12 Nisan 2009 Pazar

SİVAS ve TRABZONSPOR

Futbolun Başka Renkleri
İstanbul takımları dışında bu sene en fazla puanı toplayan ve uzun süre zirveyi işgal eden iki anadolu takımı... Sezona ikisi de çok iyi başladı,hatta Trabzonspor beklenenden çok fazla puan topladı ve bu kazanılan puanlar sürekli gerçeklerin görülmesini engelledi. Sivas ise geçen yıldan gelen başarısını bu sene devam ettirip ,saman alevi olmadığını ispatlıyor hepimize. Bülent Uygun ise menejer olarak başladığı Sivasspor macerasını şampiyon adayı bir hoca olarak sürdürüyor. Bütün anadolu takımları örnek almalı Sivasspor 'un bu sistemini. Belkide en çok Trabzon almalı. Sivas da sürekli olarak bir istikrardan bahsederken,Trabzonsporda yıllardır değişen hocalar ve yapılan başarısız transferlerden bahsediyoruz. (Gerçi Beşiktaş ve son 2 yıldır Galatasarayda da bu istikrarsızlık hakim ama Galatasaray geçen seneki kenetlenmesiyle şampiyonluğa ulaşabildi.) Trabzonspor'a yapılan en büyük haksızlık, bu kadar fazla (sanırım 22) transfer yapmış bir takımdan şampiyonluk beklemek. Tabi bir de buna Ersun Yanal'ın bu haftaya kadarki kanatsız futbolu ve Yattara'nın gidemeyişi eklenince,futbol bu yanlışlara prim vermekten vazgeçti ve üst üste puan kayıpları yaşandı. Sivasspor ise 15. haftada oturduğu liderlik koltuğundan bir türlü inmek bilmiyor. Gerçi oynadıkları futbol zaman zaman çok kötü de olsa,bence şu anlarda önemli olan 3 puan onlar için ve nasıl alındığından çok ,alınmış olması asıl önemlisi.
Hacettepe Trabzonspor


Ersun Yanal kanatsız yada tek kanatlı 4 4 2sinden vazgeçip takımı 4 5 1 yada 4 1 4 1 diye tabir edebilceğimiz düzene geçirince biraz kıpırdar gibi oldu Karadeniz. Sağ kanatta Yattara ve sol kanatta sevimli Alanzinho ile dinamik bir görüntü çizdiler.Özellikle forvette Umut'un tek başına oynaması ( Bence burdaki tercih Gökhan da olabilir) orta sahayi Hüseyin Coleman ve Selçuk gibi bir 3lü ile kuvvetlendirdi. Trabzon eğer bu taktiğe devre arasında geçseydi belki daha az puan kaybı yaşardı.Gene de bu sezon için normali Trabzonspor'un ligi avrupa kupalarına katılcak bir yerde bitirmesidir. Fazlası tıpkı geçen yıl yapılan yanlışlara rağmen Galatasaray'ın şampiyonluğu gibi olacaktır. (Kalli'nin getirilmesi,Lincoln'un küstürülmesi vb...)Ama bu demek değildir ki Ersun Yanal'ın hiç suçu yok. Tamam senin kadron dar,tamam haftalarca aynı 11 le oynadın ve futbolcuların yoruldu. Peki tek bir şey sormak istiyorum. Sezonun ilk yarısı boyunca,Serkan Balcı- Tayfun Cora rotasyonu ve zaman zaman Isaac'ı oynatmak dışında ne yaptın? Kaç kere Barış Memiş'i oyuna aldın, kaç kere Ceyhun'a forma şansı verdin, ya da takımı sol kanat oyuncularıyla oynattın ? Dünkü maçta golleri peş peşe buldular. Özellikle Hacettepe 10 kişi kaldıktan sonra kopan maçta Trabzon geçtiğimiz haftalara göre biraz daha toparlanmiş gözüktü. Son bir şey taraftara daha doğrusu camiaya söylemek istiyorum. Trabzonspor bırakın bu ülkeyi,avrupa ve dünyada bir şehrin tamamının desteklediği en büyük şehir takımlarından birisidir. Sizin de bu yarışın içinde olmanız herkese zevk veriyor. En azından ben bir takım taraftarı olmamın yanında futbol izlemeyi seven birisi olarak sizin bu seneki mücadelenizden çok keyif aldım. Son dakikalarda bulduğunuz goller ve azminiz büyük renk kattı lige. Ama ne olur biraz az baskı yapın takıma. Seneye de 10 transfer yapılacak hale getirmeyin bu takımı.Trabzonspor ne kadar istikrarlı olursa ,sizin şampiyonluğa ulaşmanız da okadar yakın olacak.
Sivasspor Antalyaspor



Haftaya lider giren Sivas ile özellikle Şifo Mehmet'in gelişiyle büyük çıkış yakalayan Antalya'nın mücadelesi vardı dün sahada.Sivassporun "Lig TV" tarafından verilen bütün maçlarını izlemiş birisi olarak, Sivaspor'u ilk defa bir sistemden uzak,bu kadar dağınık izledim ben. Özellikle golün geçikmesiyle birlikte 4 2 4 taktiği ile uzun top oynamaya başladılar. Buna karşılık Antalya özellikle 10 kişi kalana kadar belli bir sistem içerisinde dengeli bir oyun oynadı. İlerideki üç adami Ali Zitouni,Tita veDjiehoua ile zaman zaman zorladı Sivaspor'u. Sivasspor geçen senenin aksine bu sene üç büyüklerden beklenen puanların çoğunu aldı ve şu ana kadar zirvede kalmayı başardı. Ama sona yaklaşılan şu haftalarda artan stress saha içine de yansıyor. En basit paslarda ve tercihlerde bile hata yapmaya başladı Sivasspor. Sivas'ın tek ilacı bence aradıkları golleri erken bulabilmek olur. Belki ozaman daha stressiz ve daha doğru işler yapabilirler. Ama tutup da Sivas kötü oynuyor,yada başka türlü eleştirileri şu anda yapmak insafsızlık olur. Bir başkan düşünün,ilk kez şampiyonluğa bukadar yakın,Bülent Uygun'u düşünün hoca olarak ilk kez şampiyonluğa yakın ve tüm oyuncular geçen seneden de daha yakın şampiyonluğa. Onların hatalarını yanlışlarını şimdi yüzlerine sertçe vurmamak gerek.Belki ince ufak uyarılar lazım sadece onlara. Ama lig bitince söylencek daha net bir iki sözümüz var kendilerine. Yolları açık ,maçları gollü olsun.


Maradona

11 Nisan 2009 Cumartesi

Kocaeli Beşiktaş


Zirveye Adım Adım

Ligin ,üç büyüklere kök söktürmesine rağmen, düşme korkusunu en yakindan hisseden takımı Kocaeli ,dün sahasindaBeşiktaş'ı ağırladı. Kocaeli maça gene golle başladı. (ilk yaridaki Galatasaray ve Fenerbahçe maçlarında olduğu gibi)Maçın hemen başında ise Taner Güleri sakatlanıp yerini ligin gediklisi Serdar Topraktepe'ye bıraktı. Golden sonra Kocaeli Beşiktaş kalesine 1 defa ciddi bir girişimde bulundu o da gol olmayınca ilk yarıyı 1 0 önde kapattı. Beşiktaş ise maça sakat Nobre'den yoksun başladi. İlk 11 de forma giyen Erkan ise bence gecenin süpriziydi.Holosko klubede bekliyordu,ama hoca Mustafa Denizli olunca kararlara saygı duymak boynumuzun borcu. Beşiktaş ilk yarida golü çok istemesine rağmen bir türlü bulamadı. İkinci yarıya başlarken Mustafa Denizli farkını ortaya koydu ve oyundan Erkan ile Cisse'yi (bence Beşiktaş'ın Maldonado'su olmaya aday) oyundan alıp yerlerine Uğur İnceman ve Holosko'yu soktu. Özellikle Holosko takima çok büyük katkı yaptı. İkinci yarıda dakikalar ilerledikçe ,Kocaeli daha çok geriye yaslanmaya ve Beşiktaş daha baskılı olmaya başladı. Yusuf özellikle İbrahim Üzülmez'in koşuyoluna öyle paslar attı ki, takımın ortasahadaki beyni oldu. Ama İbrahim Üzülmez yıllardır olduğu gibi isabetli bir orta yapamadı. Ama futbolu güzel oyun yapan en önemli unsur bilinmezlik, gene İbrahim'in yapamadığı bir orta sonuç verilen penaltının Beşiktaş'ın aradığıgolü bulmasını sağladı. Golden 2 dakida sonra son haftaların etkili bu haftanın ise etkisiz elemanı Tello oyundan çıkarıldı ve yerine Delgado oyuna girdi.Delgado'nun da oyuna girmesiyle Beşiktaş'ın ara pası potansiyeli iyice artı. İkinci golun kahramanı ise Bobo oldu. Bu sene eski Bobo'dan biraz uzak da olsa özellikle son haftalarda elinden geleni yapıyor Bobo. Ama golde çok şanslıydı. Vermeye çalıştığı ara pası Kocaelili futbolcuya çarparak önünde kaldı ve kaleci Serdar'ı duraksatan pozisyonda Bobo takımının ikinci golünü attı. 2. golle oyundan tamamen düşen Kocaeli, 3 puan ve ligde kalma umutlarını başka haftalara bırakırken Beşiktaş yakaladığı bir kontra atakla 3. golü buldu. Delgado'nun akıl dolu pası ve Holosko'nun sürati ve aklı birleşince Yusuf Şimşek'e topu iğne deliğinden geçirmek kaldı. Tabi Bobo'nın defans oyuncularını arka direğe doğru çekerek Yusuf' koridor açtığını unutmamak gerek. Gerçekten de Beşiktaş'ın son golu hazırlanış olarak izleyenlere büyük keyif verdi.
Yusuf Şimşek ve Takım Ruhu

