Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Mart 2010 Salı

Linderoth Futbolu Bıraktı


Galatasaray' ın zamanında büyük umutlar ile transfer ettiği, bir günlerin İsveç Milli Takımı kaptanı Linderoth futbolu bıraktığını açıkladı. Hepimizin bildiği gibi, Galatasaray' da sakatlıktan bir türlü kurtulamayan oyuncudan yeteri kadar faydalanamamıştık. Linderoth için, Acıbadem Hastanesi' nin jubile olarak , "Naylon Ameliyat" yapacağı bildirildi. Ameliyata misafir olarak, Gökhan Zan' dan ayrılarak tek başına bir eve yerleşen omuzunun da katılacağı bildirildi.

21 Şubat 2010 Pazar

Futbol Derbisinin Ardından

Mücadelesi yüksek, heycanı tadında, az küfürlü, az tartışmalı bir derbi oldu. Saha içinde futbol oynamayı düşünen takımlara , oyunu oynatmayı amaç edinmiş bir hakem eklenince seyir zevki yerinde bir maç izledik.

Beşiktaş

Futbol maçları 40 dakika olsa, maçın hakkı Beşiktaş'ın derdim. İlk yarıda o baskıda gol yemediysek, bu tamamen şansımız ile açıklabilir. Mustafa Denizli, omurgayı bozmadan kenarlarını doldurmuş gene. İleri 4'lüde rotasyon hala devam ediyor. 4 yabancı ile omurgayı kurunca bu 4 isim için 2 yabancı oynatılabiliyor sadece. Acaba çok merak ediyorum, sezon başı deli danalar gibi Topuz'a mesai harcayacağına Beşiktaş, o zamanlar Manisa'da şimdi ise Eskişehir'de oynayan Sezer ile niçin ilgilenmediler? Mustafa Denizli, takıma yerli alternatif yaratmak için en ufak bir hamle yapmadı. Zaten böyle akıl ve beceri isteyen hiç bir hamleyi bugüne kadar yapmamış Yıldırım Demirören o sıralar meşguldu. Bunun sıkıntısını oyuncu değişikliklerinde bile yaşıyor Mustafa Denizli.

Baskı golü getirmeyince, ikinci yarıya biraz daha durgun başladı Beşiktaş. Mustafa Denizli , önce Nihat ve Bobo'yu, sonra Yusuf'u oyuna alarak maç içinde ikinci bir ileri 4'lü kurdu. Şunu çok merak ediyorum, hafta içini maçsız geçiren bir Beşiktaş , bu 4'lüyü bulmak için niçin hazırlık maçı yapmaz? İleri 4lü sorunu her maç en iyi ihtimal 45 dakikasını çöpe atıyor Beşiktaş'ın. Beşiktaş, geri düştü. Mücadeleyi bırakmadı. Duran toptan golü buldu. Maçtan sonra tartışmalı pozisyonda çizgiyi topun sadece yüzde 75'inin geçtiğini öğrendikten sonra rahatlıkla söyleyebilirim. Beşiktaş 90 dakika sonunda , oyununun karşılığı olan bir puanı aldı. 3 puanı hak edecek kadar iyi değillerdi.


Not:" Arkadaşım, ne biçim adamsın. Yazının Galatasaray kısmı niçin Beşiktaş kısmının 3 katı?" diyorsan, buyur gel sen yaz Beşiktaş'ı. Şu bloga 11 aydır bir Beşiktaşlı adam bulamadık.


Galatasaray


Malum Galatasaray'ın sakatlarından kurulu bir takımı var, bugün ise sahada sağlamlar oynadı. Takımın kimyası bozuldu mu, fizikten sınıfta mı kaldılar derken, şaka maka dirençli bir takım olma yolunda ilerliyoruz. Sezon başında yan bakana 3 gol atan ama defans yapmayı bilmeyen takımdan, şimdi sahada puan için mücadele eden bir takıma evrildi Galatasaray. Tabii ki bu evrilmede sakatlıkların payı büyük. Ama Baros, Kewell ve Sabri takıma döndüğü zaman, ikisi harmanlanacak. İşte o zaman belki sezonun en ideal Galatasaray'ını izlemeye başlayacağız.


Neill'in takımın müdafasına yaptığı katkıyı görmemek elde değil. O geldiğinden beri, salakça ofsayt hataları azaldı, kademe hataları tükendi. Zaman zaman yürek hoplatan çalımlar yapsa da, önümüzdeki senelerde yapılması muhtemel " Son 10 yılın en iyi devre arası transferleri" listesinde ilk 3'ü zorlar. Sağ ve sol beklerimiz zaman zaman açık verseler de, Emre Güngör, Neill, Hakan ve Uğur 4'lüsü şu mevcut kadro için ideal gözüküyor. Rakip forvetlerin karakterlerine göre sanırım Servet ve Emre'yi değiştirerek oynatacak Rijkaard.


Godot'u Beklerken


Deplasman takımı olduğumuz için Mehmet Topal'ın gene 3. stoper olması normal karşılanabilir belki, ama yaptığı basit pas hatalarını hiç bir şey meşrulaştıramaz. Ondan yapmasını tek beklediğim şey, topu düzgün bir şekilde Elano, Caner yahut Arda'dan en uygun pozisyonda olanına iletmesi. Kendisi ise inatla en zor pas tercihlerini kullanıp çuvallıyor. Barış koşuyor, top çalıyor, pas atıyor, ama Barış yüzde yüz performansıyla bile oynasa sonuçta kendisi sadece ve sadece "Barış Özbek". Elano ise uyum sorununu bitirmiş, Arda ile top paylaşımı antlaşmasını imzalamış. Artı kendisi için, koşmuyor, mücadele etmiyor diyenlere inat oyunda kaldığı 80 dakika boyunca yaklaşık 8.5 km koşmuş. Barış'ın ziyan ettiği ortası, attığı etkili şutlar düşünülünce Elano'nun performası umut verici. Bir adamı sırf orta saha ve Brezilyalı diye Alex ile kıyaslamak " Her gördüğümüz bıyıklığı, babamız sanmamız" kadar şuurlu bir iş olur. Adam zaten Alex olmadığı için Brezilya milli takımında oynuyor. Yani orta sahanın özeti şudur, Elano'nun yanına ve arkasına iki tane adam lazım. Bu adamlar en kötü ihtimal, sağlam bir Appiah ayarında olmalı. Yoksa bizim günlerimiz , gelmeyen Godot'u beklemekle heba olacak. Mehmet Topal bir "Killer Ball" atmadan sezonu bitirecek.


Melek mi , Şeytan mı ?


Sahada Keita'yı izlerken heyecanlanmayan insan futbolu sevmeyen insandır. Ayağına topu her alışında, topa her dokunuşunda bir şeyler vaat ediyor bize. Topu kaybedince, bir sonraki buluşmasında yapar güzelliğini diyoruz. Fakat Keita zaman zaman, egoist ve çekilmez oluyor. Takım önde iken bu haylazlıklara daha toloranslı bakabiliyoruz. Ama 3 puana giden yolda işler zorken yapılan bencillikler yavaş yavaş kabak tadı veriyor.


Caner , o yakaladığı çıkıştan sonra biraz durgunlaştı. Kendisinin yeteneğini tartışılmaz, zaten benim gibi birisine düşmez. Hem yoğun tempo, hem de rakiplerin artık Caner için de önlem alıyor olması biraz durdurdu onu.


Arda ise gene gemisini kurtaran kaptandı. Fakat bu kaptan da tamamiyle iyi niyetinden de olsa, topla fazla oynuyor zaman zaman. Biraz daha iyi ayarlaması lazım ne zaman top sürüp, ne zaman pas atacağını. Arda düşünüyor ki, o ne kadar çalım atarsa, ne kadar kahraman olursa, biz onu daha çok seveceğiz. Ama Arda farkında değil ki, o zaten bizim şimdiden kahramanımız. Gol atmadığı için bu gerçek değişmeyecek.


Teknik Ekip


Emre Çolak sakat mı, sakat değil ise niçin 18'de yok ? Elano niçin 80. dakikada oyundan çıkar ? Stoperde Emre ve Servet beraber, orta alanda Neill niçin denenmez? Arda kanat daha faydalı görmüyor musunuz? Dos Santos eskisi gibi değil, niçin ısrar ediyorsunuz? Takımın başındaki adam Frank Rijkaard değil de , Skibbe olsaydı bütün bu soruları yazardım. Hatta ileri gidip, ahkam keser , akıl verirdim. Ama Frank Rijkaard ve Neeskens'in olduğu bir teknik ekibe, bu sorulardan birini sorarsam, futbol tanrısı çarpar beni. Kendimi frenliyorum, çünkü ben daha paçalı donla gezerken, Rijkaard destan yazıyor, Neeskens'in yazdığı tarihi ise dünya okuyordu. Bazı şeylerin niçin yapıldığını anlayabilmek için, bazen üzerinden zaman geçmesi lazım. Ben kendimce 1 ocak 2011 tarihine kadar bu teknik ekibe olan eleştirilerimi, en alt seviyede yapacağım. Çünkü inanıyorum ki, onlar da takımın bütün problemlerini bizden daha iyi görüyorlar. Ayrıca bundan çok değil 2 hafta önce, öldüğümüz, takım olmadığımız söylenirken, 2 deplasmandan güzel sonuçlar ile döndük. Bu hafta içi turu geçip bu sonuçların meyvasını toplamak istiyoruz.

İşte böyle geçti gitti bir maç daha. Fırat Aydunus'a maçın akıp gitmesine müsade ettiği için bir kez daha teşekkür ediyorum. Son bir nokta. Fenerbahçe – Beşiktaş ve Beşiktaş-Galatasaray maçları kesinlikle , Galatasaray-Fenerbahçe maçlarından daha futbol dolu oluyor.


