok iyi ama Ali Tandoğan için aynı şeyleri söylemek mümkün değil.

Şuana Kayserispor değerlendirmemi 10 kişiye göre yaptım, 11. adam kim olacak ben de merakla bekliyorum..Tolunay Kafkas'la yıldızı pek barışmayan Troisi mi tercih edilecek yoksa geçen hafta 3 puanı kazandıran genç gurbetçi Ömer Hasan Şişmanoğlu mu?Ya da ortasahayı güçlü tutmak istenip Merter-Saidou ikilisini aynı anda mı sahaya sürülecek bunu maç saatinde önce kestirmek biraz zor. Eğer Troisi oynarsa Cangele'yi aratmayacak bir performans gösterip formayı bir daha bırakmamak üzere kapabilir. Ya da ortasaha göbeğini güçlü tutarak Mehmet Eren-Gökhan Emreciksin Makukula'ya yardımcı olabilmeleri amaçlanarak daha önde kullanılabilir.

Ama yine de bizim bu hafta en büyük şansımız Cangele'nin oynamayacak olması, 9 asist 4 golle oynayan bir adam, bizim de başımıza büyük belalar açabilirdi ki kendisinin Bursa'ya imzaya gelip, Samet Aybaba'nın nazı sonucu apar topar gönderilmişliği bile var.Adam ekstra bir hırs yapabilirdi de bize.

Ertuğrul hoca Ozan İpek'in yerine kimi oynatacak çok merak ediyorum doğrusunu söylemek gerekirse.Ben Yenal ya da Eren tercihlerini kullanıp Galatasaray maçındaki takımı hiç bozmaz diye düşünüyordum ki bu iki futbolcunun da oynayamayacağı haberi geldi.

Bu oyuncuların olmaması bile Ertuğrul Sağlam'ın seçeneklerini kısıtlamıyor. O bölgede oynama tecrüsebesine sahip Volkan gibi Veli seçeneklerimiz hala mevcut. Hatta Batalla bile değerlendirilebilir, kendisinin eski takımında burada oynamışlığı varmış.

Ama ben Veli-Volkan ikilisinin kanatlarda yine değişerek oynayacakları kannatindeyim, takımın geri kalanının da son maçtaki gibi aynen devam edeceğini düşünüyorum.Dün sabah saatlerinde Volkan'ın da kadrodan çıkarıldığı söylendi fakat, Kayseri'ye götürülmüş bu oyuncu da, dünkü çift kalede de yer almış kendisi.

Tabi bir de Ali Tandoğan Tuna'dan formayı geri alacaktır.

http://emosimoghislain.blogspot.com/ Hasan

Önder Turacı


Önder Turacı, gece geç saatlere kadar bir gece kulübünde eğlenmiş ve daha sonra evine gitmiştir.

Evde sebebini bilemediğimiz bir hadise sonrası sağ el bileğinde radial atar damarında ve el bileği kirişinde kesik oluşmuştur


Fenerbahçe resmi sitesinden bu açıklama geldi. Futbolculara neler oluyor anlayamıyorum. Kazım da neredeyse aynı olayı yaşadı geçen hafta. Sonumuz hayır ola.


Marquinhos

Futbol Stajyerleri

Bekir İrtegün bu yaz alındı Fenerbahçe'ye. Kendisi bir stoper.Biraz da sol bek. Ama kendisi, iki üç kere sağ bek olarak oynatıldı. Tabii ki iyi oynayamadı. Bugün Eskişehir deplasmanı var Fener'in. Bekir kadroda yok. İstanbul'da duruyor. Önder atardamarını kesmiş. Kendisine acil şifalar. Demin Ntvspor'da gördüm ve ondan iyi bir haber gelmesini bekliyorum şu an. Umarım ciddi bir şey yoktur. Yani Fener'de şu an yedek defans oyuncusu yok. Yedek sağ bek yok. Yedek sol bek de yok. Bari sırf bu sebeplerden Bekir'i alsaydın di mi kadroya? Ama yok. Bekir stajyerlik için gelmiş Fener'e. Maaşı da güzel. Arabası da vardır. Evi de vardır. Daha ne olsun? Ama bu kadrosuzlukta Bekir'e yapılan şey büyük bir ayıp. Bazı şirketler nasıl stajyerlerini hor görürlerse, Bekir de adete unutuluyor bu takımda.



Peki yönetim bu durumu görmüyor mu? Neredeyse 7 8 haftadır tek defansif yedek Deniz Barış. Biri sakatlansa yerine Deniz Barış girecek. Yedek defansımız Bekir ise maç saatinde ya evde ya tribünde. Daum'u uyarmıyorlar mı bu konuda? Sanırım uyarmıyorlar. Bir gün Deniz oyuna girecek ve hatalı bir gol yedirecek takımına. İşte o zaman belki basın da bu rezillikten bahsedebilecek.