Özellikle maçın gidişatı dışında değinmek istediğim önemli iki nokta var. Hani çok klasik bir tabir vardır "Kolej Takımı" diye. Mustafa Denizli'nin gelişiyle Beşiktaş bu havayı yakalamiş. Saha içinde işler zorda olduğunda bile bir huzur bir dayanışma var. Klübede oturan futbolcular gollerde, oynayan arkadaşları kadar seviniyorlar. Maçtan sonra saha içinde futbolcuların birbirleriyle konuşmalari ve yüzlerindeki ifadeler yaptıkları işten ne kadar keyif aldıklarının göstergesi. Herkes Beşiktaş'ın fikstürünün Sivas'ınkine göre daha zor olduğunu söylese de bence Beşiktaş bu sene en azından Şampiyonlar Ligine giden takımlarımızdan birisi olacak.Yusuf ise yıllanmış şarap gibi her hafta daha lezzetli işler yapıyor sahanın içinde. Eminim kendisi de pişman oluyordur vaktinde yaptığı hatalara. Ve bence Yusuf'un bu oyununu gördükçe en çok Trabzonspor yönetimi pişman oluyordur. Tam da ihtiyaçları olan bir futbolcuyu almaktan vazgeçip,maceraya atılmalarının cezasını kaybedilen puanlarla çekiyorlar her hafta.Sahadaki bütün bu olumlu işlerin yanında özellikle dikkatimi çeken 2 noktayı söylemeden geçemeyeceğim. Bunlardan birinci İbrahim Üzülmez. Bu kadar koşmasa belki ben de bukadar üzülmeyeceğim onun yapamadığı ortalara. Ama o her pozisyonda enerjisini ve kapasitesini zorlayıp takımı için elinden geleni ardina koymuyor. Yani asıl burda düşünülmesi gereken İbrahim Üzülmez'in bu ortalari yıllardır yapamadığı ve neden yıllardır bireysel antremanlarla bu yönünü geliştirmediğidir. Bu bence İbrahim Üzülmez ekseninde Türk futbolunun bir sorunudur.En basitinden Sabri 7 senede 5 orta yapiyor ,uzaktan çektiği şutların yüzde 10u kaleyi anca buluyorsa,yada Fenerbahçe'de Selcuk ara paslarını hala yanlış adamlara atıyorsa bence birilerinin bu konuları düşünmesi gerek. Diğer dikkatimi çeken nokta ise Uğur İnceman. Dün öyle kritik yerlerde o kadar basit seçim hataları yaptı ki Uğur'u Manisa da izlememiş olsam nerden bulmuşlar futbolcuyu diyeceğim. Bence Uğur futbolumuz için önemli bir oyuncu. İnşallah en kısa zamanda Manisa'daki günlerine döner.

Bütün bu futbolun detayları dışında en önemli şey,Beşiktaş'ta bir şeyler var bu sene geçen yıllardan farklı. İşte bu fark bütün bu taktiği tekniği aşıp,benim gözümde Beşiktaş'ı zirveye en yakın yapan. Tabi daha 7 hafta ve 2 derbi var Beşiktaş'ın önünde. Elindeki en büyük koz Mustafa Denizli ve takım ruhu olan Beşiktaş'ın neler yapacağını keyifle takip edeceğim. Görüşmek üzere :)
Maradona

10 Nisan 2009 Cuma

Parçalı ve Çubuklu

Ne güzel bir haftadır derbi haftası.Hergün yatakta uyandığında aklında yapacaklar listesi ve en sonunda da derbi vardır.Bir anda bir gülümseme oluşur suratta.Heyecana bak yarabbim!! Pazara kadar yapacaklar listesinde bir numaraya kadar yerleşir derbi.Ve pazar günü bütün gün televizyonda geçer.Maça gidiyorsan ise bütün gün dışarda geçer.Maç saatine kadar dünyanın en güzel haftası olur derbi haftası

Fenerbahçe ve Galatasaray bu haftasonu tekrar karşı karşıya gelecekler.Bu sezon çok derbi izleyemedik.Kupada da bir eşleşme olmasını çok isterdim.Hatta bu sezon Kadıköyde bu derbiyi uluslararası boyuta taşımak vardı ki ne Galatasaray ne de Fenerbahçe bunu başarıp UEFA kupası finaline gidemediler.Düşünsenize bu derbinin UEFA kupası finalinde oynandığını.Tribünleri bir düşünsenize.Yarısını Fenerbahçe , kalanını Galatasaray doldurmuş.Heyecanı çoşkuyu ve gururu bir düşünsenize.Sanırım işte ozaman iki takım da sahaya el ele ve birbirlerini alkışlayarak çıkarlardı.

Neyse gelelim şimdinin daha tansiyonlu maçına.Burada kim kimi daha fazla yenmiş ,kimin attığı gol ne kadar gibi istatistikler yazmak yerine derbinin insanın ruhuna nasıl işlediğini anlatacağım.

Bu iki büyük takım arasındaki derbi bence Türkiye'deki tek derbidir.Zaten artık dünyaca tanınan bir derbi oldu.Fakat işin ilginç yani bu derbi altyapısı en boş derbi.Diğer dünya derbilerinde, hep bir derin mana ve sebepler vardır.Bazısında sınıf farklılıkları , bazısında ise politik altyapılar bulunabilir.Mesela Boca ve River tatlı düşmanlığındaki sebep tamamen sınıf farklılığıdır.Bir başka ünlü derbi de Celtic ve Rangers arasındadır ve buradaki düşmanlığın sebebi de mezhep çatışmasıdır.

Fenerbahce ve Galatasaray arasındaki ezeli rekabetin sebebinin altında ise pek bir şey yoktur.Belki de en sebepsiz derbi budur.Galatasaray'ın daha aristokrat ve zengin tavrı var desek şu an Fenerbahçe'nin zenginliği ve taraftar profiline bakıp bunu yalanlayabiliriz.Aralarında herhangi başka bir sebepten dolayı kavga olmayan iki takımdan bahsediyoruz.Ama şöyle bir ayrıntı var ki iki takım da ortak bir rengi paylaşıyorlar.Sarı renk iki takımın da sanki kalesi gibi ve onun için mücadele veriyorlar sanki.Bir sebep varsa belki budur bu sebep.

Tabii ki bu iki takım ülkemizin en çok başarı yaşamış takımları.Hem uluslararası alanda hem de Türkiye'de en çok tanınan ve en çok taraftara sahip iki takımdan bahsediyoruz.Yani iki büyük arasında böyle bir rekabet olması çok doğal.Ama uluslararası tanınacak kadar büyük bir derbi yaratmaları sanırım taraftarlarının çok tutkulu ve renklerine aşık olmasından kaynaklanıyor.

Derbiye iki gün var ve heyecan dozumuz giderek artıyor.Arkadaşlarla klasik muhabbetler yapılmaya başlandı. Herkes ,artık bir klişe olarak, birbirini favori ilan ediyor ve kendi takımlarının kötülüklerini sayarak bir anlamda uğur yapıyorlar.Çok seviyorum bu klişeleri ve boş konuşmaları.Taktik konuşuluyor sürekli bu maç için.Ben de bir önceki yazıda taktiksel şeyler karaladım.Ama o kadar ilginç ve tahmin edilemeyen maçlar yaşadım ki bu yaşıma kadar.Fenerbahçe en kötü sezonunda 6 atmıştı rakibine.Galatasaray bana göre Fenerbahçe'nin en güçlü döneminde 5 attı rakibine.Maç tek kale gitti Johnson diye bir adam maçı bitirdi.2000 senesinde bir kupa maçında Fener 4 2 öndeyken son 10 dakikada durum 4 4 oldu ve maç uzatmalara gitti.Büyüklerim kesin daha nice örnekler sayarlar.Yani bu maç tamamen sürprizlere açık ve de önceden taktik ve skor tahmini konuşmalarını yasaklayan türde bir müsabaka.Bu yüzden kalplerdeki en yoğun baskı bu maçlarda yaşanıyor ve sanki hayat duruyor iki tarafın da taraftarları için.