Maradona

6 Şubat 2010 Cumartesi

Kayserispor - Galatasaray

Her hafta yazı yazınca ve her hafta takımda benzer noktalarda problem olunca, yazılar birbirine benzemeye başlıyor diye kaygılanıyorum. O yüzden bu hafta uzun uzun futbolcuları teker teker değerlendirip, tekrara düşmek istemiyorum. Bu sezon Kayseri deplasmanından 1 puan fena skor değil, hele ki bunca eksik varken. Ama madem futbolu bilen adam Frank Rijkaard, "Eksiklerimizi konuşmaya gerek yok" diyor biz de konuşmayalım. 1 puan kağıt üzerinde güzel duruyor, ama saha üzerinde o kadar güzel değil.

Özellikle maçın ilk 20 dakikasında Kayserispor top oynadı, biz ise iyi mücadelemiz ile topu kalemizden uzak tutmaya çalıştık. Bu konuda başarılıydık, 90 dakika boyunca "bu gol kaçar mı?" denilecek bir Kayseri atağı yok. En net pozisyon Cangele'nin serbest vuruşu, ama o da organizasyon değil. Bizim bu 20 dakika boyunca sahadaki topa sahip olamayışımızın bir numaralı sebebi bence Mehmet Topal. Mehmet'in ve Mustafa'nın oynadığı mevkiler sistemin kilit noktaları. Hal böyle olunca o mevkideki aksaklık takımın bütün oyununa yansıyor.

Mehmet'in oyununun kötü oluşunun 2 sebebi var bence. 1.si Mehmet top kabiliyeti ve oyun görüşü zayıf bir oyuncu. Ya uygun durumdaki arkadaşına pas atamıyor, ya kısa paslarda bile basit hatalar yapıyor. Hele dikine adam eksilten bir pas attığını ayda yılda bir görürsek ne ala. 2 Mehmet orta saha oyuncusundan ziyade 3. stoper gibi konumlanıyor. Hal böyle olunca takımın ortasahası da daha geriden kuruluyor.

Mehmet Topal'ı geçersek, bir diğer sorun Arda Turan'ın forvet oynaması. Arda Turan şu anda bu takımda en verimli oynayan oyunculardan bir tanesi. Arda'yı gidip stoperlerin arasına hapsetmek büyük bir haksızlık biz futbol severlere. Ama bunu yapan Frank Rijkaard olunca eleştirmeden önce iki kere düşünüyor insan. Ayrıca bu durum kalıcı bir olay olmadığı için, denedi ve anladı dersek yeterli olur sanırım. Ama aynı teknik ekibin Arda'yı daha önce Bursa maçında oynatıp verim alınamadığı gördükten sonra, ısrarla bu hamleyi yapması düşündürücü. Ya bizim gibi futbol cahillerinin göremediği bir ışık görüyorlar ve ısrar edilirse verim alınabileceğini düşünüyorlar veya bu, Arda'yı forvette son görüşümüz.

Gelelim Keita'ya. Ali Ece'nin Keita ilk geldiğinde bir yorumunu gene anımsadım bu maç. Bire bir cümleler bu olmasa da meali şuydu: " Keita saha içinde güzel oynamaya çalışan bir oyuncudur. Atığı çalımlar ile taraftarı ayağa kaldırır. Zaman zaman mesefa tanımaksızın şutlar çeker. Eğer bu şutlar kaleyi bulursa herkes çok keyif alır. Ama şutlar kaleyi bulmazsa kabak tadı verir" Bu kabak tadına hafiften verdi Keita bana bu maç. Ama kredisi o kadar fazla ki gönlümde bu sezon 3 4 maç daha bu kabak tadını verebilir.

Ayrıca Hakan Balta Galatasaray için çok önemli. Çünkü Hakan olduğu zaman Caner gerçekten verimli olduğu yerde oynama şansı buluyor. Son maçlarda sol açık gibi oynadığında ne kadar verimli olduğunu görünce bu da büyük bir eksiklik olarak göze çarpıyor.

Ve huzurlarınızda bütün sınırları ve mantığı aşıp, ilk çok ciddi eleştirimi yapmak istiyorum bizim büyük teknik ekibe.

85 dakika Dos Santos'a niçin tahamül ettiniz ? Son 5 dakikada görüldü ki, Santos çıkıp Emre gelince Arda boşa çıktı. Oyunu okuyamadı desek değil, futbol tanrısı çarpar adamı düzelemeyiz vallahi. Dos Santos'a çok güvendikleri için olabilir. Eh şu anda Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde bu adamı en iyi tanıyan kişi Frank Rijkaard. Ama gene en en geç dakika 75 oldu mu çıkmalıydı Dos Santos.

Hep mi kötü şeyler oldu, hiç mi iyi bir şey yapmadı Galatasaray derseniz, bir kere Emre Güngör'ü yeniden kazandık. İkincisi Uğur'u fizik olarak çok iyi gördüm ben. Sezon başından beri defansif zafiyetlerimiz göz önüne alınırsa , bence bu maç diğer maçlardan çok daha iyi bir takım müdafası sergiledik. Ayrıca Antalya maçında sahada ruh gibi gezinen takım yerine, bugün daha hırslı bir takım vardı.

Biraz da Kayseri hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. Çok iyi bir takım Kayseri. Takım oyunu dediğimiz şeyi, ciddi bir disiplinle uyguluyorlar. 10 kişi kaldıklarında bile dirençli futbol sahaya koymaya çalışıyorlar. Tabii ki bu yılların birikimi. Ertuğrul Sağlam'dan bugüne takım da hem idari anlamda, hem oyun anlayışında bir süreklilik hakim. Ayrıca Gökhan Ünal ve Mehmet Topuz'lu günlerden böyle bir olumlu dönüşüme imza atmak çok kolay değil. Statları çok güzel, dolu olduğunda hele daha da bir güzel. Ayrıca Kayseri seyircisi haklı veya haksız tepkileri ile , hakemi zaman zaman etkiliyebiliyorlar. Bu onlar adına olumlu bir artı.

Şimdi önümüzde Antalya ile kazanmak zorunda olduğumuz bir kupa maçı var. Merakla o maçı bekliyorum. Hem çıkacak 11'i hem de Atletico maçından önce yapılacak son denemeleri merak ediyorum.

Son olarak burada elimden geldiğince objektif olan yorumlar yapmaya çalışıyorum. Fakat söylemezsem çatlarım. Dos Santos ve Jo Galatasaray'ın oyuncuları değil ve bu transferler birer rezalet. Buna yok artık Ali Sami derler sanırım.

Sevgiler Saygılar
Maradona

22 Eylül 2009 Salı

Kasımpaşa 1 Galatasaray 3


Rakip takımın hocası Yılmaz Vural olduğu zaman içimde garip hisler oluyor. Yılmaz Vural'ı sevmekten ve tanımaktan olsa gerek bir çekince oluyor üzerimde. Gene aynı tedirginlik vardı. Bu tedirginliğin üzerine Ankaraspor, Beşiktaş ve Pana maçlarındaki görüntüler eklenince daha da zor oluyordu maç.

Frank Rijkaard gene rotasyon yapıyordu, tamam belki yaptığı tercihler bu sefer doğru olmadı ama gene de mantık olarak futbolcuların dinlendirilmesi çok önemli. 45 50 arası maçı aynı 11 ile oynamak mümkün değil. Bu yüzden Hakan Balta ve Caner değişikliğine sonuç olumsuz olsa da kızamıyorum. Ama açıkçası Keita niçin yedekte olur anlamak biraz zor. Gene de ikinci yarıda oyuna giren Keita'dan bu kadar verim alıyorsa bir sorun. Onun dışındaki oyuncular rotasyona uğramadan devam ettiler maça.


Kasımpaşa ise bütün enerjisini ve yapabileceğini ilk yarıda kullandı. Yılmaz Hoca Sarp ve Topal'a baksı uygulatarak Elona ile aralarındaki bağı kesti. Hızlı toplar ile ileriye çıktı. Bu önde basan ve baskılı oyuna , Galatasaray müdafasının yaptığı pas hataları eklenince gol geldi. İlk yarıda Kasımpaşa farkı 2 yapabilir, ya da Galatasaray beraberlik yakalayabilirdi. Ama soyunma odasına 1 0 önde gitti Kasımpaşa. Yılmaz Vural maçtan sonra çok güzel özetledi durumu. Oyuncuları idmansız olduğu için geriya yaslandılar ve kaçınılmaz son geldi. Ama geçen haftalardan birinde Kasımpaşa kalecisini haftanın kalecisi seçmiştik. Bu tercihin ne kadar doğru olduğunu gösterdi bize. Tolga olmasa maç çok daha erken kopardı.


Ligimizdeki hiç bir takım bu Galatasaray'ı müdafa yaparak durduramaz. Ancak Chelsea ayarı bir müdafa yapılacak,belki o zaman netice alınır. Sağ kanadın yaramaz çocuğu oyuna girince işler bir anda değişti. Keita için neler neler yazıyolardı. Yok futbol hayatı bitti, yok gece hayatlarının bir numarası. Ama o inatla oynadığı her maç ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu gösteriyor. Nonda ise klas bir golcü. 3 attı, ama 4 olabilirdi. İkinci yarının başında kaçırdığı bir pozisyon var. Frank Rijkaard belki de bu iki ismi yedek bırakarak onları hırslanıp oynamasını istiyor. Kewell, Arda ve Keita üçlüsü 6. haftaya kadar Galatasaray'ın hücümdaki en verimli 3lüsü olduğunu gösteriyor. Her hafta takımı yakından inceliyoruz, bu hafta sadece öne çıkan noktaları söylemek istiyorum.