Şu an takımda 18 yaşında 3 oyuncu var. Bu adamlar daha ne kadar takıma giremeyecek? Hiç mi İngiltere Ligi izlemiyorsunuz? Ntvspor çekmiyor mu sizde? La Liga yok mu evinizde? Hiç mi canınız çekmiyor genç yeteneklere forma şansı vermek? Ben bir teknik adam olsam, elimdeki genç yetenek çıksın bir iki güzel pas atsın diye canımı dişime takarım. Ama bu adamların esamesi okunmuyor. Onur, Furkan ve Abdulkadir öylece bekliyorlar. Abdulkadir keşke zamanında City'e gidebilseydi. Şimdi çoktan bir Nuri Şahin kıvamına gelmişti.



İlk gün basının önünde eline top verip, forma giydirip şov yapmak kolay. Önemli olan bu şovun devamı. Bugün Lugano ve Gökhan kart sınırında. İkisi de kart gördü diyelim. Önder de yok. Eminim Deniz sağ bek oynar, defansa da Cristian'ı falan çeker bu adam. Bekir yine evde oturur.




İşte Fener'in ES ES kadrosu: Volkan Demirel, Volkan Babacan, Mert Günok, Lugano, Bilica, Vederson, Gökhan, Baroni, Emre, Selçuk, Deniz, Alex, Santos, Deivid, Mehmet, Uğur, Özer, Güiza, Semih
Akşamki maçtan sonra görüşmek üzere...


Marquinhos

4 Aralık 2009 Cuma

Sonu benzemesin.



Yine yayıncı rezaleti yine zorla bir maç "keyfi". Galatasaray- Pana maçından bahsediyorum tabi ki fakat bu sefer yayıncı kuruluşa bir şey yazmayacağım yeter.

Bugün biraz Gs ortasahasının yalnız adamı Elano hakkında yazacağım. Malum Gs 4-3-3 oynamaya çalışıyor fakat ortadaki 3'ü bir türlü oturtamıyor. Bu üçlü sürekli değişiyor sürekli başka 3'lerden oluşuyor. Bir hafta tutan 3'lü ikinci hafta tutmuyordu. Dün akşam benzer bir görüntü vardı. 2 defansif orta saha ve Elano... Sahadan ayrılana kadar Elano topla buluşmakta zorlandı. Sağolsun bizim defansif orta saha oyuncularımız, oyun kurma çabası içindeydi. Çok sıkışınca Elano'yu görmek zorunda kalıyordu. Elano da buluştuğu topları kullanırken zorluk çekiyordu. Bunu maçı izleyen herkes fark etmiştir. Benim, burada dikkat çekmek istediğim şey aslında orta 3l'ü değil ileri 3'lü


İleri 3'lü, Nonda'nın sabit kalması ve Kewell ile Arda'nın yerde değişitrmesiyle sürekli farklılık yaratmaya çalışıyordu. Arda biraz Messiliğe soyunmuştu bu akşam; kötü geçen günlerin ardından iyi sayılabilecek bir futbol oynadı. Fakat bu ileri 3'lü, Elano'ya ayak uyduramadı. Elano'nun Brezilya'da oynadığı futbol stiline uyum sağlayamadılar. Bu durumda Elano da kötü oynamış gibi gördündü. Burada sorun Elano'nun top kullanaması mı yoksa ileri 3'lünün bazen Elano'ya ayak uyduramaması mı diye düşündüm durdum. Ayhan Elano değişikliğinde tam olarak her şey ortaya çıktı. Ne yazık ki ileri 3lü Ayhan'la oynamaya alışmıştı. Ayhan'ın yana oynaması ve yanlarda kanat adamların topla buluşması üzerine kurulmuştu oyun. Çünkü kanat oyuncuları topla oynamayı seviyordu. Ayhan da bu şansı her yana oynadığında verdi sağolsun. Elano'nun onların koşmalarını gerektiren defansın arkasına koşu yapmasını gerektiren paslarını istemiyordu sanırım bizim kanat oyuncularımız.


Galiba Elano'nun sonu Lincoln hikayesi gibi olacak. Belki bir çözüm getirilir de Elano'nun savunmanın arkasına sarkıtmaya çalıştığı paslar, yerini bulur artık.