Benim takımlardan tek isteğim ise Fener'in çubuklu formasını giymesi ve Galatasaray'ın parçalı en klasik forması ile sahaya çıkması.Herkes bayrağını çeksin ve savaş başlasın.(Aman bu savaş saha içinde kalsın) Türkiye'nin iki büyük takımına da hayatımdaki bütün derbi haftaları için teşekkür ederim.İyi olan kazansın.

Marquinhos

8 Nisan 2009 Çarşamba

10 Kişilik Futbol

Galatasaray aldığı Eskişehir mağlubiyetinden sonra ,kazanmak zorunda olduğu bir maça çıktı Antep karşısında. Bu Antep'den son 4 senedir puan alamıyordu Galatasaray deplasmanda. Sakatliklardan sonra alısılmış kadrosuyla sahaya çıktı Galatasaray. Ama bu kadroda oturmayan birşeyler var yerine. Lincoln oynadiğinda özellikle Bülent Korkmaz'ın gelişiyle hiç verimli olamadı ve daha sonrasında hepimizin bildiği bir krize sebep oldu. Bu maçtan önce ona özenen Nonda ve bu sene bir türlü form tutamayan Ümit Karan, zaten eksik olan takımı saha içinde de bir kişi eksik oynatiyordu. Burada Lincoln ve yarattığı krizle ilgili ,ben olsam şöyle yapardim böyle yapardim şeklinde ahkam kesmeyeceğim,ancak Ümit Karan ile ilgili söylemek istediğim bir şeyler var. Lucescu'nun Galatasaray'ının golcüsü olan ( Barcelona'ya attiği gol hala akillarda) daha sonra Hagi zamanın da Ankaraspor'a kiralanan ve dönüşü muhteşem olan bir golcü Ümit Karan.


Son iki senedir belki de Semih Şentürk'le birlikte Türkiye'nin en iyi iki yerli forveti. Ama Ümit Karan'ın aklı bu sene futbolda değil.Onu her şeyden önce bir taraftar olarak çok seviyorum ve haddimi aşan küstahça şeyler şöylemek istemiyorum onunla ilgili. Ama gene de bu sene sahada görülüyor ki ,Ümit gece klubü işletmeciliğini daha fazla sevmiş.Eskiden saha içinde keyif aldığı her halinden belli olan , attığı şık gollerle Galatasaraylıların gönüllerinde ayrı bir yere sahip olan Ümit, bu sene takıma yarardan çok zarar veriyor. Ben futbolcuların futbolu yaşlanınca değil,keyif almayınca bırakmaları gerektiğini düşünüyorum. Ümit bu sene bir karar versin,eğer eskisi gibi bütün mesaisi Galatasaray olacaksa,gönlümüzde ona her zaman için yer var,ama yok akli gene başka yerlerde olacaksa birbirimizi üzmeyelim daha fazla.

Kewell ve Baros

Kewell ,97 98 sezonundan başlayan ve 2005.2006 sezonunda sona eren sürede Premier ligde üst düzey bir performans gösterdi. Gerek Leeds gerekse Liverpool da oynadiği futbolla ada futbolunun önemli sol kanat oyuncusu olan Kewell ,daha sonra yaşadiği sakatlıklarla futboldan uzak kaldı. Bu sezon başında Galatasaray'a transfer olan Kewell ,her nekadar kendini fazlasıyla ispatlamışta olsa, sağlık problemleri yüzünden takıma ne kadar katkı sağlayacağı merak ediliyordu. Zaman zaman sakatlıklar yüzünden forma giyemese de benim gördüğüm Kewell sahada olduğu süre içinde ,verebilceği herşeyi ,bütün enerjisini ve aklını takımı için veriyor. Bana kalırsa maçların 60 ila 70. dakikalarında oyundan alınsa daha da verimli olacak ama o teknik bir ayrıntı ve maalefes ülkemizde böyle ayrıntılar hep göz ardı ediliyor. Kewell, sürekli sorun çıkartan Lincoln'un aksine ,takimi için son derece faydalı ve saha içindeki duruşuyla tam bir futbolcu.

Galatasaray'ın sezon başındaki bir diğer riskli sayılabilcek transferi Milan Baros. Galatasaray'a gelene kadar, Banik Ostrava ,Liverpool,Aston Villa, Lyon ve Portsmounth formalarini giydi. Herkesin üzerine basa basa söylediği gibi kariyerinde en fazla lig golünü lig daha tamamlanmamış olmasına rağmen Galatasaray'da buldu. Ben Baros transferini ,Fenerbahçe'nin zamanın da yaptığı Anelka ve Kezman transferlerine benzetiyorum. Anelka ve Kezman da Baros gibi belli seviyenin üzerinde takimlarda top oynamış ama bir türlü kendilerinden beklenen patlamayı gerçekleştirememişlerdi. Özellikle Anelka Fenerbahçe için faydalı da olsa hiç bir zaman Baros'un attığı gol rakamlarına yaklaşamadı Türkiye'de. (gerçi İngiltere'ye dönünce kendinden beklenen patlamayi yapti.) Kısaca söylemek gerekirse Lincoln'un aksine Baros ve Kewell sanırım futbolu sevdikleri için oynayan,tabiki yüksek ücretler alan ama genede bütün profesyonelliklerinin ötesinde içlerinde futbol sevgisi olan oyuncular.

Maç ve oynanan futbola gelirsek,Galatasaray kopuk kopuk oynadi maç içinde. Golü erken bulmasınında verdiği rahatlıkla zaman zaman geriye yaslandı. Orta sahada Ayhan ve Barış iyi mücadele ettiler. Sabri her zamanki gibi saman alevi tadında idi. Ama sol bekimiz Volkan Yaman'a değinmeden edemiyeceğim. Oynadiğimiz son 3 maçta da rakip takimlar ağirlikli olarak bizim sol tarafımızdan saldırıyor ve bunda da başarılı oluyorlarsa demek ki o kanatta bir sıkıntı var.

Antep ise son 3 4 maçına göre daha etkisizdi sahada. Oynanan futbol kopuk kopuk olduğundan Antep mi kötüydü,yoksa Galatasaray mı Antep'i oynatmadı pek anlaşılmadı. Tabata gene etkili olmaya calişti,özellikle Murat Ceylan ve İsmail Köybaşı iyi oynadılar. Forvetleri Beto bence Antep'in el freni.

Haftaya iki yaralı büyüğün maçi var. İkisi de son senelere göre çok formsuz ama Galatasaray ve Fenerbahçe gazozuna bile maç yapsa,o maçın havası bir başka olur. İki takimin da eksik oyuncusu çok fazla ve bu yüzden kimlerin oynayacağını bilmeden yorum yapmak çok zor. Fener Alex ile bir başka ,Alex'siz bir başka. (ilk yaridaki maçta Alex yoktu ve Fenerbahçe gene kazanmıştı) Galatasaray ise 11. futbolcuyu bulmakta zorluk çekiyor. İnşallah haftasonu güzel bir maç izleriz.

Maradona

6 Nisan 2009 Pazartesi

Sivaslı Fener

Fenerbahce'nin bir maçını daha gece yarısı da olsa izleyebildim. İzlememe ne gerek var ki diye düşünürken galip geldiğini duyunca insanın izleyesi geldi.Bir de suskun ve mahsun okçu gol atmışsa mutlaka izlenecek birşey vardır diye düşündüm.

Fenerbahçe ligin 26. haftasındaki Eskişehir maçına Alexsiz yani 10 munarasız yani oyun kurucusuz çıkmıştı.Ayrıca bir diğer oyun kurucusu Emre de cezasını büyük derbiden önce kullanıp bu maça çıkmadı.Yani Fener'in tek şansı bir yolunu bulup kanatlara inmek ve oradan yapacağı ortalarla gole ulaşmaktı.

Fener aslında tam da Sivasspor gibi oynadı bu maçta.Klasik bir 4 4 2 takımı imajı çizdi.Bir de ortadaki iki adam ileriye oynamaktan aciz ve nedense bu takıma bir türlü girebilmiş oyunculardan kurulu olunca Alexsizlik ve Emresizlik iyice su yüzüne çıktı.