1-) Leo Franco geri pas pozisyonu dışında hatasızdı. İlk yarıda farkın açılmasını o engelledi.


2-) Mustafa Sarp ve Mehmet Topal ikilisi takımı ileri taşımakta çok yetersizler. Ayhansız Galatasaray , Elano'nun da takıma uyum sağlayamaması yüzünden hala çok zorlanıyor.


3-) Defans oyuncularımız doğal olarak topla çıkamıyor. Dünkü takıma bakınca aslında Caner'in biraz daha yapıcı oynamasını bekleyebilirdik. Ama Caner gününde değildi. Servet ve Emre, ya da mevcut 4 stoperimiz içinde oyunu geriden kurabilecek kimse yok. Artık bu sorunun tamamen çözülmesi seneye yapılacak bir transfer ile olur.


4-) Forvet sayısı değil, sistem önemli. Frank Rijkaard bunu bize bir kez daha gösterdi. Kaç maçtır sistemi değiştirmeden yaptığı müdahaleler ile oyunu etkiliyor.


Sonuç olarak takım hem zihinsel , hemde fiziksel olarak yorgun. Ama 13 maç oldu, zaman zaman kötü oyunlar oldu. Ama hiç bir olumsuzlukda oyuncularda Frank Rijkaard'ın sisteminden vazgeçmedi. Saha içinde hiç bir ciddiyetsizlik ve laubalilik görmedik. Galatasaray son 3 maçta oyun olarak bir düşüş içinde olsa da, gittiği yol olarak çok doğru ilerliyor.
Hakem
Dün maç hakemsiz oynansaydı, futbolcular kendi içlerinde konuşarak daha iyi maç yönetirdi. Sabah gazetelerin bir çoğunda Galatasaraylı yazarlar hemen teorilere başlamışlar. Biz hiç o toplara girmeyelim diyorum, zaten herkes ne kadar rezil bir hakem olduğunu gördü sahada.
Sevgiler Saygılar,
Maradona

9 Ağustos 2009 Pazar

Gaziantepspor-Galatasaray


4 resmi hazırlık maçının ardından ilk ciddi sınavına çıktı. Netanya yahut Tobol , Süper Lig'de kümede kalması imkansız iki takımdı benim gözümde. Maç başlamadan önce ise ben açıkçası çok umutlu değildim. Hem daha iyi bir Antep düşünüyordum, hem de sıcağın oyunu daha fazla etkileyeceğini. İkisi de olmayınca Galatasaray maçı kazandı. Maçın başında gelen gol zaten işleri çok rahatlattı. Sonra gene duran toptan bir gol geldi. 2. golden sonra Antep biraz kıpırdandı. Galatasaray da geriye çekilince oyunun kontrolü Antep'e geçti. Kalecimiz Leo Franco, Mallorca günlerinden kalma bir hata ile golü yedirtti bize. İkinci yarıda gene iyi başladı Galatasaray , ama gol gelmedi, takım yorulmaya başladı. Frank Rijkaard , zamanında ve doğru değişiklikler ile takımı diri tutmaya çalıştı saha içinde. 75 ile 3. gol arası Antep ortasahayı eline geçirdi. Tam bunalmışken Galatasaray, Ayhan ve Arda seri kısa paslarda bir atağa çıktılar ve Arda Nonda'ya al da at dedi. 3 1 Antep'in direncini tam kırmışken , Sabri gene yaptı yapacağını. Hem Ümit'in arkasında kaldı, hem de kafasına çıkarak penaltı yaptırdı. Maç 3 2 oldu, Arda oyundan çıkarken, hem Arda hem de hakem saçmaladı bence. Gereksiz inatlaşmadan sarı kartı yedi Arda. Neyse efendim, güzel bir başlangıç oldu sonuç olarak. Şimdi biraz yakından bakalım Galatasaray'a.

Leo Franco, açıkcası yediği golde hatalıydı. Hatta golden sonra Beto'nun bir şutunda gene ileride idi ama Allah'tan Beto ligimizin sayılı yeteneksiz golcülerinden. Biraz daha dikkat etmesi lazım Franco'nun. Ama topu eliyle oyuna iyi sokabiliyor, bu da tam Frank Rijkaard'ın istediği şey.

Defans
Herkes milli takımın defansı diyor , ama bir kez daha yazmak istiyorum bunu. Kime sorsanız, milli takımın hangi bölümünü takımınızda istersiniz diye, sanırım kimse defansı tercih etmez. Defansın sol tarafı Hakan Balta ve Servet, ne kadar güzel ve az hatalı ise, sağ taraf Sabri ve Gökhan o kadar sorunlu. Sabri 3 senedir, bir sağ bek nasıl pozisyon almalı, nerede durmalı öğrenemedi. Ben Ntvde Rıdvan Dilmen ile futbol okulunu izlerken öğrendim, Sabri 3 senede oynarken öğrenemedi. Ayrıca ileriye doğru okadar kötü paslar atıyor ki, hem Keita'ya hem de Aydın'a neredeyse düzgün 3 pas atamadı, toplar ya çok önde, ya geride kaldı. Göhkan ise sakar. Gene bugün 2 3 pozisyonda saçma kademe hataları yaptı. Sanırım yerine Emre Güngör'ün düşünülmesi için net bir gol yedirtmesi lazım bize. Servet ise attığı gereksiz uzun paslar dışında çok iyiydi gene. Hakan ise ,öndeki oyuncular defansa az yardım ettikleri için daha çok geride kalıyor. Ayrıca zaman zaman Servet'in ve hatta Gökhan'ın kademelerine o kadar güzel girdi ki, Sabri Hakan'ı izlese çok şey öğrenir.

Ortasaha

Mustafa Sarp, çok sade ve genelde mücadeleye dayalı bir oyun oynuyor. Görevini eksiksiz getiriyor. Maç boyu bir tane kritik hata yaptı ama o da 80 den sonraydı. Okadar koşan biri için normal. Ortasaha da defans ağırlıklı oynuyor ama zaman zaman ileriye etkili çıkışları var. Yalnız en büyük eksikliği, kanat değiştirecek pasları görmemesi, ya da atamaması. O yüzden zaman zaman Keita ve Aydın'ı kaçırmakta zorlandı. Ayhan ise, bildiğimiz Ayhan. O da hızlı oyun tarzına fazla alışık bir oyuncu değil. Zaman zaman pas tercihlerinde yanlışlık oluyor. Gene de Mustafa Sarp ile iyi bir ikili oldular. Ama bazen çok yakın oynadıkları için pas alternatiflerini azaltıyorlar. Gene Ayhan da bir anda atakların yönünü değiştiremiyor. Ama bu dertler önlerine Elano'nun gelişiyle biter gibi geliyor bana. Gelelim Arda'ya. Bugün sahada iki Arda vardı. 1. Arda ilk 20 dakika da bir gol bir asist yapan, ileride rakibe basan, tek top ağırlıklı oynayan Arda. 2. Arda ise , biraz daha ayağında top tutan. Zaman zaman ara pası atmaktansa ,çalım atan Arda. Gerçi devre arasında biraz ikaz edilmişti, ikinci yarıda gene paslara başladı Arda. 1 gol 2 asist ile oynadı. Gerçekten 1o numara oynayamaz diyenlere her maç cevap veriyor. Özellikle ilk yarılarda ise rakibe ani presler yapıyor. Ama bugün özellikle ilk yarıda zaman zaman sola kayarak Aydın'a fazla oynama imkanı vermedi. E ama o kadar kusur herkeste olur. Ayağına top çok yakışıyor.

İleri 3lü

Baros ileri 3'lün ortasında oynamaya müsait mi değil mi, çok anlaşılamadı bence. Aslında bakınca , ikili mücadelelerde hızlı, pas ve orta kabiliyeti olan bir oyuncu ama top saklamada sorunları var gibi. Gene de özellikle ilk goldeki katkısı çok büyük. O da ilk yarı güzel hücum pres yaptı, ama sonra yoruldu. Yerini Nonda'ya bıraktı. Formda bir Nonda, nokta santrafor özelliklerine daha yakın olduğu için, bu taktiğe daha yatkın. Ama Nonda'nın biraz daha zamana ihtiyacı var. Gene de geçen sezonun aksine hem daha istekli hem de daha diri bir Nonda var sahada. Güzel bir gol attı. Blogumuzu okuyanlar benim 2. forvet yönündeki kaygılarımı hatırlarlar. Sanırım Nonda benim kaygılarımı boşa çıkartacak ve güzel bir 2. forvet olacak.
Keita, maça sağ kanatta başladı. Zaman zaman , az da olsa Aydın ile yer değiştirdiler. Sanırım hala biraz maç ve kondisyon eksikliği var. Bir de topla oynamayı seven bir yapısı var. Gereksiz çalımlara giriyor ama sanırım onun tarzı bu. Neyse ilerleyen maçlarda daha iyi olacağının ışığını veriyor. Yerine ise, takımın asil yıldızı Kewell girdi. Bugün biraz etkisizdi Kewell. Ben açıkcası kanada bir hareket getirir diye bekliyordum ama fazla dahil olamadı oyuna. Gelelim benim gözümde yeri başka olan Aydın'a. Frank Rijkaard belli ki, Netanya maçında şansını iyi kullanan Aydın'a , Elano gelene kadar sanş verecek. Aydın bugün gene güzel işler yaptı. Skora bir katkısı olmadı belki , ama bir kanat oyuncusun yapması gerekenleri gene yaptı. Ayrıcı ileri 3lü hatta 4lü içinde defansa en çok yardım eden oyuncu. Bir de ilk yarıda Arda onun alanına çok geldi, ikinci yarıda ise Sabri ve Mustafa Sarp, Aydın'ın istediği hızlı pasları veremediler. Sonuç olarak iyiydi Aydın.

