Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beşiktaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Şubat 2010 Pazar

Futbol Derbisinin Ardından

Mücadelesi yüksek, heycanı tadında, az küfürlü, az tartışmalı bir derbi oldu. Saha içinde futbol oynamayı düşünen takımlara , oyunu oynatmayı amaç edinmiş bir hakem eklenince seyir zevki yerinde bir maç izledik.

Beşiktaş

Futbol maçları 40 dakika olsa, maçın hakkı Beşiktaş'ın derdim. İlk yarıda o baskıda gol yemediysek, bu tamamen şansımız ile açıklabilir. Mustafa Denizli, omurgayı bozmadan kenarlarını doldurmuş gene. İleri 4'lüde rotasyon hala devam ediyor. 4 yabancı ile omurgayı kurunca bu 4 isim için 2 yabancı oynatılabiliyor sadece. Acaba çok merak ediyorum, sezon başı deli danalar gibi Topuz'a mesai harcayacağına Beşiktaş, o zamanlar Manisa'da şimdi ise Eskişehir'de oynayan Sezer ile niçin ilgilenmediler? Mustafa Denizli, takıma yerli alternatif yaratmak için en ufak bir hamle yapmadı. Zaten böyle akıl ve beceri isteyen hiç bir hamleyi bugüne kadar yapmamış Yıldırım Demirören o sıralar meşguldu. Bunun sıkıntısını oyuncu değişikliklerinde bile yaşıyor Mustafa Denizli.

Baskı golü getirmeyince, ikinci yarıya biraz daha durgun başladı Beşiktaş. Mustafa Denizli , önce Nihat ve Bobo'yu, sonra Yusuf'u oyuna alarak maç içinde ikinci bir ileri 4'lü kurdu. Şunu çok merak ediyorum, hafta içini maçsız geçiren bir Beşiktaş , bu 4'lüyü bulmak için niçin hazırlık maçı yapmaz? İleri 4lü sorunu her maç en iyi ihtimal 45 dakikasını çöpe atıyor Beşiktaş'ın. Beşiktaş, geri düştü. Mücadeleyi bırakmadı. Duran toptan golü buldu. Maçtan sonra tartışmalı pozisyonda çizgiyi topun sadece yüzde 75'inin geçtiğini öğrendikten sonra rahatlıkla söyleyebilirim. Beşiktaş 90 dakika sonunda , oyununun karşılığı olan bir puanı aldı. 3 puanı hak edecek kadar iyi değillerdi.


Not:" Arkadaşım, ne biçim adamsın. Yazının Galatasaray kısmı niçin Beşiktaş kısmının 3 katı?" diyorsan, buyur gel sen yaz Beşiktaş'ı. Şu bloga 11 aydır bir Beşiktaşlı adam bulamadık.


Galatasaray


Malum Galatasaray'ın sakatlarından kurulu bir takımı var, bugün ise sahada sağlamlar oynadı. Takımın kimyası bozuldu mu, fizikten sınıfta mı kaldılar derken, şaka maka dirençli bir takım olma yolunda ilerliyoruz. Sezon başında yan bakana 3 gol atan ama defans yapmayı bilmeyen takımdan, şimdi sahada puan için mücadele eden bir takıma evrildi Galatasaray. Tabii ki bu evrilmede sakatlıkların payı büyük. Ama Baros, Kewell ve Sabri takıma döndüğü zaman, ikisi harmanlanacak. İşte o zaman belki sezonun en ideal Galatasaray'ını izlemeye başlayacağız.


Neill'in takımın müdafasına yaptığı katkıyı görmemek elde değil. O geldiğinden beri, salakça ofsayt hataları azaldı, kademe hataları tükendi. Zaman zaman yürek hoplatan çalımlar yapsa da, önümüzdeki senelerde yapılması muhtemel " Son 10 yılın en iyi devre arası transferleri" listesinde ilk 3'ü zorlar. Sağ ve sol beklerimiz zaman zaman açık verseler de, Emre Güngör, Neill, Hakan ve Uğur 4'lüsü şu mevcut kadro için ideal gözüküyor. Rakip forvetlerin karakterlerine göre sanırım Servet ve Emre'yi değiştirerek oynatacak Rijkaard.


Godot'u Beklerken


Deplasman takımı olduğumuz için Mehmet Topal'ın gene 3. stoper olması normal karşılanabilir belki, ama yaptığı basit pas hatalarını hiç bir şey meşrulaştıramaz. Ondan yapmasını tek beklediğim şey, topu düzgün bir şekilde Elano, Caner yahut Arda'dan en uygun pozisyonda olanına iletmesi. Kendisi ise inatla en zor pas tercihlerini kullanıp çuvallıyor. Barış koşuyor, top çalıyor, pas atıyor, ama Barış yüzde yüz performansıyla bile oynasa sonuçta kendisi sadece ve sadece "Barış Özbek". Elano ise uyum sorununu bitirmiş, Arda ile top paylaşımı antlaşmasını imzalamış. Artı kendisi için, koşmuyor, mücadele etmiyor diyenlere inat oyunda kaldığı 80 dakika boyunca yaklaşık 8.5 km koşmuş. Barış'ın ziyan ettiği ortası, attığı etkili şutlar düşünülünce Elano'nun performası umut verici. Bir adamı sırf orta saha ve Brezilyalı diye Alex ile kıyaslamak " Her gördüğümüz bıyıklığı, babamız sanmamız" kadar şuurlu bir iş olur. Adam zaten Alex olmadığı için Brezilya milli takımında oynuyor. Yani orta sahanın özeti şudur, Elano'nun yanına ve arkasına iki tane adam lazım. Bu adamlar en kötü ihtimal, sağlam bir Appiah ayarında olmalı. Yoksa bizim günlerimiz , gelmeyen Godot'u beklemekle heba olacak. Mehmet Topal bir "Killer Ball" atmadan sezonu bitirecek.


Melek mi , Şeytan mı ?


Sahada Keita'yı izlerken heyecanlanmayan insan futbolu sevmeyen insandır. Ayağına topu her alışında, topa her dokunuşunda bir şeyler vaat ediyor bize. Topu kaybedince, bir sonraki buluşmasında yapar güzelliğini diyoruz. Fakat Keita zaman zaman, egoist ve çekilmez oluyor. Takım önde iken bu haylazlıklara daha toloranslı bakabiliyoruz. Ama 3 puana giden yolda işler zorken yapılan bencillikler yavaş yavaş kabak tadı veriyor.


Caner , o yakaladığı çıkıştan sonra biraz durgunlaştı. Kendisinin yeteneğini tartışılmaz, zaten benim gibi birisine düşmez. Hem yoğun tempo, hem de rakiplerin artık Caner için de önlem alıyor olması biraz durdurdu onu.


Arda ise gene gemisini kurtaran kaptandı. Fakat bu kaptan da tamamiyle iyi niyetinden de olsa, topla fazla oynuyor zaman zaman. Biraz daha iyi ayarlaması lazım ne zaman top sürüp, ne zaman pas atacağını. Arda düşünüyor ki, o ne kadar çalım atarsa, ne kadar kahraman olursa, biz onu daha çok seveceğiz. Ama Arda farkında değil ki, o zaten bizim şimdiden kahramanımız. Gol atmadığı için bu gerçek değişmeyecek.