Ne yaptı Fener? Bu iki adamıyla ileriye çıkmaya çalıştı , çıkamadı.Pas atıp yuhlanmaktan korkuyorlardı bu yeteneği de az olan oyuncular.Tek ihtimal kanatlardaki Uğur ve Deivid'in, arkalarından Carlos ve Gokhan ile gelecek yardımlarıyla, topu bir şekilde Guiza ve Semih'e ulaştırabilmeleriydi. Sonuçta ilk gol de, Carlos'un hafif yakın mesafeden ortasıyla Deivid'in topa ufak bir hamlesinden geldi.İkinci gol de Eskişehir'in verdiği açıklardan araya atılan bir toptan geldi. O ara pasını verecek ayaklar da çok yetenekli olamadığından bir veya iki pozisyon bulabildi Fener bu yolla.

Sivas ise bu dizilişte oyununu baştan beri passızlık üzerine kurmuş bir takım.Onlarda da Selçuk ve Josico var ve fakat onlar (Bülent Uygun da dahil) bu adamlarla orta sahada çok pas yapıp ileriye gidilemeyeceğinin farkındalar ve oyun stilleri defans ve orta sahadan atılan toplarla forveti beslemek ve onların topu tutmasıyla karşı tarafa yığılmaktan ibaret.

Fener takımı ise 2 3 senedir hatta Daum seneleri de dahil çok pas yapmaya ve rakibi uyutmaya alışmış bir takıp. E alışmamış orta sahada da top durmuyor.Bu yüzden Emre ve Alex olmayınca top bir türlü istenilen yerlerde ve zamanlarda olamadı.Kimbilir belki de şimdi Sivas Alex ve Emre'yi transfer etse ilk haftalarda bocalarlar.Herkes ileriye top atmaya alışmışken Alex ve Emre ile pas alışverişleri kurmak akıllarına gelemeyebilir.

Özetle Fener istediği oyunu oynayamadan biraz da Eskişehir'in pozitif ve asla kapanmayan oyunu sayesinde galibiyeti alabildi. Buradan onları kutlamak istiyorum.Oyunun hiçbir anında oyunu çirkinleştirecek ,soğutacak bir oyun oynamadılar.Hep golü düşündüler ve istediler.Hatta golü bulduktan sonra kapanan takım Fener oldu.Saha kenarında uyudu uyuyacak Aragones bile bunu gördü ve takımına ileri çıkmaları yönünde el hareketleri yapmaya başladı.

Aragones'in yanlışı sezon başından beri aynı aslında.Her takıma eşit davranmak ve aynı kadro yapısı ile sahaya çıkmak.Bugün Alex olsaydı yine tek forvet arkasında Alex ile sahaya çıkacaktı Aragones. Halbuki en azından kendi evinde ligin alt sıralarındaki bir takıma karşı, iki hücumu sevmeyen orta saha oyuncusu ile oyuna başlamak yerine iki forvet ve arkalarında da bir veya iki hücumcu ile oynamak gerekir diye düşünüyorum.Hiç olmazsa skoru bulana kadar bu yapıda oynatılabilir Fenerbahçe.Bunun için ise orta saha ve forvet hattı bu maç için şu şekilde kurulabilirdi:



Skoru yakaladıktan sonra tek forvete inilebilir ve orta saha güçlendirilebilirdi.Ama yaşının verdiği durağanlıkla yeni oluşumlara kapalı gözüküyor Aragones.

Önümüzdeki hafta Türkiye'nin en büyük derbisi bizleri bekliyor.Edu sezonu kapattı ve bu maçta yer almayacak.Emre ve Alex'in ise büyük ihtimalle ilk onbirde olması bekleniyor.Sanırım Aragones bu maça tek forvet çıkacak. Tamam Galatasaray'in da eksikleri çok ama acaba Fener'in orta sahası Galatasaray'ın her zaman ileriyi düşünen ve pres yapan orta sahasıyla baş edebilecek mi? Bu hafta Fenerbahçe de kendinden beklenmeyen bir pres ile oyunu tamamladı ama acaba bu pres Galatasaray maçında da sürer mi ve işe yarar mı bilemiyorum.Ayrıca Edusuz defansın da ,ligin gol kralı Baros ile başa çıkması şimdilik zor gözüküyor.

Son bir paragraf da Türk hakemlerinin penaltı mantığı ile ilgili yazmak istiyorum. Daha önce Baros'un verilmeyen penaltısı(rakibin ayağının en azından onu düşürecek biçimde araya girmesi), bugün Ayhan'ın hakemin önünde rakibini ceza sahasında çekmesi ve durdurması ve dün Fenerbahçeli Guiza'nın ceza sahasında itilmesi ve düşmesi neden ceza sahası dışında faul olabiliyor da ceza sahası içinde faul bile sayılmıyor? Anlayamıyorum. Bu yüzden de ,tv8 kanalında geçmiş senelerde izlediğim bir Brezilya ligi maçında, bir oyuncunun rakip ceza sahasında formasından çekilmesine tereddütsüz penaltı veren o hakemi hep saygıyla anarım.

Sevgiler

Marquinhos

23 Mart 2009 Pazartesi

İçinden tramvay geçen bir şehir( KİM NEREDE GÖRMÜŞ Kİ? )

Marquinhos ve Maradona geziye ve seyahate çok düşkün iki futbol severdir.Marquinhos daha önceden 3 kız arkadaşıyla beraber bir interrail bileti alıp bütün Avrupa'yı gezince bu Maradona'nın da dikkatini çekmişti tabi.Ertesi sene yapılacak şey belliydi .Maradona Marquinhosla beraber Avrupa'yı gezmeye karar verdi.Marquinhos'a koyar mı bir Avrupa turu daha?Koymaz tabi.Parasının yettiği kadarıyla Maradona'ya Türkiye'den İtalya'ya kadar eşlik etti.Bu gezi ,bu ikilideki gezi aşkının artmasına neden oldu. Aynı senenin kışında ikili Bursa,Ankara ve Eskişehir'i kapsayan bir gezi yapmaya karar verdi.Akıllarına bir anda bir başka aşkları futbol geldi. Anında birer ışık yandı kafalarında.Herbirinin ışıkları kendi gölgelerini görmelerine sebep oldu.Eskişehir'de bir lig maçı izlemeye karar verdiler ve planlar yapılmaya başlandı.

Eskişehirspor o sene efsaneyi diriltmiş ve yeniden Türkiye Süper Lig'ine çıkmaya hak kazanmıştı.Eskişehir'in liglerdeki tarihini yakından izleyememişti yaşları itibariyle bu ikili ve fakat bu efsaneyi yakından görmek ve her zaman methini duydukları taraftar çoşkusunu yerinde yaşamak onları bu tarihi takımın merkezine götürmeye yetmişti.


Planlar Bursa'da kebap yemek, Ankara'da Anıtkabir ve gece hayatı ve Eskişehir'de güzel bir gezi ve maç heyecanını yaşamak üzere yapıldı.


İkili İstanbul'dan yola çıktı Bursa'da sabahtan akşama kadar kalınacaktı.Bol bol kebap yediler ve şehri gezdiler.Çok sevdiler Bursa'yı ve dağını.Akşam olunca Bursa'dan Balıkesir'e hareket edilecekti çünkü zamanında demir ağlarla örülen yurdumun toprakları , o zamandan sonra hiçbir demiryolu ağı eklenmeden bugüne gelmişti.Yani Bursa'dan Ankara'ya tren yoktu.Bursa'dan herhangi bir yere herhangi bir demirağ bile yoktu.Bu çocuklarda da Avrupa'dan kalma bir tren hasreti vardı ki bu onları raylara ulaştıran yolda en büyük yardımcı oldu.



4 saatlik Balıkesir yolculuğundan sonra nihayet gece saat 23 00 sularında vardılar tren istasyonuna.Düşündüklerinden daha iyi çıkmıştı tren istasyonu.Sevindiler.Trene binmeden önce alkol aradılar ama bulamadılar.Civarda tek bir mavi efes yazısı yoktu.Sadece pavyona benzeyen bir kaç ışık vardı.İkili de en azından ,trende içki vardır ama çerez yoktur diyerek,bir bakkaldan tuzlu fıstık aldılar.


Tren saati gelmeden içeri girdiler ve yerlerine oturdular.Bünyeleri içki isteyen ikili yavaştan restoranı aramaya koyuldular ve buldular.Restoran olup olmadığından bile emin olmayan gençler çok temiz ve şarabı olan bir restoran görünce çok sevindiler ve yazıldılar bir masaya karşılıklı.Hemen bir şarap,biraz peynir ve biraz amerikan mı rus mu hala karar verilememiş bir salata söylediler.Marquinhos cebinden cep telefonunu çıkardı ve bir tuşla onu dışarıya müzik verebilen bir alte çevirdi.Radyo dinleyerek şarap içmeye başladılar.Yolculuklarının ilk gününü konuştular ve gelecek günleri değerlendirdiler.Bu sırada trenin aşçısı konuya , avını 100 metreden(mutfaktan) koklamış ve saldırıya geçmiş bir aslan gibi, şakkadanak , masada duran çerezleri avuçlayarak ,giriverdi.İkiliye eski günleri ,Kadıköydeki çapkınlık turlarını anlattı.Komikti amca.Zaten o sırada mutluluktan uçan ikiliye ne anlatsanız komik gelecekti.Çünkü ikili bir trendeydi ve içiyordu.