Saygılar. Trakedi

Galatasaray - Panathinaikos

İşlerin kötü gittiği bir zamanda , kritik bir maça çıktık bu gece. Maçı kazanıp, son maçlardan önce grup 1.liğini yakalamak bir yanda, olası bir mağlubiyet sonucu işlerin iyice sarpa sarması diğer yanda. Fenerbahçe mağlubiyetimizden sonra 3 kazmalı orta sahadan gene 2 kazma ve 3 yaratıcı ayağa dönüş bence çok güzel oldu. Futbol yetenekli futbolcu ile oynanan bir oyun, hele ki Frank Rijkaard'ın kafasındaki ideal sistem için iyi futbolcu şarttı. Sarp, Topal, Ayhan , Barış ya da Linderoth içinden hiç birisi şu anda 4 3 3 e yatkın değiller. Ya futbollarını geliştirecekler, yahut para bulunduğu vakit yerlerine daha iyileri alınacak. Bunun başka bir çözümü yok. Bugün ilk 30 dakika Sarp ve Topal, daha sonraki 60 dakika ise Sarp ve Barış ellerinden geleni yaptılar, ama ellerinden gelen bu. Daha fazlasını beklemek hayalcilik olur. Aslında oynadıkları futbola bakınca iyiler, mesela klasik 4 4 2 nin göbeği olsalar, ya da 4 4 1 1'in hiç sırıtmazlar sahada, fakat 4 3 3 ve daha önemlisi total futbol oyun zekası ve yeteneği daha yüksek futbol istiyor. Ayaklarındaki topu kullanmadan önce bütün sahayı süzecek ve en uygun arkadaşına en isabetli ve rahat kontrol edilebilir pasları atmaları gerek. Bizim göbektekiler ise yani Topal, Sarp ya da Barış'dan bir tanesi tek pas ile oyunun yönünü değiştiremiyor, takımı hızlı hücuma çıkartamıyor. Allahtan bari eskisi gibi anormal pas hatalarını azalttılar da , top en azından ağırlıklı olarak bizim ayağımızda kalıyor.

Bu maç skor 1-0 olmasına rağmen, iyi mücadele ettik. Futbolcularımız daha diri ve daha istekliydi. Arda ilk yarıda rakibini perişan eden çalımlar attı. Nonda ceza sahası içinde çok yalnız kaldı, her maç yaklaşık 3 4 kez ceza sahası içinde top ile buluşturulan Kewell bugün istediği topları alamadı. Elano ise bütün sabırlı olma gayretime rağmen takıma 0 katkı ile oynamayı başarıyor. Artık diyorum seneye oynar , ama dünya kupasından sonra futbolcuların bir düşüşü olabilir, bakalım Elano elimizde patlar mı, yoksa bir şekilde takıma kazandırılır mı görüceğiz.

Geri 4'lü bugün bir fire verdi. Kimsenin sakatlanmasına sevinecek kadar vahşi ve vicdansız değilim, ama Gökhan'ın bu sakatlığı umarım Galatasaray için hayırlara vesile olur. Sabri gene iyi bir maç çıkardı. Servet ise zaman zaman üzerine vazife olmayan işler yaptı gene. Yahu Servet, sen rüyanda hiç birisinin sağından atıp solundan geçtin mi? Hayır geçsen bile ne olacak, ne kendini yor ne bizi yor. Hakan Balta ise çok belli ki yorgun. Alternatifsizlik onun üzerine çok abanmamıza neden oldu. Ben aslında umutluydum zaman zaman rotasyonda Uğur kendine yer bulur diye ama bu tercihi de çok fazla kullanmadı hocamız. Bekleyelim, bakalım.

Maçta ise geriye yaslandığımız son 10 dakika dışında rakibe çok pozisyon vermedik. İyi mücadele ettik, topun sahibi olduk.

2 haftadır gelen kötü sonuçlardan sonra bu maç ve haftasonu alınacak bir galibiyet ile işler ciddi ciddi tekrar rayına oturur. En azından Frank Rijkaard ve teknik ekibine sallamak için sırada bekleyenlerin çenesi kapanır biraz.

Sevgiler Saygılar

Maradona

3 Aralık 2009 Perşembe

Denizlispor ve Ali İpek

Bir süredir Ali Engin başkanlığındaki Denizlispor ile ilgili bir şeyler karalamak istiyordum. Geçen gün PcLionFc'de (http://pclionfc.blogspot.com/2009/11/bir-gelenegin-iflas-denizlispor.html) yazıyı okuyunca önce bir yorum bıraktım, baktım beni kesmedi yazdığım yorum, konuyu biraz da bizim blogda işlemeye karar verdim. Ali Engin 2005 senesinden beri Denizlispor'un başkanı. Yusuf ve Güvenç Kurtarlı 2007 - 2008 sezonu dışında ağırlıklı olarak kümede kalmaya oynayan bir takım. Başkan Ali Bey zaman zaman televizyonlara çıkıp, takımın maddi durumundan yakınır, haklıdır büyük ihtimalle, takımın borcu vardır. Peki siz borcu olan bir takımın başkanı olsanız ne yaparsınız? Siz bütçesi yetersiz bir takımın başkanı olsanız ne yaparsınız? İnatla her sene 8 yabancı bulundurur musunuz kadronuzda? Ya da sürekli teknik adam harcar mısınız ? Daha önce yazmıştım kimleri yedi bu Ali Bey diye. 2005'ten günümüze 10 teknik adam gitti geldi kulüpte. Güvenç Kurtar dışındakiler aşağı yukarı aynı sonuçları aldılar. Güvenç Kurtar'ın takımının yarısınında geçen sene Beşiktaş'ın şampiyon olmasında büyük pay sahibi olan Yusuf'un etkisini de unutmamak lazım. Yani demem o ki 2005'ten beri aynı teknik adam ile çalışılsa da başarı çizgisi bundan daha kötü olmazdı. Demek ki önce hoca istikrarı şart.