Teknik Ekip


Emre Çolak sakat mı, sakat değil ise niçin 18'de yok ? Elano niçin 80. dakikada oyundan çıkar ? Stoperde Emre ve Servet beraber, orta alanda Neill niçin denenmez? Arda kanat daha faydalı görmüyor musunuz? Dos Santos eskisi gibi değil, niçin ısrar ediyorsunuz? Takımın başındaki adam Frank Rijkaard değil de , Skibbe olsaydı bütün bu soruları yazardım. Hatta ileri gidip, ahkam keser , akıl verirdim. Ama Frank Rijkaard ve Neeskens'in olduğu bir teknik ekibe, bu sorulardan birini sorarsam, futbol tanrısı çarpar beni. Kendimi frenliyorum, çünkü ben daha paçalı donla gezerken, Rijkaard destan yazıyor, Neeskens'in yazdığı tarihi ise dünya okuyordu. Bazı şeylerin niçin yapıldığını anlayabilmek için, bazen üzerinden zaman geçmesi lazım. Ben kendimce 1 ocak 2011 tarihine kadar bu teknik ekibe olan eleştirilerimi, en alt seviyede yapacağım. Çünkü inanıyorum ki, onlar da takımın bütün problemlerini bizden daha iyi görüyorlar. Ayrıca bundan çok değil 2 hafta önce, öldüğümüz, takım olmadığımız söylenirken, 2 deplasmandan güzel sonuçlar ile döndük. Bu hafta içi turu geçip bu sonuçların meyvasını toplamak istiyoruz.

İşte böyle geçti gitti bir maç daha. Fırat Aydunus'a maçın akıp gitmesine müsade ettiği için bir kez daha teşekkür ediyorum. Son bir nokta. Fenerbahçe – Beşiktaş ve Beşiktaş-Galatasaray maçları kesinlikle , Galatasaray-Fenerbahçe maçlarından daha futbol dolu oluyor.


Maradona

Beşiktaş Özelinde Bir Sohbet

Bunu daha önce blogda söylemiştim. Eğer babam bir Galatasaraylı olmasaydı ve bana kendi tuttuğu takımı sevdirmeye çalışmasaydı ben sanırım Beşiktaşlı olurdum. Kendi yoğunluğumuzdan ve sürekli yazarlarımızın hiç bir tanesinin Beşiktaşlı olmamasından dolayı blogumuzda zaman zaman hak ettiğinden daha az yer alıyor Beşiktaş. 21 Şubat günü oynanacak derbi bahanesiyle biz de bir röportaj yapalım dedik. Ben soruları mail olarak yolladım, http://stalker-21.blogspot.com/ blogunun yazarı Burak cevapladı. Kendisine bu güzel röportaj için çok teşekkür ederim.


Abi öncelikle ricamı kırmayıp kabul ettiğin için teşekkür ederim. Blogumuzdaki hiç bir arkadaş Beşiktaş taraftarı değil ve biz bunun eksikliğini hissediyoruz. Zaman zaman ben dışarıdan bakan birisi olarak Beşiktaş hakkında kendimce bir şeyler karalıyorum ve fakat doğal olarak senin gibi takımı ve camiayı yakından takip eden birisinin gördükleri ve bildikleri benden çok daha farklıdır. Pazar günü derbi var, hem maç ile ilgili hem de Beşiktaş ile ilgili bazı sorularım olacak.

Sezon başından beri izlediğim kadarı ile Beşiktaş'ta Ferrari, Sivok, Ernst ve Fink bir arada olduğunda takım müdafası üst düzey bir performans sergiliyor. Peki takımın atak yönünün aksamasının sence sebepleri neler? Oyuncuların bireysel olarak kötü oynamaları mı? Yoksa ileri 4'lünün hepsinin birlikte kötü oynaması mı ?

Takımın omurgası bahsettiğin oyunculardan kurulu. Mustafa Denizli Fink’i geç keşfetti, ama doğruyu buldu sonunda. Elinde Ferrari gibi bir savunma sanatçısı da olunca, savunmada sorun yaşamadı. Ancak hücum yönünde hoca özellikle oyuncu tercihlerinde yanlışlar yaptı. Nobre’yi sahaya sürüp Bobo’yu sürekli yedek bırakması, Nihat’ın formsuz halini zorlaması, orta ikilinin önündeki yaratıcı oyuncuyu bulamayışı, Holosko’nun düzenli forma vermeyişi, kanatlardaki tereddütleri... Bunlar hep etken, bir de hocanın hücum planı üretememesi var. Hücum organizasyonu namına geçen sene sadece iyi çalışılmış kontrataklar izledik. Şampiyonluk bu pragmatizmle geldi. Bu yıl “takım futbol oynamaya başlar artık” beklentisi içindeydik; ancak olmadı. Bariz bir şekilde hoca bu noktada katkı sunamadı maalesef. Tabii önde oynayan futbolcuların yetersizliğinden de bahsedebiliriz. Süreklilik sağlayamayan Tello, Delgado, Yusuf, Serdar; Beşiktaş düzeyi için 40 fırın ekmek yemesi gereken Tabata; Veysel Cihan’ın Brezilyalı versiyonu Nobre gibi futbolcuların üzerine bir sistem inşa etmek kolay değil. Türkiye ligi idealist futbol anlayışlarının başarıya yem edildiği ve pragmatik çarelerin çabuk ve etkili sonuç verdiği bir arena olduğundan, haliyle hocanın yanlış oyuncu tercihleri üzerinde durmak daha makul geliyor tartışama

Zaman zaman Mustafa Hoca'nın yabancı sınırı yüzünden tercihlerinde zorlandığını, hatta maç esnasında oyuncu değişikliklerinde bile yabancı sınırı yüzünden istediği hamleleri yapamadığını düşünüyorum ben. Sence hangi yerli oyuncular Mustafa Hoca'yı bu sıkıntıdan kurtarabilir ?

Yabancı kontenjanı sorun tabii. İyi planlama yapıldığında aşılabilir. Bunun için de uzun soluklu düşünmek lazım. Mustafa Denizli geldiğinden beri o yönde pek bir adım atmadı. Kendi altyapımızı geçtim; İsmail, Rıdvan, Onur gibi yeni transferleri bile fazla düşünmedi. Batuhan’ın durumu ortada, Aydın gitti. Batuhan’la Aydın’ın kendi akılsızlıkları da eklendiğinde, alternatifler azaldı. Tigana’nın yeni pozisyon açarak gelişmesini sağladığı Serdar Kurtuluş’un üç kuruşa yollanması da söylenmeli. Necip bunların arasından sıyrılabilecek çapta. Potansiyeli yüksek ve formayı aldığından beri gayet iyi performanslar sundu. Şu anki durumda sadece Necip’i sayabiliriz alternatif olarak.

Mustafa Denizli'nin derbilerde yaptığı sürpriz planlar çok meşhurdur. Sence Galatasaray'a ne gibi hoş bir süprizi olabilir?