Sonuç

Galatasaray her maç üzerine koyuyor ofansif anlamda. Defansta ise Gökhan ve Servet ikilisinde bir gelişme, daha doğrusu Gökhan'da bir toparlanma yok. Umarım bir transfer gelir, ya da Emre Güngör oynatılır. Orta saha her maç, olması gerekene biraz daha yaklaşıyor. Arda ofansif anlamda takımın beyni gibi. Keita ise güzel bir kanat. Netice olarak Ekim başına kadar belirli aksaklıklar olacaktır ama gidişat güzel.

Gaziantepsor

Galatasaray incelemesi kadar kapsamlı olmasa da Antep ile ilgili de birşeyler söylemek istiyorum. Defansın ortasındaki Julio Cesar ve Deumi biraz uyumsuz. Ayrıca buna yılların sağ açığı Yozgatlı'nın defans yapılması eklenince ilk golde 4 kişi bir Arda'yı marke edemediler. Murat Ceylan maça sağ açık başladı, sonra sağ beke çekildi. Genç yaşına rağmen çok etkili. Yeni transfer Sezar ise çok etkli oldu bugün. Ayrıca Ümit Tütünci, Beto'yu keser bence yakında. Ayrıca tipi ne kadar çok Fatih Tekke'ye benziyor. Kısaca Antep'in ileri ucu ve orta alanı güzel ama defans hattı sorunlu. Eğer bunu toplarlar ise çok can yakarlar.

Maradona

25 Haziran 2009 Perşembe

Florya'dan Haber Var










Final telaşının ortasında ,küçük bir kaçamak ilaç gibi geldi bünyeye açıkçası. Sabah saat 10 da, antreman başlayacaktı, ben ise 9 bucuk gibi oradaydım. Hava çok sıcak, antreman sahasının oradaki çardak ise çok küçüktü, sonuç olarak bir buçuk saat kadar güneşin anlında oturup izledim antremanı, 2 şişe su tükettim. Ama takımın durumu benden zordu. Geçen sene Skibbe zamanında da fırsat buldukça antremanları takip eden birisi olarak söyleyebilir ki, Frank Rijkaard ve ekibi ilaç olacak gibi duruyor. Bunu şöyle basit bir örnekle açıklayabilirim sanırım. Geçen sene antremanlardaki su molaları bitmek bilmezdi. Bu sene ise su molasının amacı sadece su içmek. Ayrıca Skibbe ve Ümit Davala , kendi aralarında geyik yapmaktan, takımı yan gözle izlemeye ancak fırsat bulabiliyorlardı. Bu sene ise Rijkaard ve Neeskens oyuncuları daha şimdiden yakın markaja almışlar. Antremana Arda Baros ve Topal ile birlikte sayabildiğim kadarıyla 8 oyuncu katılmadı. Onlar gelip teknik ekibin elini sıkıp içeriye gittiler. Sanırım diğer oyunculara yapılan ölçümler onlara da bugün yapıldı. Genel olarak kondisyon ağırlık çalışması oldu. Bir ara 9 kişilik 3 gruba ayrıldılar ve mahelle tabiriyle "ortada sıçan" oynadılar. Frank Rijkaard'ın bu çalışmada genç oyuncuların bulunduğu ekipte olması bence farkını ortaya koyuyor. Bir de yeni bir kişi daha takılmış teknik ekibe. Carlos Cuadrat, ufak tefek bi adam. Neyse 1 bucuk saat baya yordular takımı. Ben ise sabah erken uyanmanın verdiği saflıkla fotoğraf makinamı evde unuttum, telefonun dandik VGA'sıyla bir şeyler çektim, ama en koyulacaklar yukarıdaki fotolar. Bir kaç ufak not daha aktarmak istiyorum size. Geçen günki yazımda Özgürcan ve attığı 17 golden bahsetmiştim. Bugünkü antrenmanda en çabuk yorulan kendisiydi. Bu genç yaşta daha diri bir Özgürcan bekliyordum açıkcası, ama belki bilmediğim bir sorun vardır. Genç oyunculardan Semih, Emrah ve Erhan baya bir istekliydi. Gerçi genel olarak bütün takım istekliydi ama gençlerin böyle olması umutlandırdı beni. Mustafa Sarp ise, biraz çekingendi ama o da elinden geleni yaptı. Servet ve Emre Aşık'a değinmek istiyorum. Servet biliyorsunuz adı Marsilya ile geçiyor ve transferin bir kaç gün içinde bitmesi bekleniyor. Ama Servet sanki haftasonu formayı kapmak için çalışıyor. Emre Aşık'ı görenler ise A takıma yeni çıkmış sanırlar. Bu arada Servet her ne kadar azimli olsa da , minyatür kalelere çektiği şutlar hepimizi neşelendirdi, bir ara kaleleri kıracak diye korktum açıkçası. Bir de Emre Güngör'ün sırtına atladığı ve Güngör'ün onu 50 metre kadar taşığı bir an var ki, Emre Güngör olmadığıma dua ettim. Son olarak Neeskens ve Rijkaard'ın uzun paslarından bahsetmek istiyorum :) Neeskens'in uzun pasları İniesta'nın ani kanat değiştiren toplarıyla yarışır. Rijkaard ise antrenmanın son dakikalarında miniyatür kalelere o kadar isabetli şutlar attı ki, hepimizi çoşturdu. Sonuç olarak, futbolu özlemişim, takımımı özlemişim. Herkes Florya'daki değişim rüzgarlarından bahsediyor, ben de bir iki örnek verdim. Tabi şimdi bir anda her şey süper , her şey güzel dememek lazım, ama bugünkü ciddi tablo umut verdi bana. Ciddi derken sakın yanlış anlamayın, asarım keserim değil, ama Rijkaard ve Neeskens isimlerine saygıdan sanırım, bir şeyler inceden yoluna girmeye başlamış.

Not: İlk kez bir antrenman anlatmaya çalıştım, bir yanlışım varsa kusuruma bakmayım. Bundan sonra da elimden geldiğince takip edeceğim antremanları ve size aktaracağım.
Maradona

18 Haziran 2009 Perşembe

Galatasaray Sezon Öncesi

Ligin bitimiyle birlikte bir rehavet sardı beni sanırım. Her gün yalan transfer gündemleri okumaktan çok sıkıldığım için lig bittiğinden beri blogumuza yazı koyma sıklığımda bir azalma var. Ama yeni sezon ile birlikte fırtına gibi eseceğiz, Marquinhos kardeşimle plan proje konuşmalarını sıklık ile yapıyoruz. Neyse efendim, kısaca sezon bittiğinden beri olan bitene bakalım bir. Sezonu hayal kırıklığı ile kapadıktan sonra , Hasan Şaş ve Ümit Karan ile yollar ayrıldı, ve Mustafa Sarp transfer edildi Bursaspor'dan. Bunun yanında Frank Rijkaard ve ekibi takımın başına getirildi. Frank takımın maç cdlerini alıp inzivaya çekildi. Tabi o bu inzivada iken, bir çok isimle adımız anılmaya başlandı. 200 isim yazıp sonra 1 tanesi illaki tutunca böbürlenecek sanırım gazetelerimiz. Neyse efedim bu haberlerin dışında Rijkaard'ın bir iki açıklaması oldu. Şimdi burada bir noktaya değinmek istiyorum. 22 haziranda sezonu açacak Galatasaray. İlk resmi maçına da sanırım Temmuz ayının ikinci haftası çıkacak. İlk kez sezonu bu kadar erken açacak Galatasaray takımında yöneticiler sanırım bu duruma alışık olmadığından hala gerekli transferler yapılmadı. Rijkaard önemli bir şey söyledi. "Umarım alınacak oyuncular gecen sene Baros transferi gibi geç yapılmaz" diye. Antreman ve kondisyon yükleme konularında hiç bir akademik bilgim yok, ama Galatasaray'ın transferi en geç 20 temmuzda bitirmiş olması ki bence ideali 5 temmuzdur, bitirmesi gerekir. Aksi taktirde sıkıntı olur. Ben öncelikle Galatasaray'ın mevcut kadrosunu ve eksik noktalarını değerlendirmek istiyorum.


Kaleci


Kaleci mevkisinde Mondragon'un gidişi ile bir sorun var. Ne Aykut'a yeteri kadar şans verildi, ne de Orkun bu takımın kalecisi olabilcek kapasitede. Leo Franco'nun adı geçiyor, ben kendisini çok severim Arjantinli diye sanırım ama kaleciliği biraz soru işaratidir hep kafamda. Ama De Santis'den daha kötü olmaz bu isim kalemizde.