İçkiler bitip de hesap ödenince ikili uyumaya çalışmak için koltuklarına döndüler.Gece zor da olsa yarım uykuyla geçti.Sabah gözlerini açtıklarında kendilerini bir western filminde zannetilerse de orası aslında Muratlı'ydı.Ankara'ya varana kadar bisküvilerine çikolata sürerek kahvaltılarını yaptılar.


Sabah 10 00 gibi Ankara'ya vardılar.Tren istasyonunun oradan minibüse bindiler ve kalacakları öğretmen evine doğru yola koyuldular.Öğretmenevi önceden beş yıldızlı bir otelin öğretmenevine çevrilmiş haliydi.Bu yüzden manzarası (Ankara'da ne kadar manzara varsa) ve rahatlığı bir oteli aratmıyordu.Hemen birşeyler atıştırdılar ve çok yorgun olduklarından biraz dinlenmeye çekildiler.Kalktıklarında akşam olmuştu ve artık çok anlatılan Ankara caddelerinde gezintiye başladılar.


İlk durakları Kızılay Meydanı oldu.Ankara halkının 4yollara ve kavşaklara meydan dediğini anlamaları zor olmadı.Barbaros görünümlü caddeyi bitirdiler ve geceyi bir barda yiyip içerek bitirdiler.Ertesi gün Anıtkabir'i gezip Ata'nın huzuruna çıkan ikili akşama doğru 7.cadde ve ardından Eskişehir semalarına doğru yolculuğa koyuldular.

Eskişehir yolculuğunu otobüste kumar oynarak geçiren ikili gecenin köründe Eskişehir'e varabildi.Varmakla da kalmadılar ve varır varmaz yanlış hatlardaki tramvaylara binerek kısa bir Eskişehir turu atıp yanlışlıkla da olsa şehri tanımış oldular.Şans eseri kalacakları öğretmenevi tam da Eskişehir'in stadının yanında olması heyecan vericiydi.


Şehir turuna son verip duraktan inince ilk gördükleri teyzeye sorular sormaya başladı
Maradona.Şurası nerede orası buraya yakın mı tarzı sorularla sağlı sollu ataklarla teyzeyi yıldırmaya çalıştı.Roma'da sanırım gay hostel sorumlusuna da böyle yıldırıcı sorular yöneltmişti Maradona ve katı İtalyan savunmasını zor sorularıyla delmeyi bilmişti ama Eskişehirdeki teyze Çanakkale geçilmezi oynuyordu.Her soruya bir cevap ve üstüne extra bilgi vererek sonuca gitmeyi bildi.



İkili, Çanakkalegeçilmezteyze'nin de yardımıyla buldukları öğretmenevine yerleştiler ve yemek yemek için bir yerler aradılar.Buldukları dandik tantunicinin bir lezzet durağı olabileceğini önceden nereden kestireceklerdi? Kestiremediler tabiki.Yedikleri tantuni o kadar güzeldi ki doyamadılar bir türlü.Hemen ,tantuniye Bursa kebabından sonra ikinci sırayı vererek şampiyonlar ligine gitmesini sağladılar.Mekanda az da olsa bir futbol muhabbeti döndürmeyi başaran ikili yorgun olduklarını belirtip otelin yolunu tuttu.Bu konuşma sırasında maç fiyatları ve Eskişehirspor'un bu seneki performansı hakkında konuştular.


Sabah ilk iş stadın yanına gidilecek ve bilet nereden alınıyorsa en güzel ve ucuz yerden alınacak
ve Eskişehir'in ortamlarına bir güzel akılacaktı.İkili stada doğru yola çıkmadan kahvaltılarını ettiler.Dışarı çıktıklarında buzdan kalma bir hava onları karşıladı.En kalın kazak ve paltolarını yanlarına alan ikili yine de üşüyordu.


Stadın çevresine yaklaşırken bir yeşil saha ve birkaç basamaklık bir tribünden oluşan stadyum görünümlü bir halı saha gördüler.Hemen koşuverdiler Yunanistan'da Starbucks görmüş Türkler gibi.Tribüne oturdular ve oradaki maçı izlemeye koyuldular.Maç küçükler arasındaydı ve çevre illerin takımlarıydı oynayanlar.Sanırım biri Şekerspor'du.Dan dun oynanan maçta az da olsa bir iki güzel pas ve göze çarpan bir iki iyi gelecek vaad eden futbolcu vardı.Hemen maçı izleyenlerle bir futbol ve Eskişehir sohbeti açıldı.Konuşulan adam ikiliye küçükler liginden o ligde oynayan takımlardan ve maçlardan bahsetti.Arada büyük futbol adamları , büyük şehirlerden , küçük futbolcuları izlemeye geliyormuş ve hakikaten beğendikleri varsa alıp götürebiliyorlarmış daha büyük takımları.Ama nadir olurmuş bu iş.


Sahadan çıktıktan sonra Eskişehirspor Konyaspor maçı için bilet almaya gittik.Bir beyaz eşya satan mağazaya girdik ve biletimizi aldık.Normalde biletler 50 lira civarındaymış.Bu fiyat bize hem çok geldi hem de İstanbulla karşılaştırdığımızda da garip geldi.Fakat şöyle bir durum var ki Eskişehir'in maçları her hafta full çekiyor.50 lira ve üzeri fiyatlar halka koymuyor ve halk her hafta maçını staddan izliyor.Bu da bize Eskişehir'in nasıl bir şehir takımı olduğunu gösteriyor.Mutlaka yatırım yapılması gereken şehirlerin başında geliyor Eskişehir.Maradona bu konuya zaten değinecektir.


Biletleri aldıktan sonra o gün Eskişehir'in lezzetlerini araştırmaya koyulan ikili çiğ börek ve profiterol yiyerek günü geçiriyor.Akşamında odaya içki alıp maç izleme planı yapan gençler Maradona'nın paltosundaki derin boşuğa içkileri koyuyor ve odaya sokmayı başarıyor.İçinden lig tv de geçen oda o akşam ikiliye cennet gibi geliyor.Eskişehir'in gece hayatını da tadan ikili gayet memnun olarak maç saatini beklemeye başlıyor.Ertesi gün 14 00'da maça doğru yol alıyorlar.


Maça giderken de çok fazla donan ekip bir de kuyruğu görünce iyice şaşırıyor.Stada nereden girileceğini aradıktan sonra kuyruğun sonunu bulup dalıyorlar içeri.İçeride mahşere yakın bir kalabalık var ve sanki tüm şehir stada doluşmaya çalışıyor gibi.Maçın başlamasına 20 dakika kala ,20 dakikada asla bitmeyecek bir kuyruk hakim.Biz de yazılıyoruz kuyruğa bir yerinden ve ister istemez bir futbol muhabbeti daha başlayıveriyor.


Kuyrukta önümde duran adamla tabiki de ligin ve Eskişehirspor'un durumu üzerine bir sohbet başlıyor.Takımın Galatasaray'ı yenmesi olay olmuş şehirde ve fakat bu maçın Adnan Polat tarafından iddaada para kazanma uğruna satıldığını düşünüyor hayalperest taraftar.Bizim taaa İstanbul'dan bu maç için geldiğimizi duyunca çok seviniyor ve Eskişehir'in ve de taraftarının ünlü olduğunu bir kez daha hatırlıyor.


İte kaka, 10 yıl öncenin Kadıköy'ünde stadda kapıdan geçerken arkadaşımın ayakkabısının kaybolup 5 dakika sonra havadan geri atılması olayını hatırlayarak , girebildik nihayet stada.Stad beklediğimden de dolu ve hala doluyor.Hemen kendimize üstlerden güneş gören bir yer beğendik ve oturduk.Maçın 15inci dakikasına kadar akın akın geldi şehir stada.Öyle bir güneş yedik ki stadda insanın güneşlenesi geldi 2 derecelik havada.


Maça gelince...ben bu kadar sıkıcı bir maç daha önce izlememiştim.Tek pozisyon sanırım Konyasopr'un ya da ev sahibi takımın bir serbest vuruşundan gelmişti.Başka da birşey olmadı koca maçta.Yani ikili möl möl birbirlerine bakarak ayrıldılar staddan.Taraftar ise maça rağmen şov yapmıştı adeta.Maç boyunca susmuyorlar.Sürekli destek halindeler.Futbolu seviyorlar.50 liraya açık tribüne gelebiliyorlar.Hem de her maç bunu yapabiliyorlar.Yalnız Lovrek adlı futbolcuyu hiç ama hiç sevmiyorlar.Onlar has ve has Anadolu çocuklarını sahada görmek istiyorlar ve Youla'nın hastası olmuşlar.Çok da enteresan bir tezahürat yazmışlar Youla'ya.Uzuvlar ile ilgili manidar bir mani gibi bir dörtlük yazmışlar.