Mustafa Denizli’nin aklına düşen tavşan meşhur. Bilmeyi bırak, tahmin yürütmek dahi zor. Ne yapmaması gerektiğini söylemek gerekirse, Galatasaray’ın kanat forvetlerine adam adama savunma yaptırmasın, yeter. En büyük korkum bu. İçerdeki CSKA Moskova maçını hatırlıyorum da, dış beklerimiz rakiplerin peşindeyken 7’li bir defans hattı oluşmuştu. Özellikle Ekrem’in kanadı çok sakat. Rijkaard burayı çalışmıştır mutlaka. Denizli ise şampiyon takımın alametifarikası olan, rakibi geride bekleyip topu kazandığında baskınlarla hücum etmeyi bir kez daha servis edecek kanımca.

Beşiktaş maçı kaybederse, gazeteler büyük harfler ile sezonun Beşiktaş için bittiğini söyleyecekler. Sen ne düşünüyorsun, bu Beşiktaş'ın son şansı mı ?

Psikolojik olarak son şans tabii. Şunu göz ardı etmemek lazım ki Denizli “idare etmeyi” iyi biliyor. Kendisini ve futbolcuları bu bilinçle hazırlayacağı ve maçı sonuna kadar zorlayacağı düşüncesindeyim. Kaosa alışkın bünyeler olarak erken kopuşu da fazla takmıyoruz :) Camianın halini kongrede gördük zira.

Tribünden zaman zaman Nihat'a ağır protestolar geliyor. Ama bu bir gerçek ki, Nihat Türkiye'nin aktif oyuncular arasındaki en kariyerli isim. Nihat konusunda ne düşünüyorsun?

Nihat’ın protesto edilmesine üzülüyorum tabii. Beşiktaş’ın çocuğu, bayrak adam diyerek kucakladığım, sahiplendiğim, özlemini duyduğum birinin küfür yemesi zoruma gidiyor. Yazı da yazdım bununla ilgili. Taraftardaki yamulma had safhada. Şuurlar yitirilmiş artık. Beşiktaşlı yahu bu adam, ötesi yok. Sana yanlış yapmamış, her yerde “ben Beşiktaşlıyım” demiş... Başa dönüyorum; hocanın anlamsız ısrarı da bunda etken. Nihat da sonuçta insan, kendini ispatlamak için egoist hareketler yapıyor oyun içinde. Haliyle tepkiyi artırıyor bu durum. Nihat 3 sene daha Beşiktaş’ta oynayacak, hiç değilse bu yönüyle düşünerek ona destek olmak gerek.

Maç dışı bir kaç sorum olacak.

Ben yıllarca Özhan Canaydın zulmü yaşamız bir Galatasaraylı olarak sizin "Yeter Yıldırım Demirören" tezahüratınıza sonuna kadar destek veriyorum. Takımlarını seven biz taraftarlar, yönetimler tarafından çoğunlukla önemsenmiyoruz. Sence günün birinde bir "Deli" çıkıp, taraftarlara seçimlere katılma hakkı tanıyacak mı?

Güzel bir noktaya parmak bastın. Her zaman bir “deli” beklediğimiz için toplum olarak da, taraftar olarak da bu haldeyiz. Deliliği bizim, yani kendisine taraftar diyenlerin yapması, çeşitli birlikler kurması, örgütlenmesi lazım. 100 tane paralı asker binlerce taraftarın olduğu bir alanı terörize edip sindirebiliyorsa, şapkamızı önümüze alıp düşünmemiz lazım. Kurtarıcı bekleyen zihniyet her türlü manipülasyona açıktır.

Bilet fiyatlarının 75 TL olması , tribünlere yapılacağı söylenen temizleme hareketinin bir parçası mı sence ve bilet fiyatları hakkında yorumun nedir?

Bilet fiyatlarının yüksekliğini tamamen “temizliğe” yormamak gerek. Geçen yılki Galatasaray maçı 90, Fenerbahçe maçı ise 70 liraydı mesela. Diğer yönden de doğruluk payı var. Bu ülkede egemenler kitlelerden her zaman korkmuşlardır; tribünlerde de aynı durum geçerli. O fiyatları ödeyip bilet ve kombine alanları da içeride 5149 sayılı kanun bekliyor, tehdit ediyor. Genel olarak ise bilet fiyatları çok yüksek. Ülkenin şartları ortada. Türkiye futbolu her yanıyla büyük bir balon; bilet fiyatlarına da yansıyor bu durum.

Seçimden sonra bir çok haber çıktı tribünlerin organize tepkiler vereceği ile ilgili. Senin blogundan okuduğum kadarıyla sen böyle bir tepkinin (maçı 15. dakikada terk etmenin) tribünün karakterine uygun olmadığını söylemiştin. Sence Beşiktaş tribünlerine uyan tepki ne olmalıdır? Mesela derbi kazanılırsa maçtan sonra 10 dakika stattan çıkmayıp, Yeter Yıldırım Demirören diye bağrılamaz mı?

Tepkinin biçimi yanlıştı bence, ama tribünün ortak kararı olarak alınsaydı uyacaktım, bunu da belirttim. Oradaki temel itirazım, protestonun örgütlenme biçimineydi. Bu tribünün dinamikleri var. Oraya emek veren, birçok yere koşturan insanlar var. Bahsettiğim kişiler karar alıcılar, hiyerarşinin tepesindekiler filan değil; bizzat tribünün neferleri. E sen bunların içinde yoksun, tribünde bir alan kaplamıyorsun, seni hayatımda hiç görmemişim, sana hiçbir yerde temas etmemişim, nasıl olacak? Söylem düzeyinde ortaklaşmak yetmez; yazımda bunu net bir şekilde açıklamıştım. İnternetten vatan kurtaran şabanlar gibi... Çocuk oyuncağı mı bu? Zaten bunun yanlışlığı görüldü. Maça gelirsek... Ben her halükarda “yeter” diye bağırılmasından yanayım; takım kaybettiğinde sesini küfretmek için yükseltenlerin, takım kazandığında da aynı iştahla bağırması ve ısrar etmesi lazım her şeyden önce.

Recep Tayyip Erdoğan nasıl ki Tekel işçilerinin sesini duymuyorsa, bu zengin tiranlar da biz taraftarın senini duymamakta diretiyor. Bu işin sonu nereye varacak sence?

“Deli” bekleme mevzusunda söylediğim gibi, uzun dönemde mevzi kazanmak için taraftar birliklerinin kurulması lazım. Hem kulüp hem de ülke bazında. Yoksa, geldiği gibi gider, taraftarın müşterileşme süreci hızlanır.

İbrahim Altınsay ne zaman Beşiktaş'a başkan olacak ?

Altınsay’ın başkanlığı mevcut düzende zor. Kendisi de bunun farkında olduğu için, yöneticilik tekliflerini bile geri çevirdi. Ama kaybedeceğini bile bile bir savaşa girişseydi, hiç düşünmeden yanında yer alacak insanlardan olurdum.

Bir taraftar olarak, seneye Mustafa Denizli'nin takımın başında görevine devam etmesini ister misin?