Daha sonraki hamlem benim alt yapıdan oyuncu katmak olurdu takıma. Her sene çıkıp "Biz çok fakiriz, ekonomik kriz Denizli'yi vurdu, şehir bize sahip çıkmıyor" demek olmaz. Çünkü şehirlerin ileri gelenleri takımlara para yardımı yapmak zorunda değiller. Takımlar ya ciddi sponsorluk anlaşmaları yapıp bir firma ile bütünleşmeliler (mesela Wolfsburg) yahut mevcut maddi durumlarına uygun bir politika ile alt yapıya yönelmeliler. Denizlispor 2005'ten önceki dönemlerde bazı futbolcularını ön plana çıkarıp bunları satarak , çok ciddi gelirler elde etmiş bir takımdı. 2005'ten beri böyle bir satışları ve gelirleri de yok. Ellerinde sezon başı baktığımızda para edebilecek ilk isim olan Çağlar'ı bile satmaya beceremedi Ali Bey.

Sezon başından beri aşağıdaki futbolcular ilk 18'de yer almış:

41. ÖZDEN ÖNGÜN
4. BRANIMIR BAJIC
7. MURAT HACIOĞLU
11. DARRYL BEVON ROBERTS
12. ADEM ÇALIK
15. IBRAHIMA BANGOURA
17. DOUGLAS DANIEL BRAGA
23. EMİN ALADAĞ
25. KOFFI DAMIEN ANDERSON CHRYSOSTOME
71. EMIL ROSENOV ANGELOV
6. AHMET BURAK SOLAKEL
10. CANER CELEP
13. İZZET AKGÜL
60. AHMET CEBE
5.BURAK AKYILDIZ
19.NORMAN DAVID GUSTAVE SYLLA
3. FAHRİ TATAN
21. MEHMET ÇOĞUM
61. ÇAĞLAR BİRİNCİ
24. İSMAİL ŞAHMALI
33. DZEMAL BERBEROVIC
8. SÜLEYMAN OLGUN
45. FATİH YİĞEN
1. CENK GÖNEN
22. GÜRAY VURAL

Bu listede sadece kırmızı ile belirtilen oyuncular Denizlispor alt yapısından yetişmiş ya da profesyonelliğe Denizlispor'da geçmiş oyuncular. 25 oyuncudan sadece 4 alt yapı kökenli oyuncu , ciddi mali sorunları olan bir takım için çok az değil mi sizce de? İşin daha vahim kısmı, Süleyman Olgun sadece 1 Süperlig maçında oynamış. Fatih Yiğen 6 maçta 450 dakika sahada kalmış, Cenk biraz daha şanslı 6 maçta 540 dakika sahada kalmış. En çok forma giyen ise Güray Vural 12 maçta forma giymiş. Denizlispor 1 tanesi Ankaraspor ile olmak üzere 14 maç yaptı, yani her futbolcunun formayı giymek için 13 maçlık şansı vardı.

Her sene gelen giden onlarca oyuncu, sezon başı 2 teknik adam, her sene kadroda kayıtlı 8 yabacı ve sadece 4 alt yapı oyuncusu. Böyle yönetilen takımlardan daha fazlasını beklemek yanlış.

Diyeceksiniz ki , böyle yönetilmeyen takım var mı ? Haklısınız bu yazıdaki eleştiri sadece Denizlispor için değil, Türk futbolu ve yapılan bütün yanlışlıklara bir eleştiri. Ne zaman Anadolu'da bir takımda işler kötü gitse, Başkanları çıkıp " Şehir bize sahip çıkmıyor" der. Ama zaten maddi olarak kimse bir takıma sahip çıkmak ile yükümlü değil. Takımlar kendi maddi imkanları ile ayakta kalmayı öğrenmeli. Bunun yolu da 30 yaşını geçmiş , ligin artık "kaşarı" olmuş futbolcuları transfer etmek değil, kendi öz kaynaklarını kullanmaktan geçer. Ben hiç bir Burnley başkanının , bu bölge insanı bize sahip çıkmıyor dediğini duymadım.

Sevgiler Saygılar 

Maradona