Servet Çetin ve Galatasaray Defansı


Defansa gelince yüzüm düşüyor hemen. Dün her yerde bas bas Servet'in Marsilya ile anlaştığı bu transferin bir iki gün için gerçekleşeceği yazıyordu. Bence Servet'in bu takımdan şu anda ayrılması Arda Turan'ın ayrılması ile aynı etkiyi yapacaktır. Bu sene sakatlanıp takımdan uzak kalınca hepimiz gördük olanları. Tamam 8 milyon Euro çok temiz para, ama sanki başarı için Servet'in kalması lazım. Hem sergilediği performans hem de takıma 2 sene önce katılmış olmasına rağmen Galatasaray Ruhu ile mücadele eden bir futbolcunun gitmesi beni üzer. Bu transfer gerçekleşirse en az 2 stoper alması gerekir Galatasaray'ın. Elde Emre Güngör,Emre Aşık, Semih Kaya ve Anıl var, hatta bir de yanılmıyorsam Murat Akça var. Ama bu isimlerden 3 tanesi çok genç. Belki bundan 3 sene sonra Galatasaray'ın stoper sorunu olmayacak ama şu anda o bölgeye takviye şart. Sol bek Hakan Balta, genel olarak sol bek sıkıntısı çeken ülkemiz ve dünya futboluna baktığımızda gayet iyi. Arada Gaziantep'ten İsmail'in adı geçiyor. Yedek olarak Volkan Yaman bu takımın hala sözleşmeli futbolcusu ve genç Alparslan var. Sağ bek konusunda ise yıllardır bir sıkıntımız var. Fatih Akyel, Capone ve Ümit Davala'lı dönemden sonra, belki bir de Prates olabilir, ciddi bir sıkıntımız mevcut orada. Sürekli olarak geçici çözümler aradık. Hasan Şaş bile orada oynadı. Sonra Uğur Uçar geldi ve bence takımın değişmez oyuncularından olacakken o talihsiz sakatlık geldi başına. Bu sezon Uğur yoktu hiç neredeyse ama bu sezon takımdaki yerini alacak umarım. Sabri umarım gönderilir bu takımdan ama sanmıyorum , yönetim öyle kişiliksiz bir adama sahip çıkmaya devam ediyor inatla. Neyse efendim şimd sağ bek için Neil diye bir adamın adı geçiyor. Kewell'ın memleketlisi, kendisi iyi topçudur, gelse Türkiye'ye sakatlık yaşamaz ise 3 sene güzel güzel oynar bence. Ama şimdi Uğur Meleke'nin 17 Haziran 2009 tarihli Milliyet Gazetesindeki yazısından bir alıntı yapmak istiyorum. "Karşıyaka A takımında ilk kez forma giydiği günden yalnızca 2 ay sonra U19 milli takımına seçildi Rıdvan... Son 7 ayda U18 ve U19 takımlarıyla tam 10 ulusal maça çıktı. U19 milli takımının kritik Avrupa Şampiyonası eleme maçlarında Galatasaraylı Serkan Kurtuluş’la beraber sağ tarafı koridor yaptılar, 6 maçın 6’sını da galip kapattılar." Karşıyaka'da top oynayan Rıdvan Şimşek isimli genç bir oyuncuyu tanıttığı yazısında geçiyor yukardaki satırlar. Bence Neill yerine Rıdvan alınsa. Uğur ve Rıdvan forma için mücadele eder, Sabri takımda kalacaksa eh işte idare eder bir yedek olur,hatta zaman zaman Serkan Kurtuluş bile düşünülür oraya. Böylece Galatasaray ilerleyen senelerini kurtarmış olur.


Orta Saha


Orta alan Galatasaray'ın belki de en soruzunsuz olduğu bölge. Ayhan, Topal, Barış, Mustafa Sarp, Serkan Kurtuluş(kendisi sağ açık ama sağ bek oynadı bu sezon) Kewell,Arda, Lincoln ve Aydın Yılmaz. Rijkaard'ın taktiğinin ne olacağı çok önemli burda. Eğer 4 2 3 1 olacaksa belki orta alanın ileri 3lüsüne bir transfer gerekir ama klasik bir 4 4 2 ya da 4 1 2 2 1 gibi bir taktik uygulanacaksa bu kadro yeterli. Yukarıda yazdığım isimler içinde Lincoln'u saymaz isek hepsi gerçek birer futbolcu ve hepsi herkesin tanıdığı isimler. Ben burada Arda'yı Kewell'ı Topal'ı ya da diğerlerini anlatmak istemiyorum bir kez daha. Aydın Yılmaz'a değinmek istiyorum. Benim çok sevdiğim bir futbolcu. Süratı ve ince bilekleri ile Galatasaray'a uzun yıllar hizmet verebilir, ama bunun için önemli bir koşul var. Şimdi bir kaç sene öncesine gidelim ve Arda'nın kiralık olarak Vestel Manisa'ya ( ozamanki adıyla) verildiği ve Ersun Yanal'ın idaresinde oynadığı yarım sezonu hatırlayalım. Ersun Yanal'ı teknik adam olarak hiç sevmem, çünkü bir şekilde başladığı hiç bir işi bitirememiştir. (Trabzonspor macerasını saymıyorum) Ama futbolumuza tek faydası bence Arda'nın çıkışındaki bu desteğidir. O sezon sonu Ribery malum olaylar sonucunda bizi terk etmiştir. Bülent Tulun o zaman çıkıp, kimse merak etmesin elimizde Ribery ayarında bir futbolcu var diyerek Arda Turan'ı kast etmiştir. Hatta Uğur Uçar'ın Kayserispor'a kiralık gönderilmesinin ona kattıkları da ortada. Tamam şimdi biliyorum Aydın Yılmaz da daha önce kiralık olarak gönderildi bu takımdan ve sanırım bu geçtiğimiz sezon içinde kiralık verilmesi düşünülürken kendisi kalmak istedi. Buradan yönetime ve Aydın Yılmaz'a sesleniyorum. Aydın bir sene daha oynayabilceği bir 1. lig takımına kiralansın. Aydın bir sezonda 25 maçın üzerinde forma giysin ve daha sonraki sezon Galatasaray kampına katılarak değerlendirilsin. Nacizane fikrim bu yöndedir.


Forvet


Necati Ateş, Hasan Kabze, Hakaş Şükür ve Ümit Karan 4lüsünden bugün kimse kalmadı elimizde. Ümit yolcu, Necati de yolcu. 3 isim kalıyor ozaman geriye, kral Baros, Yaser ve Nonda. Yaser'e bu sezon deplasmandaki Trabzonspor maçında gördüğü kırmızı karttan dolayı kızgınım. Nonda'ya ise sahada aval aval dolandığı için kızgınmım. Marquinhos Nonda'yı çok sever, hatta zaman zaman aramızda bunun geyiklerini yaparız. Tamam o geçirdiği büyük sakatlıktan önce iyi bir golcüydüi hatta ilk sezonda bize de katkısı oldu, ama geçen sene kayıp bir sezon geçirdi Nonda. O yüzden en az bir transfer şart bu bölgeye.


Sonuç


Ben Frank Rijkaard ve ekibine çok güveniyorum. Sonuçlar ne olur bilmiyorum ama en azından güzel futbol ve kondisyonu sağlam bir takım izleyeceğimiz kesin bence. Neeskens , kondisyoner Pujol ve Rijkaard, üçü birden kendi yapacakları işler ile ilgili zamana ihtiyacı olduklarını söylüyorlar. Umarım yönetim onların arkasında durur ve bu sene ligi nerede bitirirsek bitirelim, yola devam ederler. Total futbol'u Galatasaray'da görmeyi sabırsızlık ile bekliyorum.



Maradona

7 Haziran 2009 Pazar

Büyükler Ne Yapmalı?

Sezon bitti, tembellikten yazamadık bir türlü sezon değerlendirmelerini. Transfer sezonu ise Mehmet Topuz olayı dışında renksiz geçiyor. Sürekli gazetelerde futbolcu isimleri havada uçuyor. Hatta buradan bir eleştiri yapmak istiyorum. Hadi yıllardır alıştık her gazete sallıyor bu mevsimde, ama Türkiye'nin tek farklı gazetesi sloganıyla yola çıkan Habertürk de aynı şekilde sallıyor sürekli. Acaba şöyle bir sezon sonu görebilecek miyiz ülkemizde? Ligler bitecek, ilk hafta takımlara göre ligin değerlendirilmesi ve takımların eksikleri. Sonra da böyle yalan transferler yerine, futbolumuzu daha üst seviyeye çıkartmaya çalışacak fikir yazıları, eğitim yazıları (işte stadt sorunları, taraftar sorunları) futbolcu sendikalaşmasıyla ilgili yazılar, yani kısacası bazen şöyle cümleler duyarız futbolun akil adamlarından, bu konu bu sayfaya sığmayacak kadar uzun, ya da bu program bu konuya yetmez daha çok program yapmak lazım. Alın size sayfa , alın size zaman. 2 ay herkes kahin gibi atmasyon haberler yapacağına otursun o sığmayacak konuları konuşsun. Sanırım gene fazla hayal kurdum neyse inceden başlayalım.

Beşiktaş

Bu seneyi şampiyon kapattı Beşiktaş. Bu şampiyonlukta oynayan oyuncular kadar, sakatlıklar da yardımcı oldu takıma ve bence takke düştü kel göründü Beşiktaş'ta. Bir hedef belirlenmeli ve bu hedefe yönetlik transferler yapılmalı Beşiktaş'ta. Şu anki kadro Şampiyonlar Ligi için yeteri kadar sert değil.Eğer gruptan çıkmak ya da en azından yola Avrupa Ligi'nde devam etmek gibi bir niyet varsa ki standart olarak her takımda vardır, öncelikle Delgado gitmeli bu takımdan. Bence Beşiktaş ve bütün takımlarımız 10 numara diye tabir edilen oyuncuları artık bırakmalı. Beşiktaş Cisse'nin yerine bir ortasaha oyuncusu almalı. Delgado da eğer gönderilirse, yetenekli bir sağ kanat oyuncusu alınmalı. Bir de artık sol bek ve sağ bek alınmalı Beşiktaş'a. Bir de Bobo gidicek diyorlar, doğal olarak bir forvet lazım, çünkü Nobre,Holosko ve Batuhan gibi oyuncular ile Avrupa'da başarı zor. Ha ama en geç 2 sene sorna Batuhan değil Beşiktaş'ın ,Türkiye'nin en iyi forvet oyuncusu olabilir , orası ayrı. Takımın kimyası bozulmadan bu takviyeler yapılırsa Mustafa Denizli ile bu takım seneye de çok iş yapar.