Denizli idari anlamda başarılı. Kulüpten abuk sabuk açıklamaların yapıldığı dönemi bitirdi en azından. Kulüpte idari bir görev verilerek kalması sağlanabilir. Yalnız, teknik direktörlük yapmak istiyorsa, ona da “yeter”.

Beşiktaş taraftarı Ertuğrul Sağlam hakkında ne düşünüyor?

Ertuğrul Sağlam için taraftarın geneli olumlu bir tavıra sahip. Kendi adıma buna katılamayacağım. İplerini Demirören’in oynattığı bir “adam gibi adam” olamaz. Sadece bu kadarını diyeyim.

Ülkemizde bu saçma kulüp yönetimlerinin özellikle son 10 yılda edindikleri bir huy var. İşler ne zaman kötü gitse, hoca değiştiriyorlar ve genelde göreve takımın eski ve sevilen futbolcularından birisini getirip, tribünlerin tepkisini azaltmaya çalışıyorlar. Fenerbahçe Oğuz ve Rıdvan, Galatasaray Bülent Korkmaz ,ikinci Fatih Terim dönemi ve Hagi, Beşiktaş ise Rıza Çalımbay ve Ertuğrul Sağlam ile bence bunu yaptı. Seçimlerden önce Beşiktaş'ta Metin Tekin'in ismi geçiyordu sanırım. Henüz bir ses yok, ama sen bu konuda ne düşünüyorsun ? Bu mantıklı bir yönetim hamlesi mi olurdu, yoksa Yıldırım Demirören Metin Tekin'i kendisine kalkan olarak kullamaya mı çalışırdı ? Bu sevgi sömürülmesi ne zaman sona erer sence ?

Kulüpler kendi evlatlarını kollamalı elbette. Ancak dediğin gibi bu durum istismar edilerek, onları harcama yoluna gidiliyor genelde. İsmini saydıkların arasında sadece Ertuğrul Sağlam’ın göreve gelişi anlamlıydı. Geleceği parlak, başarılı sayılabilecek bir geçmiş filan... Beklentileri karşılayamadı o ayrı. Metin Tekin için de aynı şeyi düşünüyorum. Beşiktaş’ın yapması gereken hamle budur. Demirören’den bağımsız düşünülemeyecek bir konu olsa da, Metin Beşiktaş’ın ihtiyaç duyduğu adamdır. Kulüpte görev de alacaktı, fakat Demirören yan çizdi kongreden sonra. Belki Mustafa Denizli’nin bırakması bekleniyordur, malum sağlık sorunlarından dolayı.

Son olarak Beşiktaş'ın alt yapısı sence ne durumda? İleride bu takımın formasını taşıması muhtemel adayların var mı?

Altyapının hali harap. Şan Ökten tesisleri meşhur projeye kurban edildiğinden beri Fulya’da barakalarda yetişiyor çocuklar. Şartlar kötü. Aralarında yetenekliler var elbette. Necip çıktı işte. Orhan Gülle, Erkan Kaş, Ali Kuçik, Cumali Bişi ilk sayabileceğim oyuncular. Bunların gelişimi için gerekenler yapılmıyor ancak. Tesadüflere kalmış durumda parlamaları. Ne karakterleri ne de fizik-teknik gelişimleri için planlı programlı hareket edilmiyor. A takımın başındaki kişi de onları hiç düşünmeyince... Zor hakikaten.


Bu isimleri bize bir kaç cümle ile anlatırsan sevinirim.

Baba Hakkı: Beşiktaş’ı temsil eden iki isim say denilirse; bir Şeref Bey, iki Baba Hakkı derim. Yeni kuşaklara elden geldiğince onu anlatmak lazı

Süleyman Seba: Devraldığı geleneği ondan öğrendik, benimsedik. Gel gör ki o geleneği yönetim düzeyinde yanlış adamlarla paylaştı. Zamanında o bizi kırdı, biz de onu kırdık. Öldüğünde hüngür hüngür ağlarım, onu biliyorum.

Vedat Okyar: Ölümüyle bir devri kapatan adam. Naif, gönül adamı. Helal sözcüğünü hatırlarım adı geçtikçe. Helal etsin; helal olsun.

Ziya Doğan: Takımının maçına çıkarken “kalbinin gözü” Beşiktaş kongresinde olan, Beşiktaş’a başkan olmayı düşünen güzel adam. 15 yıllık şampiyonluk hasretini golleriyle bitiren Beşiktaşlı.


KORNER OLMASI LAZIM







.

24 Eylül 2009 Perşembe

Size Bir Müjdem Var, Delgado Dönüyor !!


Geçen hafta yazacaktım bunu, ama Mustafa Denizli'yi eleştirmeye bir süre ara vermek istedim. Mustafa Denizli Delgado'dan kurtarıcı gibi bahsediyordu. Daha doğrusu, "Bu takımda Delgado eksik" gibi cümleler kuruyordu. Sormak istiyorum Delgado ne zaman tamamdı hocam? Geçen sene sakatlanıp, Beşiktaş'ın şampiyon olmasına en büyük katkıyı yapmadı mı? Az önce şöyle istatistiklerine bakıyordum, 3 sezonda 80 lig maçında 18 gol atmış. Kendisi kötü bir oyuncu , bunu sadece bu istatistiğe dayanarak söylemiyorum. Şimdi düşünün bir yarışma yapıldı, ve ödül olarak bir istediğiniz Beşiktaşlı futbolcuyu arkadaşlarınızla yapacağınız halı saha maçına çağıracaksınız. Siz Delgado'yu çağırır mısınız? Ben anlamıyorum, gerçi adam ne kadar kötü futbolcuysa, bizim medyamız da zamanında Delgado'yu şişirdikçe şirirdi. Adamın sözleşmesini askıya aldılar futbolumuz kurtuluyor derken, şimdi bütün medya tarafından gene futbol mesihi ilan edilmiş durumda. Fehmi Besler abinin kulakları çınlasın. Daha çok içirir ona bu Delgado.
Maradona

20 Eylül 2009 Pazar

Beşiktaş, Mustafa Denizli ve Yıldırım Demirören

Geçen sene ligin 6. haftasında 4 galibiyet 2 beraberlik ve ligde 14 puan ile 3. sırada olan bir Beşiktaş vardı. 11 atmış, 4 gol atmış Beşiktaş'ı yöneten Ertuğrul Sağlam'ın takımı "Büyük Takım" gibi oynatmadığı için eleştiriyorlardı, üzerine gelen bir Metalist elenmesi ile yollar ayrıldı. Bu sene ise 6 haftada 1 galibiyet almış ve saha içinde ne oynadığı belli olmayan bir takım görünümünde Beşiktaş. Maç yazısı yazmak istemiyorum, çünkü her maç yazısı aynı oluyor Beşiktaş'ın ama 6 maçta sürekli farklı takım ve diziliş ile sahaya çıkmak Mustafa Denizli'ye yakışmıyor. Şimdi Mustafa Denizli , Beşiktaş ve Yıldırım Demirören'e yakından bir bakalım.