Maçtan sonra ikili nehir kenarında vakit geçirdiler ve tren saatini beklemeye başladılar.Maradona hasta olduğundan odalarına çekildiler ve son lig maçını da odadan izlediler.Marquinhos da Maradona'nın uykusuna dayanamayıp daldı uykuya ve odanın yeni misafiri gelene kadar mışıl mışıl uyudular.Uyandıklarında artık gara gitmeye karar vermişlerdi ve çantalarını sırtlayıp yola çıktılar tekrar.Bütün gece yolda geçti ve 4er kilo alarak minik Anadolu turlarını tamamladı ikili.İstanbul'u çok özlemişlerdi ve geri döncüklerine çok sevindiler.







Eskişehir zihnimde bir Amsterdam imajı çizdi. Şehirde ulaşım çok kolay. Genç nüfus çok fazla. Aynı zamanda bir üniversite şehri Eskişehir.Şehri ortadan kesen tramvay ve nehir şehri yaşanabilir kılıyor.Ayrıca büyük İstanbul şirketlerinin yavaş yavaş Eskişehir'e yatırım yapması hem kaliteli bir yer yapmış orayı hem de bizi sevindirmiş oldu.Bu son yerel seçimde de aynı başkanın seçilmesi beni bir hayli sevindirdi.Şehirdeki tek olumsuzluk şimdilik Lovrek gibi gözüküyor ama yeni transfer Batuhan şu an bu olumsuzluğu silmiş durumda.Batuhanlı bir Eskişehir izlemek biz de isterdik.Artık bir dahaki gidişe kısmet.Eyvallah Anadolu.Sevdik seni.

NOT: lezzet duraklarında 1BURSA İSKENDERCİ
2 ESKİŞEHİR ÇİĞ BÖREKÇİ VE PROFİTEROLCU
3 ESKİŞEHİR TANTUNİCİ



Marquinhos

20 Mart 2009 Cuma

Nerede durcağini bilmek!!!




Sene 1993,Galatasaray şampiyonlar ligene kalmak için Mancester United ile eşleşti. Ben 9 yaşinda bir çocuğum ama televizyonda gördüklerimi anlayacak zamandan beri futbol izliyorum. Herkes işimizin cok zor olduğunu yaziyor,söylüyor.
Herkesin defalarca anlattiği o efsane maçi uzun uzun anlatmayacağım. Galatasaray tarihinde gene bir ilki başararak şampiyonlar
liginde gruplara kaliyor. Gerçi çok kötü bir performans sergilese de ,şampiyonlar liginin gediklisi olmaya başlamanin ilk adimini
atmiş oluyor. Maçin sahadaki oyun dişinda ,en akilda kalan kısmı bence Eric Cantona'ydi. Samiyende top toplayici cocukla uğraşmiş, hakemden kırmızı kart görmüş ve maç sonundada polislerle daşalmiş bir adamdi ilk bakişta. Ozaman ülkemizde avrupa ligleri bugünlerde olduğu gibi düzenli olarak yayinlanmiyordu. Sadece çok ilginç maçlar ve haberlere erişebiliyorduk. Bu hırcın adamin güzel futbolunu izleme şansim da o yıllarda çok olmadi. Arada bir kaç gol bir kaç çalim ve kendisi hakkinda eleştiri yapanlar ile ilgili bir kaç alişik olmadiğimiz demeç duyduk hakkinda. Daha sonra bir reklam filmi belkide ozamana kadar (hatta bence hala) yapilanlar arasinda en farkliydi. Şeytan ile insanlar maç yapiyordu ve insanlarin golunu Eric Cantona atiyordu. Reklam filminde de gerçek hayatta olduğu gibi formasinin yakasi kalkikti. Şimdi düşününce ,Eric Cantona böyle fantastik bir şey olsa ,hiç düşünmeden sahaya inebilcek 3 5 futbolcudan biridir. Aşağida Eric Cantona'nın resmi hayran sitesinden aldiğim istatistikleri yazacağım.


Manchester United

Games Goals Games Goals Games Goals
1992/93 21(1) 9 1 0 0 0 0 0 22(1) 9
1993/94 34 18 5 4 5 1 4 2 48 25
1994/95 21 12 1 1 0 0 2 0 24 13
1995/96 30 14 7 5 1 0 0 0 38 19
1996/97 36 11 3 0 0 0 10 3 49 14
Total 142(1) 64 17 10 6 1 16 5 181(1) 80

1966 yilinda doğan Cantona 31 yaşinda ,kendisine gelen bir cok teklif varken futbolu bırakti. Futbolu kendi kariyerinin zirvesinde,yani
bunu maddiyata en cok çevirebilceği süre zarfi içinde birakti belki de. Bu seçimi kendisine sorulduğunda ,herkesin kendisini büyük bir futbolcu
olarak hatirlamasini istediğini ve kimseye kendisini güldürmek istemediğini söyledi. Daha sonra ülkemizde spor kanallarinin ve spor programlarinin
artmasiyla birlikte ben de bu adami daha yakindan tanima firsati buldum. Şimdi haddimi aşip da size Eric Cantona'nın nekadar güzel goller attiğini
ve nakadar süper bir futbolcu olduğunu anlatmayacağım. Ama belki de kendi gözümde onu bukadar yüceltenin futbolu birakmasi olduğunu söylemem lazim. Bu nedemek?
Rivolda,Figo ve Recoba gibi bir zamanın büyük futbolculari,şimdinin ise paragöz insanlari kariyerlerinin zirvesinde futbolu birakip,tamamiyle kusursuz bir
kariyere sahip olamazken,Eric Cantona hala onu izleyenlerin gözünde kötü bir maç çıkarmadan,yuhalanmadan emekli olmayi başarabilmiştir. Zirveye çikmiştir ve orda bitirmiştir
futbolunu.

Ee şimdi içinizde iyi hoşta neden Eric Cantona'nın sadece bu yönünü gösteriyorsun bize diyenler olabilir. 19 Mart 2009,yer Ali Samiyen. Maçin bitimine son 10 dakika kala giren
Hasan Şaş,belkide Cantona olamadiği için maç esnasinda ve sonunda yuhalandi. Bunu ne sahada o ,nede tribündeki ve ekranlari başindaki seyirciler yaşamayi haketti. Kimdi bu Hasan Şaş?
Kısaca sölyemek gerekirse, Galatasaray da 350 maçta 53 gol milli takimda da 57 maçta 9 gol atan bir futbolcu. Bununda ötesinde 1998 2002 yillari arasinda Türk futbolunun en verimli yildizlarindan birisi.
Bunlarin hepsinin ötesinde,sahada tüm ruhunu ve tüm bedenini ,her oynadiği maçta Galatasaray için insan üstü bir özveriyle ortaya koyan bir Galatasaray aşiği. Son iki şampiyonlukta takimda Hakan Şükür ile birlikte abilik görevi (sadece Türkiye de olan bir görev) üstlenerek bu şampiyonluklarda en fazla katkisi olan insanlardan birisi. Hasan şaş, biliyorum bu satirlari okuma hatta duyma ihtimalin çok az,ama senden tek isteyim seni bukadar seven insanlari daha fazla üzme ve bu sevgiye ,içindeki aşka zarar vermeden birak futbolu. Kısmetse birgün senin de bu takima yeniden hizmet etme zamanın gelir.

Not: Hamburg maçiyla ilgili yazacak bir şey yok aslinda. Bu ,2002'den beri takimin yönetilememe probleminin bir parçasi bence. Şimdi burada sadece bu maci yazip da
bu günkü sorumlulari söylemek haksizlik olacak. Hele ki Bülent Hoca'nın yaptiği hatalari söylemek ayip olacak. O tüm iyi niyeti ve becerisiyle devraldiği enkazi yolun sonuna taşiyor şu anda.
Unutmayalim ki bu takim 5 hafta önce Kocaelinden 5 yedi. Bizimkisi romantik bir hayaldi ,sonu kötü biten canımızı yakan. Artik bu camiada birileri gerçekleri çikip söylemeli ve günü kurtarcak işleri birakip uzun vadeli bir şeyler yapmali.
Maradona

Cenazemiz Var Kapalıyız


Bursa Türkiye'nin en güzel şehirlerinden biri.Dağ havası , manzarası , yemekleri, herşeyi ile gidilmeye ve görülmeye değer.Bu güzel şehrin bir de ona gönülden bağlı taraftarları olan bir futbol takımı var.Tam bir şehir takımı Bursa.Aktif taraftar grupları var ve çok ateşliler.Her maçı tıka basa dolduruyorlar.Takımın başında da Beşiktaş gazisi Ertuğrul Sağlam var ve bence bu şehrin takımına da çok yakışıyor.Şimdilerde iyi ki kovmuşlar Ertuğrul'u Beşiktaş'tan diyorum.Ertuğrul kendine ,birlikte yükselecek bir takım bulmuş oldu.