Sivasspor

Sivasspor ligimizin en istikararlı takımı bence. Bu sene ligi 2. sırada bitirmeleri çok büyük başarı. Zaman zaman Bülent Uygun ve bazı maçlardan sonra bir kaç oyuncu antipatik de gelse gözüme , o şartlar altında çok fazla da eleştirmemek lazım. Bu sene içinse Şampiyonlar Ligi'nde oynayacakları ilk turu geçerlerse başarı, ikinci turu da geçip gruplara kalırlarsa da tarih yazmış olurlar. Net ve açık söylemek istiyorum, değil 4 büyükler milli takımımız Sivas'ın yerinde olsa, o rakipleri geçip gruplara kalır diyemem rahatlıkla. O yüzden eğer onlar da olası bir elenmeyi kafaya takmazlar ise çok başarılı olurlar. Onların ise bakınca bölgesel olarak eksiklikleri yok. Ama ellerinde 14 kişilik bir kadro var ve bu sayıyı bu sene arttırmaları lazım. En azından 3 4 takviye şart bu takıma. Ayrıca bugüne kadar yaptıkları transferler ortada o yüzden aklımda en ufak bir soru işareti yok. Maddi imkanları ölçüsünde gene 4 büyüklere transfer dersi vereceklerdir.

Galatasaray

Yıllardan sonra iyi bir hoca getirerek başladık en sonunda sezona. Ama takımda bazı eksiklikler var. Rijkaard'a sorulmadan yapılmış olsa da Mustafa Sarp transferi kadro genişliği açısından çok isabetli oldu bence. Ayrıc Rijkaard Arda, Servet ,Topal gibi önemli oyuncuların takımda kalmasını istemiş. Öyle gözüküyor ki geçen seneki ilk 11 neredeyse kalacak. Eğer böyle olursa takımın mutlak bir sağ bek, bir sol bek ve stopere ihtiyacı var. Eğer ki alt yapıdan bir oyuncu hazır tutulmayacaksa, alınacak stoper 2 tane bile olabilir. Ayrıca Kewell'ın sağlık problemleri ortada. Her maç 60 dakika oynasa bence en mantıklısı olacak. O yüzden ya Aydın üzerinde ısrar edilmeli ya da hucumcu bir ortasaha oyuncusu alınmalı takıma. Ve gene bir forvet ihtiyacımız var. Baros dışında hiç bir forvet oyuncusundan faydalanamadık bu sene. Bence bu sene takımın gaza gelip geçen senelerdeki gibi büyük transferlere ihtiyacı yok. Alt yapı destekli bir A takım kurulursa hem bu sene hem de ilerleyen seneler kurtulur. Ha bir de kaleci sorunumuz var.

Fenerbahçe

Aziz Yıldırım 3 sene üst üste şampiyonluk sözü verdi ve savaşan bir takım kuracağını söyledi. Şu anki takımı savaşan bir takım haline getirebilmek için ilk 11'e en az 5oyuncu almak, yedek klubesini ise yenilemek gerekir. Benim gördüğüm kadarıyla defansın göbeğine 2 oyuncu şart. Sol bek lazım. Ortasahaya ise 2 tane karaboğa şart. Ayrıca gelecek hoca Daum sanırım artık, taktiğine göre 2 tane kanat oyuncusu şart Fener'e. Bir de Fenerbahçe'nin maç seçmeyecek oyunculara ihtiyacı var sanırım. Hatta buradan masraflı bir açılım yaparsak, Alex başta olmak üzere takımı Brezilyalılardan kurtarmak lazım. Tamam Alex'in istatistikleri ve yaptıkları ortada ama 3 sene üst üste şampiyonluk isteniyorsa bu iş maç seçen, hocayı sevmediğinden sakatlanan futbolcular ile olmaz. Tabi Fenerbahçe ile iligli daha fazla şeyi Marquinhos yazacaktır.

Trabzonspor

İşte burada sözün bittiği yerdeyim. Şimdi burdan ahkam kesip Trabzonsporlu taraftarları da kızdırmak istemem ama biraz da suçu kendisinde arasın bu camia. Kaç sezondur tek teknik adam ile bitirememişler ligi siz düşünün.Böyle istikrarsızlığın hakim olduğu bir yerde daha fazla başarıyı beklemek imkansızı istemek olur. Bu sene bir yeniden yapılanmaya gittiler ve 3. oldular. Bundan önemlisi ise bir kadro kurdular ve bu kadro iyi kötü, birlikte oynamayı öğrendi. Şimdi ise yönetim genel kurula gidiyor. Hocaları belli değil, hiç bir şey belli değil. Boşuna vakit kaybediyor Trabzonspor, allah sonlarını hayır etsin.

Maradona

6 Haziran 2009 Cumartesi

Frank Rijkaard



Başkan Adnan Polat, “Rijkaard altyapıya önem veren bir teknik adam. Beş yıllık dönemde altyapıdan almış olduğu oyuncular Barcelona’da üç kupanın üçünü de kazandılar. Bu bir süreç. Türkiye’de maalesef büyük kulüpler taraftar ve camiası ile sabır gösteremiyor. Hem takım değişimi yapalım deyip, hem de aynı yıl şampiyonluk istiyoruz. Bu senenin transfer mevsimi bittiğinden beri Galatasaray’da eskiden 3-4 oyuncu kalacak ve yapılanma bitmiş olacak. Rijkaard da değişim içinde yer alacak. Barcelona İspanyol oyuncularını kendi alt yapısından çıkarıyor. Başka İspanyol oyuncu almıyorlar. Bizim de arzumuz bu... Altı oyuncumuz var A Takımda. Bunu da arttırmak istiyoruz..”


Bir süredir tembellik edip bloga yazı yazmıyorum, yoksa aslında aklımda sürekli olarak takımlara göre geçtiğimiz sezonun bir değerlendirmesini yapmak istiyorum, bununla ilgili küçük yazılar yazıp saklıyorum ama bir türlü uzun bir şeyler yazmak gelmiyordu içimden. Bugün evden çıkmama 3 dakika kala Frank Rijkaard'ın yeni hocamız olduğunu duydum. Kafam biraz karıştı ilk etapta. Nerelerde çalıştığını neler yaptığını hatırlamaya çalıştım şöyle bir. Ama buna geçmeden yukarıdaki satırları yorumlamak istiyorum. Sanırım Galatasaray yönetimi, geçtiğimiz iki sezonda takımın 4 hoca değiştirmesinden bir ders çıkarmış olacak ki, hem böyle bir hocayla anlaşıyorlar, hem de artık daha uzun vadeli düşüneceklerini belli ediyorlar. Ben de gerçekten umarım ki Rijkaard'a en azından 3 sezon çalışma şansı verilir. Zaten şu anki mevcut kadro düzgün antreman ve bir iki ufak takviye ile ilk 2 takımdan birisi olur ligde. Neyse gelelim Frank Rijkaard'a. Kariyerine Hollanda milli takımında başladı, ve gerçekten çok üstün oynadıkları maçta, İtalya'ya elenmeleri sonucunda milli takımı bıraktı ve Sparta Rotterdam takımının başına geçti. Bir sene sonra da Barcelona'nın başına geçti. 5 sene içinde 2 İspanya Ligi şampiyonluğu ve bir Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu kazandı. Olaya böyle bakınca gerçekten parlak bir kariyer var. Ayrıca Hollandalı olması da beni ayrıca alt yapı ile ilgili olarak umutlandırdı. Johan Neeskens'in adı da bu umutlarımın iyice yeşermesine sebep oldu. Eğer ki Galatasaray yönetimi gerçekten uzun vadeli düşünürse, Derwall'in yaptığı gibi bir devrimi tekrar görebiliriz bence. Öte yandan her ne kadar Rijkaard Barcelona'da bazı kupalar kazandıysa da, Cruyf'un gölgesindeydi. Sanki kendisi değil de Cruyf takımı idare ediyor gibiydi. Hatta son sezonunda da takım içindeki oyuncular arasındaki problemleri iyi idare edememişti. Bence Galatasaray da Rijkaard için büyük bir fırsat. O da kendi ayakları üzerinde durup , başarılı bir teknik adam olduğunu ispat etmek isteyecektir. Ayrıca toplantının sonunda Mustafa Sarp transferi ile ilgili inceden bir ayar vermesi de hoşuma gitti. Çok erken umutlanmak istemiyorum , ama sanırım güzel günler bizi bekliyor.

not: İmza töreninde Adnan Polat'ın Bülent Korkmaz ile ilgili söyledikleri ise biraz da olsun hatasını telafi eder nitelikteydi. En azından Bülent Korkmaz'a bir iade-i itibar yapılacağını söyledi.

Maradona

2 Haziran 2009 Salı

Ben Bu Düzene Karşıyım!!