Beşiktaş'ın geçen sene bir şampiyonluğa ihtiyacı vardı. 6 hafta sonunda yönetim klasik bir bocalama içine girdi ve Mustafa Denizli'yi takımı şampiyon yapsın diye göreve getirdi. Takımı 1 sene şampiyon yapsın diye göreve getirmekle bir hocayı, uzun vadede takımda bir şeyleri geliştirsin diye getirmek arasında fark var. 5 6 ay içinde bir bina inşa edilebilir, ama depremde yıkılması kaçınılmazdır. Geçen sene hepimiz şaka ile karışık Mustafa Denizli'nin ne oynattığını anlayamadığımızı ama onun bir şekilde kazanan olduğunu söylüyorduk. Kazanan Mustafa Denizli oldu, çifte kupa ile yönetime aslında çok büyük bir kredi verdi. Eğer Yıldırım Demirören, Tabata'ya dünya para vermek yerine doğru halmeler yapsaydı bu sene bu kadar tepki almazdı.

Beşiktaş taraftarı ile Yıldırım Demiröeren arasındaki ilişki, hastalıklı bir ilişkiye benzetilebilir. Taraftar takımına olan aşk yüzünden bir iki sene senini çıkarmadı. Sonra Yıldırım Demirören , Beşiktaş tarihinin en rezalet yönetimini sergilemeye başladı. Yanlışlar yapıldıkça taraftarın sabrı kalmadı. Eğer geçen sene de şampiyonluk gelmemiş olsa, zaten Yıldırım Demirören hayatımızdan tamamiyle çıkmıştı. Taraftarın bu tahamülsüzlüğü , bu sene gene aynı yanlışların yapıldığını görmesiyle daha şiddetli tepkilere dönüştü. Hatta bu tahamülsüzlükten çifte kupalı Mustafa Denizli de zarar gördü. Yönetimin bu sezonki en büyük yanlışı Mustafa Denizli'yi Çeşme'den döndürmek oldu. Eğer bu kredi ile takımın başına uzun vaadede istikrarlı başarı için çalışacak bir hoca getirseydi her şey başka türlü olurdu. O zaman alınacak mağlubiyetler sonucunda bu kadar ağır tepkiler olmazdı. Mustafa Denizli üzerinden gene başarı stresi hissediyor, ama bu sefer onun bu stresini paylaşabileceği futbolcular yok yanında. O inatla İbrahim Kaş'a ve Nihat'a güveniyor ama maalesef olmuyor Hocam.

Bir takım geçen seneki kadronun üzerine yaptığı Erhan, İsmail,Rıdvan, Fink, Nihat , İbrahim Kaş,Tabata ve Ferrari gibi transferlerden sadece Ferrari şu anki takıma faydalı oluyorsa, bir yerde ciddi yanlışlar vardır. Bu yanlışın büyük yüzdesi Yıldırım Demirören ve yönetime ait olsa da Mustafa Denizli de ortağıdır bu yanlışın. Benim kendi değer yargılarım sonucunda bu suç paylaşımı yüzde 71 Başkan ve Yönetim, yüzde 29 Mustafa Denizli şeklindedir. Yıldırım Demirören'i daha aşağıda yazacağım ama Mustafa Denizli'ye burada bir değinmek istiyorum.

Yönetim zaten Figer'in elinde oyuncak olarak bazı oyuncuların maaşlarını aşırı yüksellti, ve böylelikle takım içinde ahenk bozuldu. Geçen senenin kurtarıcısı Tello , Nobre gibi bir kabızdan daha az para alıyorsa orada adaletten bahsetmek mümkün değildi. Bunun üzerine bir de Mustafa Denizli adaletsizliği geldi. Mesela Erhan Güven bu takım ile birlikte hazırlık sezonu geçirdi. Rıdvan ise milli turnuva yüzünden kampın tamamını yaşayamasa da hatrı sayılır bir süre geçirdi takımla. Ama Mustafa Denizli sanki İbrahim Kaş "Futbol Mesihi" imiş gibi hemen formayı aldı. Nihat üst üste kötü performanslar sergilerken onun gerisinde bekleyen ve idmanda çalışan oyuncular kendilerine yapılan haksızlığı gördüler. Oyuncuların bence Mustafa Denizli'nin adaletine inancı kalmadı. Aynı şekilde belki hafif kalacak burada ama FM oynayan herkes bilir ki, her hafta takımın taktiğini değiştirmek, takımın istikrar sağlamasını imkansız bir hale getirir. Oyuncular Mustafa Denizli'ye olan güvenlerini bu konuda da yitirdi. Çünkü geçen sene yaptığı hamleler ile şapkadan sürekli tavşan çıkartan Mustafa Denizli, bu sene tavşanını kaybetmişe benziyor. Ama her şey bir yana Mustafa Denizli , bu takıma Yıldırım Demirören'e rağmen çifte kupa kazandırmış bir teknik adamdır, ve Mustafa Denizli'nin ne kadar iyi hoca olduğu gerçeğini şu anki durum değiştirmez. Hoca sadece formsuzdur. Bunun sebepleri ise bellidir, çözümleri ise basit olmasına rağmen, Yıldırım Demirören'in zekasını aşan şeylerdir.

Gelelim büyük hayranı olduğum Ali Ece'nin Müfettiş Clouseau'su Yıldırım Demirören'e. Bu aşağıdaki tabloyu gördükten sonra Yıldırım Demirören'e istifa etmesinden başka bir şey söyleyemiyorum.

13 futbolcu transfer edildi - 12 futbolcu takımdan takımdan ayrıldı

VİCENTE DEL BOSQUE(2004):
Ali Güneş(2004-2007): Bonservisi yok
Berkant Göktan(2004-2005): Bonservisi yok
John Carew(2004-2005): 3.5 milyon Euro bonservis bedeli ödendi
Çağdaş Atan(2004-2006): 1 milyon Dolar bonservis bedeli ödendi
Fatih Sonkaya(2004-2005): 500 bin Dolar bonservis bedeli ödendi
İbrahim Akın(2004-2008): 500. bin Dolar bonservis bedeli ödendi İbrahim Toraman(2004-....):2 milyon 750 bin Dolar bonservis bedeli ödendi
Juan Fran(2004-2005): 3 milyon 500 bin Euro bonservis bedeli ödendi
Murat Şahin(2004-2008):Bonservis bedeli ödenmedi
Okan Buruk(2004-2006):Bonservis bedeli ödenmedi
Tayfun Korkut(2004-2005):Bonservis bedeli ödenmedi
Veysel Cihan(2004-2006): Bonservis bedeli ödenmedi
Mustafa Doğan(2004-2007):Bonservis bedeli ödenmedi