Bu akşam 25. haftanın açılış maçını Fenerbahçe ile yaptı Bursa.Tek pozisyon hariç ki o da gol oldu , çok pozitif ,sürekli ileriyi düşünen bir futbol oynadılar.Yetenekli oyuncuları da mevcut Bursa'nın.Forvetteki Sercan ve Volkan Şen çok iyi oynuyorlar ve çok arzulular.Sağdan soldan ortadan nereden bulabilirlerse denediler maç boyunca ve Fenerbahçe'nin iyice yorulduğu dakikalarda üst üste 2 gol buldular ve maçı kazandılar.Hakettikleri bir galibiyet aldılar.Şehirlerine yakışır, taraftarlarını mutlu edecek bir futbol oynadılar.

Şu günlerde stad yapımı hızlandı Türkiye'de.Trabzon , Galatasaray ve Kayseri bu çalışmaların başını çekiyor.Kayseri Türkiye'ye modern bir stad hediye etti.Ama acaba Kayseri şehri bu stadı değerlendirebilecek mi? Bana kalırsa o stad yakında Olimpiyat stadımıza dönecek.Kayseri çok önemli bir iş yaptı tabi ki ama sanki o stada daha çok ihtiyacı olan şehirler var ülkemizde.Trabzon'un Eskişehir'in ve Bursa'nın o stadı bir hafta bile boş bırakmayacaklarına eminim ellerinde olsa.

Gelelim Fenerbahçe'ye.Çift forvetle başladılar diye ümitlenmiştim.Yanılmışım Semih'e şut çekmeme ve ara pas atma görevi verilmiş.Guiza bir aşırtma golü daha atarak en azından belki bir rekor kırarım derdinde.Ama yine de bugünün uğraşanlarındandı.Uğur Boral çalışıyor,uğraşıyor en azından bir kaç orta kesebiliyordu.Sağ kanada baktığımda ise...Deivid'in sanırım dün cenazesi vardı.Aragones ayıp etti oynatarak sevgili Deivid'i.İnsan bare bugün biraz izin verir oyuncusuna.İnsanlık mı bu?Ha? Deivid?
Emre hrçınlığının ve tribunlerin kurbanı oldu ilk yarıda, kart yiyene kadar çok istekliydi.İkinci yarıda ise tek başına topu ileri taşısa ne olurdu ki?O da bıraktı maçı.Gökhan sakat sakat oynadı ve kanadını çok çalıştıramadı.
Bir başka cenazesi olan sanırım Selçuk'tu.Galiba yakınının vefat etmediğini ve ölümden kıl payı kurtulduğunu 85inci dakikada öğrendi ve ilk şutunu çekti.Takımın geçen hafta tek mücadele edeni Deniz nedense bu hafta sahada yoktu.Şans işte her hafta da oynayamazsın ki!!!!
Şu takımda futbol oynamayı tek isteyen Lugano'dur ve sene sonunda bir aksilik olmazsa onu da kaybediyoruz.Bu maçta da yüreğiyle oynadı.

Fenerbahçe Bursaspor'a karşı 1 gol buldu ve onu bütün maç korumaya çalıştı.Ne gerek vardı bir tane daha atmaya.Ne gerek var ki yedekte duran tek forveti oyuna sokmaya.Gürhan diye bir çocuk oyuna sürüldü son dakikalarda takımı kurtarsın diye.En çok mücadele edenlerden biri olan Uğur da çıktı sonra yerine de Wederson girdi.Orta yaptı mı yapmadı mı hatırlayamıyorum bile.Unutmadan söyleyeyim, oyundan bir de forvet çıkardı Aragones.Bir gol bulma ihtimali olursa aman sevinip de Deivid'i Selçuk'u üzmeyelim bu yaslı günlerinde diye düşündü sanırım Dede.

Fenerbahçe bu sene bu uyuşuk kadrosuyla kontrat yenilemek için inanılmaz çaba sarfetti.Hadi Alex'i anlarım ama Deivid,Selçuk ve hatta Roberto Carlos'la hangi mantık çerçevesinde geleceğini çizersin?

Fener'de işler çok kötü gidiyor.Taktik değiştirmekten aciz bir teknik adam, gitgide kötüleşen bir kadro yapısı, transfer yanlışları Fenerbahçe'nin bu seneki hazin sonunu getirmek üzere.Fenerbahçe'nin bu haftaki tek kazancı sanırım Galatasaray'ın Kadıköy Finali rüyasının sona ermesi oldu.Bursa takımına da çok teşekkür ederim.Böylelikle Fener takımındaki yaralar ortaya çıkıyor.Umarım önümüzdeki Galatasaray maçına kadar bu kayıplar devam eder ve Galatasaray bize tarihi bir yenilgi tattırır. Yoksa Aragones ve 11 uykucular bizi uyutmaya devam edecekler.

Marquinhos

1 hafta sonra gelen not: deivid de souza'nın gercekten de 5 ay önce annesini kaybettiğini yeni öğrenmiş bulunmaktayım.kendisine bu acısını bir an evvel unutabilmesini diliyorum başı sağolsun.umarım eski moralli günlerine bir an önce döner.

15 Mart 2009 Pazar

zirve yolunda kanatsız ucaklar

Kanatsiz Futbol

Haftanın sonucu en merakla beklenen maçinda ,sahada cok koşan iki takim ve bu iki takimin oynadiği kanatsiz ve kopuk bir futbol vardi. Trabzonspor ligin başindan beri oynadiği takima yakin bir takimla maça başladi. Tek fark takimin şimarik çocuğu Yattara'nin ateşler içinde evde yatmasiydi. Onun yerine
devre arasinin en pahali transferi olan Alanzinho oynadi ve Trabzonspor'un yildizi oldu. Sezon başindan beri sağ kanati etkili kullanan,sol kanadi ise olmayan Trabzon,bu maçta ise sol kanadi kullandi ama gene
tek kanat alişkanliğini bozmadi. Takimda sezon başindan beri bozuk olan Ersun Yanal'in bilgisayari.Bir takim,heleki şampiyonluğu oynadiği bir sezonda tek kanatla oynuyorsa ve bulduğu gol sayisi 32(düşme
potasindaki takimlara yakin) ise hocanın nerde yanlişlar yaptiğini düşünmesi lazim. Trabzon gerek şehir gerekse takim olarak maça gergin başladi ve gergin bitirdi. Bu gerginlik oyunlarina da yansidi ve futbolu akici hale getiremediler. Her hafta olduğu gibi Selcuk ve Hüseyin orta sahada iyi mücadele ettiler.
Defans in uyumlu ikilisi Song ve Egemen çift forvet karşisinda zaman zaman bocaladilarsa da her zamanki oyunlari ile takimin ayakta kalan ikilisiydi. Orta sahanin yaratici ayaklarindan Alanzinho iyi bir futbolcu olduğunun
ilk ciddi sinyalini bu maçta verdi ,eğer devamini getirebilirse belkide Trabzonspor da her iyi takim gibi iki kanatli olabilir. Colman göbekte iyi işler yapmaya calişti ve attiği golde klasini gösterdi. Takimin sağ ve sol
bekleri özelliklede sol beki Cale , yari sahayi sadece soyunma odasina giderken geçti. Forvetin ilginç ikilisi Umut ve Gökhan ise bukadar eskik savunma karşisinda pozisyona dahi girmekte zorlandilar. Ersun Yanal
daha sonra oyuna Isaac 'i alarak Aragonnes ekolunden gelen bir değişikliğe imza atti. Kaleci Silva ise zaten haftalardir güven veren bir performans sergilemiyordu. Bu gün yenen ikinci golde ve ondan önce Egemenin
çizgiden çikardiği topta sadece transfer edilmiş olduğu için Tolga'yi kestiğini gösterdi. Son olarak Trabzonspor kesinlikle
kaybetmemesi gereken bir maçi kazanamadi. En azindan bir büyük maçi kaybetmemek takimin son haftalarda eksilen güveninin geri gelmesinde bir miktarda olsa faydasi olur.