Saat 02:36 tarih 02.06.2009 . Artık kronik bir hal alan uykusuzluğum yüzünden gece bu saatlerde bilgisayarın başında olmak hayatımın alışılmış bir parçası haline geldi. Bundan yaklaşık 2 saat kadar önce Lig Tv'nin internet sitesini ziyaret ettim ( etmez olaydım) ve Galatasaray'ın Co Adriaanse ile anlaştığı yönünde bir haber gördüm ve artık bu bardağı taşıran son damla oldu bende. Sakın yanlış anlaşılmasın burada takıldığım konu Co Adriaanse'nin adı değil bu işin bu kadar sarpa sarmış olması. Galatasaray özelinde bir şeyler söylemek istiyorum futbolumuz ile ilgili. Galatasaray'ın top başı yapmasına 20 25 , Fenerbahçe'ninkine ise 30 35 gün var. Bu takımlarımızın ise hala birer hocası yok. Her gün değişik adaylar görüyoruz medyada. İş o kadar çığrından çıktı ki artık, gündüz Yiğit Şardan, Bülent Korkmaz ile ilgili bir karar vermedik, takımın başında kalabilir diyor, akşam başka bir hoca ile anlaşıldı deniliyor. Önce şunu belirteyim Yiğit Şardan'ın bu açıklamasının anlamı, Bülent Korkmaz zaten bizim oğlan, gel desek gelir git desek gider. Buradan çok sevgili kaptanımıza , efsanemize seslenmek istiyorum, kendini lütfen bu yönetimin oyuncağı yapma. Sen 25 sene bu takıma hizmet ettin. Tamam seni eleştirdik bu sene, ama sen bizi küme de düşürsen, şampiyon da yapsan Bülent Korkmaz'sın. Yiğit Şardan'ın adını kimse bilmez iken, biz mahalle maçlarında Bülent Korkmaz olurduk. Sen lütfen kendini daha fazla yıpratmadan, bizim sana olan sevgimizi yıpratmadan ayrıl bu takımdan. Bu düzen nasil ki Rıza Çalımbay'ı, Rıdvan Dilmen'i hatta Ertuğrul Sağlam'ı yedi, seni de yiyecek. Onlar nasıl ki büyüklüklerinden hiçbir şey kaybetmediler , sen de kaybetmezsin. Evet bu düzende artık dayanamadığım şeylerin başında bu geliyor. Büyük kulüplerin yöneticilerinin kendi koltuklarını kurtarmak için, sizin gibi büyük isimleri takımın başına getirip, tutarsa ben kral olurum, tutmaz ise sevilen ismi getirdiğim için az eleştirilirim diye düşünerek, günü kurtarmaya çalışmasına karşıyım. Bu düzende 2. karşı olduğum şey. Elin Real Madrid'i, Chelsea'si Milan'ı yani kısacası büyük takımlar hocalarını bir bir açıklar iken , bizim büyüklerimizden hala tık yok. Her sene her sene aynı hikaye. Schalke Felix Magath'ın takımın başına geçeceğini, Felix Magath Wolfsburg ile şampiyonluğa yürürken ilan ediyor. Siz ise sanırım kışı ,"kış uykusunda" geçiriyorsunuz. Bir kere de şu takımların hocaları en en kötü olasılık ile sezonun son maçı bittikten sonra ilan edilsin. 3 Adnan Sezgin'e ve onun futbol bilgisine karşıyım. Galatasarayımızın son iki şampiyonluğu şimdi daha net görüyoruz ki bu takıma en fazla zarar veren iki şampiyonluk oldu. Yönetimler yanlış yaparak şampiyon olduklarını görünce doğruyu aramaktan vazgeçtiler. Geçen sene Adnan Sezgin ve Adnan Polat birlikte takımı şampiyon yaptıklarını gögüslerini gere gere söylerken, bu sene heralde futbolu unuttular beyler.

Futbol kulübü yönetmek çok zor bir şey olmasa gerek. Yapılması gereken iki temel şey var. Birincisi doğru teknik adamı getirmek, ikincisi ise takımın maddi olanaklarını yaratmak ve yönetmek. Bundan başka bir takım başkanının bilmesi ve yapması gereken hiç bir şey yok. Transfer yapmak, taktik vermek bunlar getireceğiniz hocanın görevleri. Eğer Kaka'yı Ronaldinho'yu alacaksanız teknik adama sormadan tamam, ama gidip İnamoto'yu alcaksanız bir sorun belki istemez. Genelde başkanlar da iş adamı olduğuna göre , geriye kalıyor doğru teknik adamı getirmek.bir zahmet o koltukta oturduğunuza göre , onu da yapın. Ha gerçekten futbolu biliyorum diyorsanız, teknik adam adayınız ile maç yapın , sizi yenerse göreve getirin. Yok efendim futboldan anlayan başkan, anlamayan başkan... Bir başkan futboldan anlasa ne yapacak? Gelen teknik adamla çift kale maç mı yapacaklar ? Girip soyunma odasına taktik mi verecekler? Artık ne olur böyle başkanlar olmasın. Kendisini hiç sevmem ama Lugano Brezilya'daki bir gazeteye verdiği demeçte " Hayatımda Türkiye'deki kadar soyunma odasına gelip, taktik veren başkan görmedim" demiş. Gerçekte çok anormal bence bu durum ve bu durumun, başkanların soyunma odasına girmesinin insanlar tarafından normal algılanması da garip. Düşünün ki , en basitinden siz araba kullanıyorsunuz ve yanınızda oturan kişi sürekli olarak size ne yapmanız gerektiğini söylüyor. Eğer siz bundan rahatsız olmuyorsanız siz bilirsiniz.

Buradan nacizane bir iki tavsiyede bulunmak istiyorum. Söyleyeceklerim çok farklı kimsenin bilmediği dahice formüller de değil. Futbol ile benim kadar ilgilenen herkesin benden daha iyi bildiği şeyler. Artık takımlarımız bir senelik değil en az 4 sezonluk olmak şartıyla uzun vadeli planlar yapmaya başlamalı. Başarıyı ilk sezonda beklememeyi öğrenmeli ve sabretmeliyiz. Eğer bir ekol , bir sistem oluşturmak gibi bir amacınız varsa böyle düşünmeliyiz artık. Yok en geç mart ayının yarısına kadar (o da her sene değil) Avrupa'da maç yapmak bize yetecekse sorun yok, ama eğer gerçekten başarıyı hedefliyorsak bence sistemleri değiştirmemiz lazım. Galatasaray'ın tarihinde Avrupa'da en yüksek noktalara ulaştığı 3 hoca var . Mustafa Denizli ,Fatih Terim ve Lucescu. Lucescu'yu ayrı tutmak istiyorum burada, çünkü takımı ona emanet etmek ne kadar doğru bir hamle ise , onu göndermek o kadar büyük saçmalıktı. Bir sistem tam oturacakken bir çuval incir berbat oldu. Neyse efendim gelelim iki yerli hocamıza. Mustafa Denizli kimdi? Derwall'in yardımcısı. Peki ya Fatih Terim? Piontek'in yardımcılığını yapmadı mı? Peki bu teknik adamlar görevi bırakınca ya da ayrılınca neden yerlerine yardımcıları getirilmedi? Ya da herşeye karışmaya meraklı başkanlarımız neden bu hocalara " siz bir gün bu takımdan gidebilirsiniz, o yüzden yanınıza yetiştirmek üzere birini alın da sizden sonra selefiniz bu işi yapsın" demediler? Ya da efendim Fatih Terim 4 sene üst üste kalmadı mı bu takımın başında. Hem de ilk 3 sezonda Avrupa'da başarı olarak gösterilebilecek birşey de yok. Yani alınan puanlar dışında bir üst tura çıkma başarısı yok. İstikrarın başarı getirdiğini Türkiye'de en iyi bilen kulüplerden birisidir Galatasaray. (Beşiktaş da Gordon Milne döneminden iyi bilir) Şimdi efendim bunlar bilinirken, Galatasaray nasıl oldu da son iki sezonda 4 farklı teknik adam tarafından idare edilen bir takım haline geldi? Ölmekle kalmak arasında gidip gelen Kalli'yi bu takımın başına getirirken, Eric Gerets'i, Lucescu'yu kovarken, Fatih Terim'i bir seçim vaadi haline getirip,sonra da o kadar kötü bir kadro teslim ederken hiç mi içiniz sızlamadı. Bu kadar mı az seviyorsunuz bu takımı bu renkleri. Bu mu başkanlık , bu mu hizmet. Şimdi kimi getirceksiniz bilmiyorum. Ama gelecek kişi ile birlikte uzun vadeli bir plan gelmeyecekse, seneye gene sezonu 2 hoca ile bitirecek, yahut seneye bu günlerde yeni hoca arıyor olacaksanız ne diyim size.


Olayın bir de diğer boyutu olan, genç teknik adamlarımızın büyük takımların başına erken gelmek gibi yaptıkları bir hata var. Bunun ile ilgili de bir yazı çok yakında gelecek. Ama şu an o kadar sinirliyim ki bu yönetim yanlışlarına anlatamam. Neyse başınızı şişirdim.


Maradona

24 Mayıs 2009 Pazar

Derbi Gibi Derbi



Maça başlamadan önce , hoşgörünüze sığınıp , kendimizle ilgili bir şey söylemek istiyorum. "Matematik ve Futbol" başlıklı yazımızı pazar sabahı yazdık, akşam aynı konuya Rıdvan Hoca, 100 de 100 futbolda söyledi. Dün yazdığımız "İhtimaller Denizi" yazımızın bir benzerini de Uğur Meleke yazdı bugün. Bu da bizi sevindirdi açıkçası, futbola ve bu bloga doğru yerlerden baktığımızı gösterdi bize. Neyse bu kadar kendimizden bir şeyler söylemek yeter gelelim maça.