10 futbolcu transfer edildi - 9 futbolcu takımdan ayrıldı

RIZA ÇALIMBAY(2005-2006):
Koray Avcı(2005-2008): 600 bin Dolar bonservis bedeli ödendi
Adem Dursun(2005-2006): 250 bin Dolar bonservis bedeli ödendi
Ailton Goncalves Da Silva(2005-2007): 3 milyon Euro bonservis bedeli ödendi
Ali Tandoğan(2005-....): Bonservis bedeli ödenmedi
Güven Kocabal2005-2006): Bonservis bedeli ödenmedi
Kleberson Jose Pereira(2005-2007): 2 milyon 600 bin Euro bonservis bedeli ödendi
Kürşat Duymuş(2005-2006): 400 bin Dolar bonservis bedeli ödendi. Youla(2005-2006):1 milyon 250 bin Euro bonservis bedeli ödendi
Volkan Ünlü(2005-2006): 100 bin Eruo bonservis bedeli ödendi
Ahmet Dursun(2005-2006): 100 bin Dolar bonservis bedeli ödendi
12 futbolcu transfer edildi - 6 futbolcu takımdan takımdan ayrıldı

JEAN TİGANA(2006-2007):
Bobo(2006-....):2 milyon Euro Bonservis bedeli ödendi
Tomas Jun(2006-2006): 250 bin Euro bedele kiralandı
Gökhan Güleç(2006-2007):1 milyon dolar bonservis bedeli ödendi
Aydın Karabulut(2006-....):180 bin Euro bonservis bedeli ödendi
Baki Mercimek(2006-2008):Bonservis bedeli ödenmedi

Burak Yılmaz(2006-2008): 1 milyon 750 bin YTL bonservis bedeli ödendi
Mathias Emilio Delgado(2006-....): 5 milyon Euro bonservis bedeli ödendi
Fahri Tatan(2006-2007): Bonservis bedeli ödenmedi
Mert Nobre(2006-....): 3 milyon euro bonservis bedeli ödendi
Ricardinho(2006-2008):1.7 milyon Dolar bonservis bedeli ödendi
Vedran Runje(2006-2007): 1 milyon Euro bonservis bedeli ödendi
Serdar Kurtuluş(2006-....): 1 milyon Dolar bonservis bedeli ödendi
15 futbolcu transfer edildi - 4 futbolcu transfer edildi

ERTUĞRUL SAĞLAM(2007-2008):

Edouard Cisse(2007-....):2 milyon Euro bonservis bedeli ödendi
Lamine Diatta(2007-2007):Bonservis bedeli ödenmedi
Hakan Arıkan(2007-....):Bonservis bedeli ödenmedi
Fernando Higuain(2007-2008):1.650.000 Dolar bonservis bedeli ödendi
Rüştü Reçber(2007-....):Bonservis bedeli ödenmedi
Tello(2007-....):Bonservis bedeli ödenmedi
Mehmet Yozgatlı(2007-2008):Bonservis bedeli ödenmedi
Atilla Özmen(2007-....):Bonservis bedeli ödenmedi
Gordon Sciheldenfeld(2008-2008):2 milyon Euro bonservis bedeli ödendi
Filip Holosko(2008-....): 5 milyon Euro bonservis bedeli ödendi


Ertuğrul Sağlam:(2008-2009)

Tomas Sivok(2008-....): 4.7 milyon Euro bonservis bedeli ödendi
Anthony Seric(2008-....):Bonservis bedeli ödenmedi
Ekrem Dağ(2008-....):750 bin Euro
Tuna Üzümcü(2008-....):Bonservis bedeli ödenmedi
Tomas Zapotoncny2008-....):Bonservis bedeli ödenmedi

Bu tabloya bir de Yusuf, Ernst, Fink, Rıdvan, Erhan, Tabata, İsmail, İbrahim Kaş, Ferrari ve Nihat'ı ekleyince felaketin boyutu iyice ortaya çıkıyor.

Çözüm

Çözüm kesinlikle Mustafa Denizli'nin istifası değil, ama Yıldırım Demirören ve Mustafa Denizli'nin takımda olmasından rahatsız olan bütün yöneticilerin istifa edip , yeni bir yönetim kurulmasıdır. Bu yönetim sadece isimsel bir değişlik değil, bir anlayış devrimi yapmalıdır. Hedefleri 6 sene üzerine 1 sene şampiyonluk değil, Baba Hakkı'ya , Süleyman Seba'ya ve Vedat Okyar gibi Beşiktaş'ın büyüklerine yakışır bir Beşiktaş kurmak olmalıdır. Aksi takdirde bu yukarıdaki tablonun benzerleri gene yaşanır. Teknik adam olarak da bence gelecek hoca bu sezonu Mustafa Denizli ile birlikte çalışarak bitirmelidir. Hele gelecek teknik adam yerli olacaksa bu kesinlikle şart koşulmalıdır. Ayrıca her sene sadece bir takımın şampiyon olacağı düşünülürse, Beşiktaş için artık hedef misal 2.lik ve Şampiyonlar Ligi bileti ile gene kupa olmalıdır. Ama yok böyle akıllı hamleler değil de , babasının parası ile bu takımı yönetmeye devam ederse Yıldırım Demiröeren, bir sezon daha kayıp sezon olur. Beşiktaş'ın bu istikrarı yakalayabilecek bir kredisi vardı, ama Demirören bunu çok kötü kullandı. Allah Beşiktaşlı kardeşlerimize sabır versin, biz Özhan Canaydın yönetiminden kurtulduk, siz de kurtulursunuz.


Maradona

9 Haziran 2009 Salı

Michael Fink


Beşiktaş ilk resmi imzayı Fink'e attırdı. 1 83 boyu ile dikkat çekiyor ilk bakışta. Ernst'in bu sezon ortası gelip yaptığı katkı ortada. Bu sezon 30 lig maçında oynamış 5 gol ve 2 asist ile katkıda bulunmuş takımına. Geçen iki sezonda ise 55 maçta 3 gol atmış. 1982 doğumlu Fink Beşiktaş ile 3 senelik sözleşmeye imza attı. Ernst ile birlikte ortasahanın sertleşmesine katkıda bulunacağı kuşkusuz. Beşiktaş'a hayırlısı olsun.
Maradona

7 Haziran 2009 Pazar

Büyükler Ne Yapmalı?

Sezon bitti, tembellikten yazamadık bir türlü sezon değerlendirmelerini. Transfer sezonu ise Mehmet Topuz olayı dışında renksiz geçiyor. Sürekli gazetelerde futbolcu isimleri havada uçuyor. Hatta buradan bir eleştiri yapmak istiyorum. Hadi yıllardır alıştık her gazete sallıyor bu mevsimde, ama Türkiye'nin tek farklı gazetesi sloganıyla yola çıkan Habertürk de aynı şekilde sallıyor sürekli. Acaba şöyle bir sezon sonu görebilecek miyiz ülkemizde? Ligler bitecek, ilk hafta takımlara göre ligin değerlendirilmesi ve takımların eksikleri. Sonra da böyle yalan transferler yerine, futbolumuzu daha üst seviyeye çıkartmaya çalışacak fikir yazıları, eğitim yazıları (işte stadt sorunları, taraftar sorunları) futbolcu sendikalaşmasıyla ilgili yazılar, yani kısacası bazen şöyle cümleler duyarız futbolun akil adamlarından, bu konu bu sayfaya sığmayacak kadar uzun, ya da bu program bu konuya yetmez daha çok program yapmak lazım. Alın size sayfa , alın size zaman. 2 ay herkes kahin gibi atmasyon haberler yapacağına otursun o sığmayacak konuları konuşsun. Sanırım gene fazla hayal kurdum neyse inceden başlayalım.