Yanlişlardan bir doğru çikmadi

Galatasarayin ilk 11ini görünce ilk dikkatimi çeken perşembe günü çerek finale kalma mücadelesi verilcek maçta oynayamayacak olan Emre Aşik'in sahada olmasiydi. Emre Aşik bugün hatasiza yakin oynamiş ve belkide sahanin Galatasaray açisindan Arda ile birlikte en faydali oyuncusu olmuş olabilir,ama perşembe günü bu takimin defans
4lüsü bambaşka olacak. Bir yanda lig maçi diğer yanda uefa maçi. Galatasaray tarihinde 17 kez lig şampiyonu ve sadece 1 kez uefa şampiyonu olabildi. Sizce bu takim bazi seçimler yapmak zorunda kaldiğinda hangi yöne gitmeli. Benim içimden
geçen bir Türk takiminin bu kupayi bir kez daha kazanmasi ,en azindan ileriye gitmesi. Bu acidan bu beni gerçekten hayalkirikliğina uğratti. Saha içindeki Galatasaray'in dizilişi ise 4 3 1 2 idi. Galatasaray da rakibine özenmiş olacakki ortasahaya kanatsiz çikti.Zaman zaman Arda bazi ataklarda sol kanadi kullansa da maçin genelini kanatsiz oynadi. Ardanin üst düzey çabasi Ümit Karan'in ve
Sabri'nin çildirtan performanslarina yenildi ve Galatasaray oynadiği bu kötü maçta öne geçmiş olmasina rağmen üstünlüğünü koruyamadi. Gerçi bu noktada sahaya iki önemli aktör çikiyor. Birincisi ligin en çok gol atan futbolcusu Baros. Kim bu Baros,
avrupada takim takim gezmiş ve sezonda 10 golu anca bulmuş, fakat bu sene Galatasaray da ligde 16. golunu bugün atan golcüsü. Yada bunun aksi bir şekilde bir forvet olarak 8 futbol dışı(hakemi kandirmaya yönelik hareket ve elle oynamalar) sari kart görmeyi başarmiş son derece sorumsuz bir oyuncu. Burda rakip takimin defansinin göbeğinde oynayan Song'un hiç kart görmediğini sölersek sanırım durumun
nekadar vahim olduğu bir kez daha anlaşilir. Baros bu maçtada gene benzer bir hareketten sari kart gördü ve takimini haftaya Eskişehir maçinda
yanliz birakmiş oldu. Yaser konusuna gelirsek; genc bir futbolcu maça giriyor,takimi 2 1 önde ve maçin bitimine yaklaşik 10 12 dakika var. Yaserin bugüne kadar oynadiği maçlardan gördüğümüz kadarinla özellikleri kendisinden bekleneni bu maç için vermeye yetecek seviyede.(top ayağina gelince hızla koşup oyunu soğutmasi :) ). Peki bizim genc futbolcumuz bir sene boyunca neler izledi yedek klubesinde. Hakemlerle sürekli
oynayan Milan Baros,formsuzluğu dillere destan Ümit Karan'ın sürekli hakemlere bağirmasi ve klubun ona sahip çikmasini,takimin bal yapmayan arisi Sabri'nin koştuğundan fazla konuştuğunu ve takimin ikinci kaptani Ayhan'ın her maç işine gelmeyen pozisyonlarda hakeme "sinkaf" yaptiğini. Peki o ne yapti. Oyuna girer girmez bir taç atişinda Egemen'e dirsek atarak oyundan kendini 1 bucuk dakikada attirdi. Bakalim kulüp Yaser'e kaç maç ceza verecek ve Baros'a bu sorumsuz haraketlerinin bedelini nezaman soracak??

Bülent Korkmaz

Bu büyük kaptan Bülent takimi kanatsiz oynatarak ve Hamburg maçina inat Emre Aşik'la sahaya çikti. Geçen maç oyundan çikarken kendisine küfür eden Lincoln'ü oyuna yedek başlatarak bir disiplin gösterisi yapan hocamiz Bülent,oyunun gidişatina inat Linlocn'u oyuna almayarak, oyuncuyumu yoksa kulübü mü cezalandirdi biraz düşünmesi lazim bence. Tabiki de hiç kimse Galatasaray'dana daha büyük değildir ama alinmasi gereken bir 3 puan varsa bunun için tüm kaynaklar kullanilmalidir. Lincoln'ü oynatmayarak değil bence para cezasi şeklinde bir disiplin sistemine geçilmeli.

Eyyamci Hakem

Bu blogda tutupta Erman hoca yada Ahmet hocalik yapmayacağım amma velakin bir futbol sever olarak sahadaki hakemin bukadar basiretsiz ve eyyamci olmasi beni çok üzüyor. Hadi yeteneksizsin beceriksizsin,bari tribünleri germe be adam. Zaten şehir Trabzon,ülkenin en zorlu ve geçmişin en belali deplasmani ve dün hava alaninda olaylar çikti. Hakem en azindan düzgün maç yöneterek tansiyonun düşün olmasini sağlayabilirdi.

Not: Trabzonspor bu ülkenin tartişmasiz en büyük şehir takimi. Hüseyin Avni Akyer ise bu ligin en zorlu deplasmani. Fakat tribünler takim geriye düşünce
takimini ateşlemiyor. Taraftar sadece iyi gün dostu değil,en zor anında bir dayanak olmali.


Maradona

ORTANIN SAĞI


Gençlerbirliği takımından bir oyuncu daha almıştı Fenerbahçe 2001 senesinde.Modadır her zaman ligimizde Gaziantepspor ve Gençlerden oyuncu almak.Umit Özat da onlardan biriydi.Fenerbahçe'ye geldiğinde istikrarsız bir takım vardı karşısında Ümit'in.2000deki şampiyonluk sonrası işler hiç iyi gitmemişti takımda.Takım ligin sonunu 4üncü ya da 5inci olarak tamamlayabiliyordu.Uefa kupasına giderse başarıydı o seneler Fenerbahçe.Ama sene 2003'ü gösterdiğinde takımın başına Daum geliyordu.İşler iyi gidecekti artık.Ümit de o dönemin efsane kaptanı olacaktı Daum'la beraber.

Libero, ön libero , oyun kurucu ve en sonunda da sol bek oynadı Ümit Fenerbahce'de.Ümit ülkemizde belki de ,sadece sağ ayağını kullanabilen tek sol taraf oyuncusuydu.En büyük şansı önünde oynayan Tuncay ve onun açtığı koridorlardı.

Az mı yuhaladık ,yuhaladım Ümit'i Kadıkoyde. Orta yapamayan kanat oyuncusu mu olurmuş diye az mı söylendim.Allah'ın sopası yok derlerdi de inanmazdım.Haklı da çıktım. Allah elindeki son sopayı Fener'e 8 numara olarak gönderdi bu sene, eski şeytanıyla ve Ümit'i yuhalayan zihniyetle dalga geçercesine.
O yuhalanan adam Fenerbahçe'de bir sezonda en çok isabetli orta yapabilen adam oluverdi.Her zaman sol ayağıyla orta yapamasa da sağ ayağının dışıyla kestiği isabetli ortalar yüzümdeki hayret içerikli gülümsemelere neden olmuştu.Her mevkide oynayabileceğini gösterdi bize.İnsan isterse orta da yapardı gol de atardı.

En sonunda Fener'de kaptanlık da yaptı Ümit. 100. yılda takıma gerekli gazı vererek, soyunma odalarının Fatih Terim'i de olmuştu.Ne yazıkki yollar 2 sene önce ayrıldı Ümit'le.Yerine ancak Roberto Carlos gelse Ümit'i aramazdık.Ama yine arıyoruz.En azından efendiliğini arıyoruz Ümit'in.Kötü bir yere de gitmedi Ümit.Daum onu Köln takımına, yanına çağırdı.Kaptan yaptı onu.Bundesliga'da kaptanlık yapmak da varmış yuhaladığım Ümit'in kaderinde.

Başına gelen o kötü olayı biliyoruz.Çok futbolcunun başına geldi ama o ucuz atlattı.Hala hayatta ama doktorunun tavsiyeleriyle futbolu dün bıraktığını açıkladı Ümit.Gözyaşları içinde konuştu.Saçı sakalı birbirine girmiş belki de depresyonda.Ümit belki asla para sıkıntısı yaşamayacak.Ne bileyim belki Daum'la beraber bir dönerci açarlar Köln'ün ortasına.Dökerler Alaman bir sos içine alın size Alaman döneri , gelsin paralar.Ama dedim ya ağlıyordu Ümit.En sevdiği işini bırakmak zorunda kaldı.Hem de Bundesliga'da kaptan olarak.

Ümit Fenerbahçe'de oynadığı için çok mutluyum.Futbolu en azından Dubai'de ya da Amerika'da bırakmadığı için de ayrıca gururluyum. Ne yapalım işler kötü gidince tribünde bazen kimi yuhalayacağını şaşırıyor insan. Protesto yapası geliyor hemen insanın. Ama ben cavabımı tokat gibi almasını bildim Ümit'ten. Bizi şampiyonluklara götüren kaptana tekrar teşekkür eder ve kimi zaman yaptığım kabalıklar için özür dilerim. Hayatta başarılar sağ ayağını her ortamda iyi kullanan adam.

Marquinhos