Bir Galatasaraylı olarak değişik duygularla izledim maçı. İyi mücadele ettiğimize sevindim, Nonda'nın 90 dakika sahada kalmasına sinirlendim, Bülent Hoca'nın maç boyu maçı izlemesine anlam veremedim, Sabri'nin pisleşmesine isyan ettim, Kewell'ın bu oyunu Bülent Korkmaz'a neler düşündürdü çok merak ettim. Beşiktaş ise sahaya ligdeki Fenerbahçe maçının verdiği gerginlik ile çıktığı belli. Yusuf haftaiçi iyi idman yapamamış ,o yüzden yedekti. Beşiktaş oyunun ilk yarısını genellikle kendi sahasında kabullendi. Ernst ve Cisse defansın önünde ve özellike Ernst diğer maçlara nispeten ileriye daha az çıkıyordu. İlk yarıda maçın golden bile net pozisyonu bence Baros'un pozisyonu idi. Pas atmaya çalışacağına her zamanki gibi topun dibine girse (Guiza'yı izle Baros deyip şaka yapmak istiyorum) golü bulan Galatasaray olacaktı. İlk yarı 0-0 bitecek derken kısmetsiz bir şekilde Mehmet Topal golü kendi kalesine attı. İkinci yarıya Beşiktaş zorunlu olarak Tello-Yusuf değişikliği yaptı. Maça gene hızlı başlayan Galatasaray oldu ve Kewell güzel bir vuruşla hoş bir gol attı. Maç 1-1 olduktan sonra bir 15 dakika kadar gol yemeseydi Galatasaray belki de puan alabilirdi maçtan, ama sahneye kahraman çıktı. Yusuf hızlı gelişen atakta, biraz da şansla (ama gerçekten çok çok az bir şans faktörü vardı pozisyonda) 2. golü attı. Ondan sonra Beşiktaş galibiyeti ve şampiyonluğu koruma içgüdüsü ile geriye doğru yaslandı. Galatasaray zorladı, Beşiktaş hızlı hücumlarla ileri çıktı , tehlikeli oldu ama golü bulamadı iki takım da ve maç 2 1 bitti. Maçın özellikle son yarım saatinde Kamil Abitoğlu , maç yönetmedi, kendini kurtardı. İnsan nezaketen de olsa kritik pozisyonlardan birinde doğru bir karar verir. Maç genel olarak sakin geçti. Saha içinde Sabri dışında bir gerginlik yoktu. Gerçi Ernst ile Barış arasında da bir şeyler oldu ama bunlar futbolun içinde olan şeyler. Şimdi efendim iki takıma da biraz daha yakından bakalım.

Beşiktaş
Adım adım şampiyonluğa yaklaşan Beşiktaş, bugün çok iyi oynamadı belki, ama akıllı ve mücadeleci oyunla 3 puanı aldı. Ayrıca özellikle ilk gol şampiyonluk balı biraz. Sakın yanlış anlaşılmasın Beşiktaş'ın bugüne kadar yaptıklarını küçümsemek falan değil niyetim. Mustafa Denizli bence klasını konuşturdu gene. Yusuf'u ikinci yarıda oyuna alarak, ki bence Tello sakatlanmasa bile Mustafa Denizli bir yolunu bulup alırdı Yusuf'u oyuna. Özellike 2 1 den sonra takım geriye yaslandı. Nobre Bobo ve Ernst-Ugur değişiklikleri ile hem takımı diri tuttu Mustafa Denizli , hem de sarı kartı olan Ernst'i oyundan alarak, Beşiktaş'ın maçı 11 kişi bitirmesini sağladı.Ayrıca Yusuf golü attıktan sonra geriye gelerek elinden geldiğince mücadeleye ortak oldu.

Galatasaray
Beşiktaşlı takipçilerimiz kusura bakmasın lütfen, çünkü yazının Galatasaray kısmı daha uzun olacak, bunun sebebi bir Galatasaray taraftarı olarak, takımın durumuna üzülmemden başka bir şey değildir. Tamam bugün iyi oynadık, ama bu maçtaki yanlışları söylemeden olmaz. İlk olarak, bunu gene tekrarlıyorum, Sabri'ye bu takımın forması hiç yakışmıyor. İsterse Sabri'ye Matrix filmindeki gibi bir kablo takılsın ve Daniel Alves gibi oynamaya başlasın, Sabri bu takımın oyuncusu olacak kişilikte değil. İkinci olarak ise yedek kulübesi pek ışık vermiyor gibi duruyor, ama orada Aydın ve Volkan Yaman olduğu sürece, (hatta Yaser ve Murat ) Bülent Korkmaz'ın hamle yapma mecburiyeti var. Aslında maça çıkardığı ilk 11 bence mantık olarak yanlış. Bugün Manchester United, Ferdinand sakatken Evans'a forma veriyorsa, geldiğinden beri genç bir stoper hazırlayamayan Bülent Korkmaz suçludur. Bülent Korkmaz'a olan sevgim çok ağır konuşmamı engelliyor, ama artık anlayamıyorum. Nonda gol pozisyonunda biraz kıpırdadı, bir iki şut çekti, ama 10 üzerinden not ver deseler 5 veririm en fazla. Durum böyle iken ilk 11de yaptığı hatayı düzelt be hocam ne olur. Murat'ı alamadın , bari en azından ya Nonda'yı çıkar Aydın'ı dene, ya da sahte stoperleri seviyorsun, Volkan'ı al oyuna , Balta'yı göbeğe çek, Mehmet Topal'ı ileri çıkar. Hocam ben bukadar düşünüyorsam maçı izlerken, doğal olarak senin hamle yapmanı beklerim. Ayrıca gollerde Mehmet Topal'ın kısmetsizliği ve ikinci golde az da olsa hatası var, ama mevkisinde oynamıyor ki. Bütün takımı gene de saha içindeki mücadeleleri için tebrik ediyorum ve canı yürekten alkışlıyorum ama iki adama ayrı değinmek istiyorum.
Kewell ve Arda
Kewell tam bir beyfendi, örnek oyuncu , profesyonel ( ne isterseniz onu söyleyin). Son haftalarda yedek bırakılan Kewell, klişe tabirle en güzel cevabı sahada verdi kendisini tercih etmeyen Bülent Korkmaz'a. Sadece Bülent Korkmaz'a değil Linlocn'e de ince bir mesaj verdi bence ama Lincoln bunu anlayacak kadar akıllı değil maleseef. Arda ise derbi faciasından sonra geçen hafta sahalara dönmüştü. Bu hafta ise futbola resmen döndü. Nasıl bir arzu , nasıl bir hırsla ve sevimlilik ile oynadı maçta. Maçın son anlarında Rüştü'ye sarılması, tartışmalı pozisyonların dışında kalması çok olması gerekendi. Ara sıra şahsileşti, ama bu takımda zaten şahsi oynayabilcek teknik kapasitede 2 adamdan birisi Arda. Asıl bir de kornerden atsaydı golü Rüştü'ye, abisine ayıp etmiş ama bize de güzel bir anı hediye etmiş olcaktın neyse önümüzdeki maçlara bakacağız.

Maradona






14 Mayıs 2009 Perşembe

19 Mayıs ve Fatih Terim

En son derbide çıkan kavgalardan sonra , yeni spor bakanımız ilk büyük icraat olarak iki takımı barıştırmayı , bu yüzden de aralarında bir dostluk maçı ayarlamayı uygun gördü. Türk sporunun ve futbolun bu kadar çok problemi varken , bu maç çok gereksiz. Çünkü tabirimi mazur görün ama bu maç "mastürbasyondan" öteye geçemeyecek. Kavgadan sonra iyi kötü futbolcular çıkıp özürlerini zaten dilediler. Ama yönetimler birbirini suçlamaktan öteye nasıl bir adım attı. Hep söylüyorum, Sabri hala Galatasaray'da Lugano da Fenerbahçe'de oynarken bu maçın samimiyetine kimse beni inandıramaz. Gerçi stadın eski günlerdeki gibi yarı yarı olduğunu ilk kez göreceğiz kupa finalleri dışında. Ama bakalım yönetimlerin davranışları nasıl olacak? İki takım da ilk kez aynı sezonda bu kadar başarısız oluyorlar ve iki tarafta da bunun gerginliği olacak. Tabi ki bir derbi havasından kaynaklanacak gerginlikler olmaz ama sahte samimiyetlere ne gerek var anlamıyorum. Yani ortada hiç iddia olmayan, hırs olmayan bir maçta kavga ,olay gürültü çıkmadı diye mutlu olacak mıyız? Ben olmayacağım ama kendini kandırmak isteyenlere de mani olamayacağım.

Fatih Terim ve Galatasaray

Bir galatasaraylı için unutulmaz 3 teknik adam varsa birincisi tartışmasız Fatih Terim'dir. Onun bütün Türkiye'ye Galatasaray teknik adamı olarak yaşattıkları ortada. Durup durup tekrar anlatmanın bir amacı yok. Hiç bir kelime onun başarısını anlatmaya yetmez. Hatta Marquinhos şahidimdir, bu yaz interrail sırasında Roma'da "Pizzeria Baffetto" da pizzalarımızı lüpletirken, konuştuğumuz garson Fatih Terim'in İtalya milli takımının başına geçmesini istediğini söyledi. Varın düşünün Fatih Terim'in İtalya' daki başarısını. Neyse efendim bütün bu iyi geçmişin yanında bir de ikinci Fatih Terim devri var Galatasaray'da başarısız olduğu. Tabi başarısızlığın tek sorumlusu o değildi, ama amacım buna girmek değil. O zaman Özhan Canaydın , seçimi kazanmak için Fatih Terim'i kullanmıştı, şimdi bir benzerini Adnan Polat kendi koltuğunu kurtarmak için yapıyor. Tabi benim bu gördüğümü Fatih Terim de görüyordur. Öte yandan Fatih Terim'in bir kulüp takımı çalıştırmak istediğini de herkes biliyor. Fatih Terim'in Galatasaray camiasının gönlündeki kredisini anlatmaya gerek yok, ama ben yönetimlerin bunu kendi çıkarlarına kullanmasından sıkıldım. Bakalım neler neler göreceğiz bu yaz sezonunda.

Maradona