Beşiktaş

Bu seneyi şampiyon kapattı Beşiktaş. Bu şampiyonlukta oynayan oyuncular kadar, sakatlıklar da yardımcı oldu takıma ve bence takke düştü kel göründü Beşiktaş'ta. Bir hedef belirlenmeli ve bu hedefe yönetlik transferler yapılmalı Beşiktaş'ta. Şu anki kadro Şampiyonlar Ligi için yeteri kadar sert değil.Eğer gruptan çıkmak ya da en azından yola Avrupa Ligi'nde devam etmek gibi bir niyet varsa ki standart olarak her takımda vardır, öncelikle Delgado gitmeli bu takımdan. Bence Beşiktaş ve bütün takımlarımız 10 numara diye tabir edilen oyuncuları artık bırakmalı. Beşiktaş Cisse'nin yerine bir ortasaha oyuncusu almalı. Delgado da eğer gönderilirse, yetenekli bir sağ kanat oyuncusu alınmalı. Bir de artık sol bek ve sağ bek alınmalı Beşiktaş'a. Bir de Bobo gidicek diyorlar, doğal olarak bir forvet lazım, çünkü Nobre,Holosko ve Batuhan gibi oyuncular ile Avrupa'da başarı zor. Ha ama en geç 2 sene sorna Batuhan değil Beşiktaş'ın ,Türkiye'nin en iyi forvet oyuncusu olabilir , orası ayrı. Takımın kimyası bozulmadan bu takviyeler yapılırsa Mustafa Denizli ile bu takım seneye de çok iş yapar.

Sivasspor

Sivasspor ligimizin en istikararlı takımı bence. Bu sene ligi 2. sırada bitirmeleri çok büyük başarı. Zaman zaman Bülent Uygun ve bazı maçlardan sonra bir kaç oyuncu antipatik de gelse gözüme , o şartlar altında çok fazla da eleştirmemek lazım. Bu sene içinse Şampiyonlar Ligi'nde oynayacakları ilk turu geçerlerse başarı, ikinci turu da geçip gruplara kalırlarsa da tarih yazmış olurlar. Net ve açık söylemek istiyorum, değil 4 büyükler milli takımımız Sivas'ın yerinde olsa, o rakipleri geçip gruplara kalır diyemem rahatlıkla. O yüzden eğer onlar da olası bir elenmeyi kafaya takmazlar ise çok başarılı olurlar. Onların ise bakınca bölgesel olarak eksiklikleri yok. Ama ellerinde 14 kişilik bir kadro var ve bu sayıyı bu sene arttırmaları lazım. En azından 3 4 takviye şart bu takıma. Ayrıca bugüne kadar yaptıkları transferler ortada o yüzden aklımda en ufak bir soru işareti yok. Maddi imkanları ölçüsünde gene 4 büyüklere transfer dersi vereceklerdir.

Galatasaray

Yıllardan sonra iyi bir hoca getirerek başladık en sonunda sezona. Ama takımda bazı eksiklikler var. Rijkaard'a sorulmadan yapılmış olsa da Mustafa Sarp transferi kadro genişliği açısından çok isabetli oldu bence. Ayrıc Rijkaard Arda, Servet ,Topal gibi önemli oyuncuların takımda kalmasını istemiş. Öyle gözüküyor ki geçen seneki ilk 11 neredeyse kalacak. Eğer böyle olursa takımın mutlak bir sağ bek, bir sol bek ve stopere ihtiyacı var. Eğer ki alt yapıdan bir oyuncu hazır tutulmayacaksa, alınacak stoper 2 tane bile olabilir. Ayrıca Kewell'ın sağlık problemleri ortada. Her maç 60 dakika oynasa bence en mantıklısı olacak. O yüzden ya Aydın üzerinde ısrar edilmeli ya da hucumcu bir ortasaha oyuncusu alınmalı takıma. Ve gene bir forvet ihtiyacımız var. Baros dışında hiç bir forvet oyuncusundan faydalanamadık bu sene. Bence bu sene takımın gaza gelip geçen senelerdeki gibi büyük transferlere ihtiyacı yok. Alt yapı destekli bir A takım kurulursa hem bu sene hem de ilerleyen seneler kurtulur. Ha bir de kaleci sorunumuz var.

Fenerbahçe

Aziz Yıldırım 3 sene üst üste şampiyonluk sözü verdi ve savaşan bir takım kuracağını söyledi. Şu anki takımı savaşan bir takım haline getirebilmek için ilk 11'e en az 5oyuncu almak, yedek klubesini ise yenilemek gerekir. Benim gördüğüm kadarıyla defansın göbeğine 2 oyuncu şart. Sol bek lazım. Ortasahaya ise 2 tane karaboğa şart. Ayrıca gelecek hoca Daum sanırım artık, taktiğine göre 2 tane kanat oyuncusu şart Fener'e. Bir de Fenerbahçe'nin maç seçmeyecek oyunculara ihtiyacı var sanırım. Hatta buradan masraflı bir açılım yaparsak, Alex başta olmak üzere takımı Brezilyalılardan kurtarmak lazım. Tamam Alex'in istatistikleri ve yaptıkları ortada ama 3 sene üst üste şampiyonluk isteniyorsa bu iş maç seçen, hocayı sevmediğinden sakatlanan futbolcular ile olmaz. Tabi Fenerbahçe ile iligli daha fazla şeyi Marquinhos yazacaktır.

Trabzonspor

İşte burada sözün bittiği yerdeyim. Şimdi burdan ahkam kesip Trabzonsporlu taraftarları da kızdırmak istemem ama biraz da suçu kendisinde arasın bu camia. Kaç sezondur tek teknik adam ile bitirememişler ligi siz düşünün.Böyle istikrarsızlığın hakim olduğu bir yerde daha fazla başarıyı beklemek imkansızı istemek olur. Bu sene bir yeniden yapılanmaya gittiler ve 3. oldular. Bundan önemlisi ise bir kadro kurdular ve bu kadro iyi kötü, birlikte oynamayı öğrendi. Şimdi ise yönetim genel kurula gidiyor. Hocaları belli değil, hiç bir şey belli değil. Boşuna vakit kaybediyor Trabzonspor, allah sonlarını hayır etsin.

Maradona

24 Mayıs 2009 Pazar

Derbi Gibi Derbi



Maça başlamadan önce , hoşgörünüze sığınıp , kendimizle ilgili bir şey söylemek istiyorum. "Matematik ve Futbol" başlıklı yazımızı pazar sabahı yazdık, akşam aynı konuya Rıdvan Hoca, 100 de 100 futbolda söyledi. Dün yazdığımız "İhtimaller Denizi" yazımızın bir benzerini de Uğur Meleke yazdı bugün. Bu da bizi sevindirdi açıkçası, futbola ve bu bloga doğru yerlerden baktığımızı gösterdi bize. Neyse bu kadar kendimizden bir şeyler söylemek yeter gelelim maça.

Bir Galatasaraylı olarak değişik duygularla izledim maçı. İyi mücadele ettiğimize sevindim, Nonda'nın 90 dakika sahada kalmasına sinirlendim, Bülent Hoca'nın maç boyu maçı izlemesine anlam veremedim, Sabri'nin pisleşmesine isyan ettim, Kewell'ın bu oyunu Bülent Korkmaz'a neler düşündürdü çok merak ettim. Beşiktaş ise sahaya ligdeki Fenerbahçe maçının verdiği gerginlik ile çıktığı belli. Yusuf haftaiçi iyi idman yapamamış ,o yüzden yedekti. Beşiktaş oyunun ilk yarısını genellikle kendi sahasında kabullendi. Ernst ve Cisse defansın önünde ve özellike Ernst diğer maçlara nispeten ileriye daha az çıkıyordu. İlk yarıda maçın golden bile net pozisyonu bence Baros'un pozisyonu idi. Pas atmaya çalışacağına her zamanki gibi topun dibine girse (Guiza'yı izle Baros deyip şaka yapmak istiyorum) golü bulan Galatasaray olacaktı. İlk yarı 0-0 bitecek derken kısmetsiz bir şekilde Mehmet Topal golü kendi kalesine attı. İkinci yarıya Beşiktaş zorunlu olarak Tello-Yusuf değişikliği yaptı. Maça gene hızlı başlayan Galatasaray oldu ve Kewell güzel bir vuruşla hoş bir gol attı. Maç 1-1 olduktan sonra bir 15 dakika kadar gol yemeseydi Galatasaray belki de puan alabilirdi maçtan, ama sahneye kahraman çıktı. Yusuf hızlı gelişen atakta, biraz da şansla (ama gerçekten çok çok az bir şans faktörü vardı pozisyonda) 2. golü attı. Ondan sonra Beşiktaş galibiyeti ve şampiyonluğu koruma içgüdüsü ile geriye doğru yaslandı. Galatasaray zorladı, Beşiktaş hızlı hücumlarla ileri çıktı , tehlikeli oldu ama golü bulamadı iki takım da ve maç 2 1 bitti. Maçın özellikle son yarım saatinde Kamil Abitoğlu , maç yönetmedi, kendini kurtardı. İnsan nezaketen de olsa kritik pozisyonlardan birinde doğru bir karar verir. Maç genel olarak sakin geçti. Saha içinde Sabri dışında bir gerginlik yoktu. Gerçi Ernst ile Barış arasında da bir şeyler oldu ama bunlar futbolun içinde olan şeyler. Şimdi efendim iki takıma da biraz daha yakından bakalım.

Beşiktaş
Adım adım şampiyonluğa yaklaşan Beşiktaş, bugün çok iyi oynamadı belki, ama akıllı ve mücadeleci oyunla 3 puanı aldı. Ayrıca özellikle ilk gol şampiyonluk balı biraz. Sakın yanlış anlaşılmasın Beşiktaş'ın bugüne kadar yaptıklarını küçümsemek falan değil niyetim. Mustafa Denizli bence klasını konuşturdu gene. Yusuf'u ikinci yarıda oyuna alarak, ki bence Tello sakatlanmasa bile Mustafa Denizli bir yolunu bulup alırdı Yusuf'u oyuna. Özellike 2 1 den sonra takım geriye yaslandı. Nobre Bobo ve Ernst-Ugur değişiklikleri ile hem takımı diri tuttu Mustafa Denizli , hem de sarı kartı olan Ernst'i oyundan alarak, Beşiktaş'ın maçı 11 kişi bitirmesini sağladı.Ayrıca Yusuf golü attıktan sonra geriye gelerek elinden geldiğince mücadeleye ortak oldu.

Galatasaray
Beşiktaşlı takipçilerimiz kusura bakmasın lütfen, çünkü yazının Galatasaray kısmı daha uzun olacak, bunun sebebi bir Galatasaray taraftarı olarak, takımın durumuna üzülmemden başka bir şey değildir. Tamam bugün iyi oynadık, ama bu maçtaki yanlışları söylemeden olmaz. İlk olarak, bunu gene tekrarlıyorum, Sabri'ye bu takımın forması hiç yakışmıyor. İsterse Sabri'ye Matrix filmindeki gibi bir kablo takılsın ve Daniel Alves gibi oynamaya başlasın, Sabri bu takımın oyuncusu olacak kişilikte değil. İkinci olarak ise yedek kulübesi pek ışık vermiyor gibi duruyor, ama orada Aydın ve Volkan Yaman olduğu sürece, (hatta Yaser ve Murat ) Bülent Korkmaz'ın hamle yapma mecburiyeti var. Aslında maça çıkardığı ilk 11 bence mantık olarak yanlış. Bugün Manchester United, Ferdinand sakatken Evans'a forma veriyorsa, geldiğinden beri genç bir stoper hazırlayamayan Bülent Korkmaz suçludur. Bülent Korkmaz'a olan sevgim çok ağır konuşmamı engelliyor, ama artık anlayamıyorum. Nonda gol pozisyonunda biraz kıpırdadı, bir iki şut çekti, ama 10 üzerinden not ver deseler 5 veririm en fazla. Durum böyle iken ilk 11de yaptığı hatayı düzelt be hocam ne olur. Murat'ı alamadın , bari en azından ya Nonda'yı çıkar Aydın'ı dene, ya da sahte stoperleri seviyorsun, Volkan'ı al oyuna , Balta'yı göbeğe çek, Mehmet Topal'ı ileri çıkar. Hocam ben bukadar düşünüyorsam maçı izlerken, doğal olarak senin hamle yapmanı beklerim. Ayrıca gollerde Mehmet Topal'ın kısmetsizliği ve ikinci golde az da olsa hatası var, ama mevkisinde oynamıyor ki. Bütün takımı gene de saha içindeki mücadeleleri için tebrik ediyorum ve canı yürekten alkışlıyorum ama iki adama ayrı değinmek istiyorum.
Kewell ve Arda
Kewell tam bir beyfendi, örnek oyuncu , profesyonel ( ne isterseniz onu söyleyin). Son haftalarda yedek bırakılan Kewell, klişe tabirle en güzel cevabı sahada verdi kendisini tercih etmeyen Bülent Korkmaz'a. Sadece Bülent Korkmaz'a değil Linlocn'e de ince bir mesaj verdi bence ama Lincoln bunu anlayacak kadar akıllı değil maleseef. Arda ise derbi faciasından sonra geçen hafta sahalara dönmüştü. Bu hafta ise futbola resmen döndü. Nasıl bir arzu , nasıl bir hırsla ve sevimlilik ile oynadı maçta. Maçın son anlarında Rüştü'ye sarılması, tartışmalı pozisyonların dışında kalması çok olması gerekendi. Ara sıra şahsileşti, ama bu takımda zaten şahsi oynayabilcek teknik kapasitede 2 adamdan birisi Arda. Asıl bir de kornerden atsaydı golü Rüştü'ye, abisine ayıp etmiş ama bize de güzel bir anı hediye etmiş olcaktın neyse önümüzdeki maçlara bakacağız.

Maradona